"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İngilizlerin fethedemediği manastır

Mustafa Sait ÖNAL
12 Mart 2018, Pazartesi
Mont Saint-Michel’e vardığımızda nihayet 18 yıl kuşatılıp fethedilemeyen manastırı görüyoruz sahilin içindeki dağın zirvesinde.

Uluslar arası öğrenciler için düzenlenen Normandiya turuyla Fransa’nın bir bölgesini daha görme fırsatı yakaladım. Ancak şansıma bugünler Fransa’nın en soğuk günleri. Normandiya, Fransa’nın kuzeybatısında kalan bir bölge. Hemen karşıda İngiltere’nin Güney kısmı var. Yani bu sahiller Manş denizini görüyor. Sabah Paris’in merkezinden ekibe katılarak başladığımız gezide yaklaşık 60 kişilik bir grup ile yola koyulduk. Bu gezide Normandiya bölgesindeki bir kaç şehri gezeceğiz.

Gezi boyunca hava müthiş soğuktu. Çoğunlukla sıfırın altında... Havanın derecesi bir yana esen rüzgârın şiddeti de oldukça fazlaydı. Ne kadar kalın giyinsem de esen rüzgâr iğne gibi ceketimi ve kat kat kıyafetlerimi geçip tenime batıyordu. Havanın soğuk olması geziyi oldukça zorlu kıldı.

SAHİL ŞEHRİ HONFLEUR

Otobüsümüz ile bir süre gittikten sonra ilk durağımız olan Honfleur’a vardık. Küçük bir şehir burası. Sahil kenarındaki hafifçe yamaç olan bir yere kurulmuş şehir. Şehrin merkezinde, ahşaptan inşa edilmiş Aziz Catherine Kilisesi’nin arkasında bir halk pazarı var. Pazarda, ağırlıklı olarak deniz ürünleri var, tezgâhlarda: İstakoz, kalamar, karides, midye... Tavuklu börekler, Fransız mutfağının hamur işleri… Çeşit çeşit Fransız peynirleri: Kamamber, Brie, Komte, Rokfor, Chevre, Munster... Eh tabiî, pazarda bulunabilecek meyve sebze türleri de tezgâhlarda yerini alıyor. Şehrin insanları bir bir ihtiyaç duyduklarını satın alarak evlerine ilerliyor. Türkiye’deki pazarlar gibi kalabalık hayal etmeyin bu halk pazarını. Oldukça sakin bir şehir burası. Hayat öyle çok da hızlı gitmiyor. Turistler olmasa belki caddelerde tek tük yürüyen insanlar olacak.

Caddelere ve sokaklara dalıp bu küçük sahil şehrini keşfe çıktığımızda ise adım başı sanat galerilerine rastlıyoruz. Bütün sokaklardaki, hemen hemen bütün butik dükkânlar müze tadında içlerindeki orijinal tablolarla ziyaretçileri bekliyor. Sokaklardaki dükkânlar sanat galerisi değilse de ya çikolatacı ya da benzer dükkânlar…

DEAUVİLLE VE NORMANDİYA ÇIKARTMASI

Şehirde birkaç saat kaldıktan sonra bir sonraki durağımız Deauville’ye doğru yola çıkıyoruz. Tur boyunca rehberimiz Jeff’in yaptığı açıklamaların çoğu Fransızcaydı. Jeff, bildiği kadar İngilizcesiyle bildiklerini anlatamıyormuş. Ben de bildiğim kadar Fransızcamla söylediklerini anlayamıyorum. Zaten çok da gerekli konuştuğunu zannetmiyorum. Maksat otobüste geçen zamanı şenlendirmek.

Bir süre sonra Deauville’ye varıyoruz. Deauville de bir sahil şehri. Uzunca bir plajı var. Bu kıyılarda gelgit olayı görülüyor. Plaja bakınca suyun çekilmiş olduğu da anlaşılıyor zaten. Biz plajda yürürken bir grup geliyor plajın başından atlarıyla birlikte. Kumsal boyunca atlarını sürüyorlar biz de at nallarının oluşturduğu derin izlerin dalgalar tarafından doldurulmasını izleyerek ağır ağır yürümeye devam ediyoruz peşlerinden. Bu taraflara belki de yazın gelmek gerek. Hava yüzmek için yeterli sıcaklığa ulaşırsa o zaman daha neşeli olabilir şehir. Çünkü hava oldukça soğuk şimdi. Sahilde rüzgârın önünü kesecek hiçbir engel olmadığı için rüzgâr doğruca bize çarpıyor. Sanki havanın sıcaklığı değil rüzgârın soğuk sesi üşütüyor bizi. Güneş de havada figüran gibi kalıyor. Kumsalda yürürken arkadaşım Normandiya çıkarmasını hatırlıyor. 2017’de vizyona giren Dunkirk filminin konu aldığı D-Day’ın geçtiği topraklar buralar hemen hemen. 1944’teki Normandiya çıkartmasına verilen isim, D-Day. Almanların kontrolü altındaki topraklara yapılan İngiliz çıkartması çok şiddetli geçen bir savaş olarak biliniyor. İki ay sürmeyen savaşta toplamda neredeyse 240 bin zayiat veriliyor. Dünyada bilinen en büyük çıkarma Normandiya çıkarması. Metrekareye düşen mermi sayısı en çok bu savaştadır. İkinci sırada ise Çanakkale savaşı yer alıyor. Oradan kıyaslayabilirsiniz. Sahile bakan kabinlerin önünde, burayı ziyaret eden ünlü oyuncuların isimleri yer alıyor. Her yıl Deauville Amerikan Film Festivali’ne ev sahipliği yapıyor bu şehir ve her yıl da yeni aktörlerin isimleri ekleniyor buraya.

Oldukça yorucu bir günün sonuna yaklaşıyoruz. Aslında hava soğuk olmasa belki bu kadar yorulmayacağız, ancak sanıyorum vücut kendini ısıtmak için gezmekten daha çok enerji tüketiyor. Tekrar otobüsümüze dönüyoruz üşüyerek. Sıradaki durak, otelimiz. Hava kararınca otelimize varmış oluyoruz. Ertesi sabah kahvaltı yapmak için ortak alana iniyorum. Kahvaltıda televizyondaki haber kanalını izlerken görüyorum. Anlayabildiğim kadarıyla sabah bültenini ülkedeki soğuk hava oluşturuyordu. Soğuktan nasıl korunmalı ve soğuğun ülke genelinde verdiği zararlar gibi konular… Bayağı bildiğin afet gibi ülke gündemine düşmüş soğuk. Kahvelerimizi bitirdikten sonra son durağımız olan Mont Saint-Michel’e doğru yola çıkıyoruz. Otelin kapısından daha çıkar çıkmaz dondurucu soğuk çarpmaya başlıyor.

ADA ŞEHİR: MONT SAİNT-MİCHEL

Mont Saint-Michel’e yaklaştığımızda bir bisküvi dükkânına giriyoruz. Her halde anlaşmalı bir yer diye düşünüyorum varınca oraya. Yol kenarlarındaki “fabrikadan size” havasında bir yer. Dükkânın içi buram buram bisküvi kokuyor. Kavanozların içerisinde denemek için bırakılmış bisküvileri test (!) ediyoruz. 60 kişi bir kaç sefer deneyince kavanozun dibinde sadece kırıntılar kalıyor haliyle. Dükkâna girişimiz adeta çekirge afatı gibiydi. Dükkândan çıkarken kasadaki kuyruğun bitmesini bekliyoruz.

Otobüse binip 10 dakika daha gidince nihayet Mont Saint-Michel’e varıyoruz. Burası hem ada hem de dağ aslında. Gelgitten dolayı sular yükselince adaya dönüşüyor, sular çekilince de dümdüz arazinin ortasındaki dağ gibi kalıyor ortada. Bizim gittiğimizde sular çekilmiş vaziyetteydi. Engin düzlüğün ortasındaki dağ… Minik dağın zirvesinde de bir manastır… Tıpkı Disney’in ekranlardaki şatosunu andırır şekilde.

Dağı çevreleyen surlardan içeri girdiğimizde iki tarafı butik dükkânlardan oluşan dar sokaklardan zirveye doğru ilerledik. Yol boyunca hediyelik eşya dükkânları ve restoranlar bulunuyor zirvedeki manastıra kadar. Nihayet zirvedeki manastıra vardığımızda içeri giriyoruz. İçerisinin de dışarıdan farkı yok. Heryer hâlâ buz gibi. Odalardan odalara, geniş salonlardan koridorlara geçiyoruz. Salonların duvar boyu şöminelerini görüyoruz. Ancak bu manastırı bu soğukta ancak Cehennem ateşi ısıtır.

Manastırın konumu müthiş. Tam da olması gerektiği gibi korunaklı. Muhtemel bir saldırıda gelgitten dolayı uzun süre kuşatılması da mümkün gözükmüyor. Yüksek surlarıyla ve dar sokaklarıyla da oldukça korunaklı. Din adamları burada inzivada iken beşerî problemleri göz ardı edebilirler. Tarih boyunca buraya hep surlar inşa edildiği söyleniyor, ancak manastır sadece 8. yüzyıldan beri orada hizmet veriyor. Adanın nüfusu ise 2009 itibarıyla sadece 44.

FETHEDİLEMEYEN MANASTIR

İngilizler bütün Normandiya’yı 1419’da alıyorlar. Bütün bölgeyi alıp sadece Mont Saint Michel’i ele geçirememişler. 1424-42 yıllarında da ada kuşatma altında kalıyor. Fransız Kralı VI. Charles’in desteğiyle ada sakinleri orada yaşayabiliyor. Savaş bitip İngilizler evine geri döndüklerinde, kuşatma sona erdiğinde, manastırın ilk hali tekrar inşa ediliyor 11. yüzyıldaki plana göre. VII. Charles’de kuşatmada yıkılan yerleri tamir ettiriyor.

Fransız ihtilâli sırasında neredeyse hiç din adamı kalmamış manastırda. Bu sırada cumhuriyete karşı olan hâkimler ve din adamları buraya hapsedilmiş. Hemen ardından da önemli politik mahkûmlar buraya yerleştirilmiş. Tarih 1836’yı gösterirken de Victor Hugo ile birlikte dönemin etkili fikir önderleri adanın ulusal bir hazine olarak eski haline döndürülmesinde etkili olmuş. Hapishane 1863’te kapatılırken, ada 1874’te de tarihî eser olarak nitelendirilmiş. Bugün ise 1979’dan bu yana UNESCO Dünya Mirasları listesinde.

Adayı ziyaretimiz sona erdiğinde otobüsümüze geri döndük. Oldukça zorlayıcı bir geziydi hava şartlarından dolayı. Ancak dünyanın bir başka yerini daha görmek, farklı milletlerden birçok yeni insanla tanışmak hepsine değerdi. Otobüse varıp Paris’e geri dönerken Jeff’in Fransızca konuşmaları adeta ninni gibiydi. 

Okunma Sayısı: 2154
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı