"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Allah’a yakınlık ve uzaklık üzerine bir yorum

Osman KOYUNCU
23 Eylül 2018, Pazar
Velâyet, yakınlık manasındadır, ben bunun velisiyim deriz. Tasavvuftaki velâyet, kurbiyet (yakınlık) kelimesi ile ifade edilir ki, Allah’a yakın olma mânâsında kullanılır.

Allah mekândan münezzeh olduğundan bu yakınlık bir yere olan mesafe şeklinde düşünemeyiz. Çünkü Allah, çok uzakta maddî bir varlık değildir, bu şekilde düşünen Allah’a gerçek mânâda inanmamış olur. O sonsuz bir nurdur ve her şeye her şeyden daha yakındır.

Allah’ın Celâl ve Cemâl olmak üzere isimleri ikiye ayrılır. “Allah celle celâlühu” deriz. İşte Allah, Kahhar, Cebbar, Müntakim (intikam alan) gibi isimler Celâl silsilesi içindedir. Rahman, Rahim, Gafur, Settar gibi isimler de Cemal silsilesinin içinde yer alır. Celâl sıfatını tazammun eden “Sübhanallah” abdin (kulun) ve mahlûkatın Allah’tan baid (uzak) olduklarına nâzırdır. Cemâl sıfatını ihtiva eden “Elhamdülillah” Cenâbı Hakk’ın rahmetiyle abde ve mahlûkata karib (yakın) olduğuna işarettir. Teşbihte hata olmaz bir babanın veya öğretmenin çocuklarına işin veya terbiyenin gereği olarak mesafeli durması Celâline, fakat çocuğunu sevip, eğitip koruyup büyütmesi ise Cemâline misal verilebilir.

Bediüzzaman, Allah’a yakınlık uzaklık noktasındaki görüşlerini, hep güneş misâli ile izah ediyor. Bundan önceki yazılarımızda güneşin mahiyeti hakkında izahlar yapılmıştır, bu konunun anlaşılması için güneş hakkında kısa bir bilgi vermeliyiz. Güneş, hem maddî bir varlık hem de enerjidir. Benzetmede hata olmaz derler, Allah’ın sonsuz Nur olmasını güneşin ısı (enerjisi) ve ışığı ile maddesini de Allah’ın Rahmaniyet tecellisi ile izah ediyor. Güneş ve diğer yıldızlar çoğunlukla hidrojen elementlerinden oluşur. İki hidrojen bir helyuma dönüşür ve bu arada muazzam bir enerji açığa çıkar. Onun için Bediüzzaman bu sonsuz vahdaniyet ve Ehadiyet tecellisini “Şems-i Ezeli” olarak akıllara yaklaştırıyor. Bediüzzaman, ”Kurb (yakınlık) cihetiyle, hararet (ısı, enerji) ve ziyayı (ışık) veriyor. Bu’d (uzaklık) cihetiyle, insanların mazarratlarından tâhir (temiz) ve sâfi kalıyor. Bu itibarla insan şemse karşı yalnız kabil olabilir, fâil (iş yapan) ve müessir (tesir eden) olamaz diyor” Bu itibarla Güneşin ısısı ve ışığı gibi bize çok yakındır, yakınlık Allah’tandır, fakat güneşin maddesi gibi biz ondan çok uzağız, uzaklık bizdendir.  

Bediüzzaman Allah’a yaklaşmayı özetle iki şekilde açıklıyor. Birisi Peygamberimizin (asm)ve O’nun (asm) sohbetinde bulunan sahabelerinin, kendi makamlarına göre Allah’a yakınlıklarıdır ki bu da Allahın Nurunu, güneşin ısı ve ışığı gibi gölgesiz olarak doğrudan almalarına misaldir. Diğer yakınlık (velilik) ise bizim Allah’tan uzak olmamız noktasında güneşin maddesinden uzak olduğumuz gibi o koca güneşin maddesine yaklaşmaya çalışmak gibi bir şeydir ki bu da tarikat şeyhlerinin seyri sülük ile terakkileridir. Bu terakki hem enfüsi hem de afâkî surette devam eder. Birinci de zaman kısa, ikinci de ise uzundur. Peygamberlerinde risaletleri içinde velâyetleri de vardır. Peygamberimizin Mi’raca çıkışı velâyeti, gelişi ise risaletidir. Velâyette zaman vardır, fakat risalette zaman yoktur. Onun için bir anda gitti denmiyor, bir anda döndü deniyor. Onun içindir ki hiçbir veli Peygamberlere yetişemediği gibi en küçük sahabelere de yetişemez. Birinci yaklaşım vehbidir yani Allah vergisidir, incizabdir cezbi rahmanidir. İkincisi kesbidir yani kul kendi gayret ve çalışması ile bir mertebeye ulaşır. Onun içindir ki Bediüzzaman Yedinci Sözde şu kâinatın tılsımını açan imanın iki kutbunu açıklıyor, biri Allah’a iman diğeri ahiret gününe imandır. 

Allah’ın iki özel ismi vardır ki bu insanlara verilmez. Bunlar Allah ve Rahmandır (İsra 110). Bunlara iman çok mühimdir Allah, sonsuz nurdur, Rahman ise O sonsuz nurun sonsuz tecellileridir. Yani Allahın yarattığı şeyler ve ahiret rahmettir. Allah ve Rahmana tam inanan insan diğer imanın şartlarına dolaylı olarak inanmış olur, Yedinci Sözde bunun inceliklerini anlatıyor. Yani Allah sonsuz nurdur, onun tecellisi yani Rahmanın sonsuzluğu hayatta diğer dünyada sonsuz olarak devam edecektir. Allah ve Rahmanı birlikte düşünmek onun vahdaniyetidir bu güneşe misaldir, Vahdaniyetinin küçük tecellisine Ehadiyet denir bu ise bir cam parçacığında güneşin yansımasına misaldir. 

Bediüzzaman, “Öyle de, o Celîl-i Pürkemâl, o Cemîl-i Bîmisâl, o Vâcibü’l-Vücud, o Mûcid-i Küll-i Mevcud, o Şems-i Sermed, o Sultan-ı Ezel ve Ebed, sana senden yakındır. Sen O’ndan nihayetsiz uzaksın. Takdis ederiz o Zâtı ki, nihayetsiz kurbu nihayetsiz bu’d ile cem edip, zerreler ile şemsler arasında uhuvveti tesis etmiştir. Birbirine zıt olan bu şeyleri cem etmekle derece-i azametini bir derece göstermiştir” diyor.

Allah ve Rahmana tam olarak inanan insan ne dünyadan kazandığına sevinir ne de kaybettiği şeylere üzülür, hayattan endişesi olmayacağı gibi ölümden de korkmaz. Bunlara inancımız tam olmadığı için korkup üzülüyoruz. Nasıl şefkatli bir anneden çocuğu korkmaz, ona güvenir. Bizler niçin sonsuz büyük Allah’ın rahmet ve merhametine güvenip huszur bulamıyoruz?

Okunma Sayısı: 1274
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı