"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hifâ Hatun (ra)

Muzaffer KARAHİSAR
09 Ocak 2018, Salı
Bir arkadaş, çocuğunun ismini Hifâ Nur koyduğunu söyleyince, Hifâ’nın ne anlama geldiğini sormuştum.

Medineli, Ensar’dan ve kadın sahabelerden olduğunu söyledi. Kısaca hususiyetlerinden bahsetti. O mübarek, faziletli insanın hayatı ve kabilesi hakkında kaynaklarda malumat verilmese de kıssası meşhurdur. Verdiği ibret ve fedakârlık dersi, günümüze kadar gelmiştir.

Hifâ Hatun (ra) Medine-i Münevvere’de güzelliği, zenginliği ve ahlakıyla ün salmış, samimi bir Müslümandır. Peygamber Efendimize (asm) çok bağlı, her söylediğini yapan takva sahibi bahtiyarlardandır. Bir gün Peygamberimizin (asm) huzuruna gelerek, “Ey Allah’ın Resulü! Beni Cennete götürecek bir iş, amel öğret.” dedi.    

Bu arzu ve isteği üzerine Resulullah (asm) “Önce bir erkekle evlenmen lazımdır. Bununla dinin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Bu emir üzerine; “Ey Allah’ın Resulü! Küfüvüm (dengim) kim olabilir? Bana Habeşistan Hükümdarı melik Necâşi evlenme teklifinde bulundu. Fakat ben onun bu teklifini geri çevirdim. Birçok insan, kıymetli mücevherler ve cazip hediyelerle evlenme teklif ettiler, kabul etmedim. Bu gün ahirette kurtuluşun evlenmekte olduğunu buyuruyorsunuz. Ya Resulullah! Siz kimi beğenip uygun görürseniz, ben ona razıyım” diyerek tevazu, tevekkül ve teslimiyetini gösterdi.  

Resulullah (asm) Hifâ Hatun için kimseye ümit vermemek ve kimsenin de ümidini kırmamak için pratik bir çare bulur: “Yarın sabah mescide ilk gelenle evlen.” buyururlar. Bu teklif herkesin hoşuna gider, razı olurlar. Herkes tedbir alıp mescide erken gelmek için hazırlık yapsa da Allah (cc) o gece bütün sahabelere derin uyku verir. 

Bu haberi Süheyb (ra) duyar ama dikkate almaz. Zira fakir, kimsesiz, uzun boylu, esmer, zayıf, çelimsiz bir insan olan Süheyb, o sabah mescide erken gelen kişiydi. Hifâ Hatun ise, zengin, güzel ve rağbet edilen biriydi. Peygamberimiz (asm) namazdan sonra Hifâ Hatunu çağırdı, durumu bildirdi. O da buna itiraz etmeden razı oldu.

Resulullah, (asm) hutbe okudu, nikâhlarını akdetti. “Süheyb, kalk bu hanımın için bir şeyler al!” buyurdu. Lakin Süheyb, dünyalığı olmadığını söyleyince Hifâ Hatun, kendi servetinden on bin dirhem gümüşlük bir kese getirtti. Onları Süheyb’e verdiler. O da gerekli şeyleri alıverdi.

Sonra Resulullah (asm) “Ey Süheyb! Hanımının elini tut, onu evine götür!” buyurdu. Bu sefer Süheyb (r.a) dedi ki, “Ya Resulullah (asm) Benim evim mescittir! Hangi eve götüreyim?” Süheyb’ in bu cevabını işiten Hifâ Hatun, “Filan yerdeki hazır konağı sana bağışladım. Kalk beni oraya götür.” dedi. 

Onun bu âlicenap tavrı ve hareketi Resulullah’ın (asm) çok hoşuna gitti. Ona dua etti. Sahabe de onun bu hareketini çok takdir ettiler ve onu övdüler.

Karı ve koca kalktılar ve birlikte konağa gittiler. Akşam olunca yemeklerini yediler. Rablerine hamd ve şükrettiler. Nihayet yatma vakti gelince Süheyb, “Ya Hifâ! Bil ki,  sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben sana mihnetim (sıkıntı veren). Ben bu nimete şükür, sen bu mihnete sabır için gel bu geceyi ibadetle, taatle ve zikirle geçirelim. Sen sabrediciler,  ben de şükrediciler sevabına kovuşalım. Çünkü Resulullah (asm) “Cennette yüksek çardak vardır. Bunda yalnız şükredenler ve sabredenler bulunur, buyurdu.” dedi.

O gece ikisi de taat, ibadet, dua ve zikirle ile meşgul oldular. 

Sabah namazını eda için Süheyb, mescide geldi. Cebrail (as) onların gerekli hallerini Resulullah’a (asm) bildirdi. Cennet ve Cemâl-i ilâhî ile onlara müjde verdi. Resulullah (asm):

“Ey Süheyb! Geceki hâlini, sen mi anlatırsın? Ben mi söyleyeyim?” buyurdu. 

Süheyb, başını önüne eğerek sessizce “Allah’ın Resulü (asm) en iyisini bilir” cevabını erdi. Resulullah (asm) durumlarını, yaptıklarını bildirdi. Ve sonra:

“Siz Cennetliksiniz ve Allah u Teâlâ’yı göreceksiniz!” müjdesini verdi. Süheyb sevincinden ve Cenâb-ı Hakk’ın didar-ı müjdesine kavuşmak şevkinden başını secdeye koydu: “Ya Rabbi! Eğer beni mağfiret etmişsen, günahlara bulaşmadan ruhumu kabz et!” dedi. 

Allah u Teâlâ, onun ruhunu secdede iken kabz etti. Orada bulunan tüm sahabeler bu duruma şaşkınlık ve ağlamaklı olurlar. 

Resulullah (asm): 

“Daha şaşılacak şey, Hifâ’da bu anda ruhunu Hakk’a teslim etmiş olmasıdır.” buyurdular. Hakikaten o esnada Hifâ Hatun’un da Hakk’a yürüdüğünden kimsenin şüphesi olmadı. Muhbir-i sadık Efendimizin her haber verdiği doğruydu. Nitekim bu da öyle oldu.

Sahabe-i Kiram efendilerimiz her ikisinin de cenaze işlemlerini yaptıktan sonra ikisini de Cennet’ül Bakî mezarlığına yan yana defnettiler. Başları ucuna iki tahta koydular. 

Tahtalardan birine: “Bu Allah’ın (cc) nimetine şükür edenin kabridir.” diye yazdılar. Ötekine de: “Bu Allah’ın mihnetine sabredenin kabridir.” ibaresini yazdılar. 

Bu olay ile bir kere daha anlaşılmıştır ki, ashab-ı kiram kuvvetli bir imana, takvaya ve tam bir teslimiyete sahip faziletli insanlardı. 

Allah (cc) onlardan razı olsun.

Okunma Sayısı: 6591
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Sebahattin ASLAN

    10.1.2018 10:17:37

    Yazılarınızı beğeniyor ve takdir ediyoruz. "Hifa Hatun (ra)" yazınız ayrı bir güzel. Bu tür yazılar şevka medar olması münasebetiyle önemlidir. Tebrikler.

  • Toygar

    9.1.2018 12:45:43

    Şimdiye kadar hiç duymamıştım bu hadiseyi. Nasıl bir Allah sevgisi ve itaattir bu! Hem imrendim, hem ağladım!..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı