"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İman hizmetinde hiçbir şey ihlâsın önüne geçemez

02 Kasım 2018, Cuma 00:24
İnsanın yaratılışı ve hikmeti imtihandır…

İman bir imtihandır… İslâmiyet bir imtihandır… Kur’ân okumak, anlamak ve hükümlerini, emirlerini, yasaklarını dinlemek veya yapmak, yerine getirmek bir imtihandır… Ehl-i küfür değil de ehl-i iman olmak bir imtihandır… Ve hizmeti Kur’âniyenin ve İmaniyenin kendisi, bilfiil, bizatihi, hazâ büyük bir imtihandır…

Dünyaya matuf, dünyaya ait işlerinde imtihanı vardır, ama ahirete ait, ahirete bakan işlerin imtihanı şedittir, şiddetlidir ve acımasızdır…

Ahirete ait işlere ahiret gözlüğüyle, düsturlarıyla, kuralları ve prensipleriyle bakmak lâzım gelirken; dünya işleri ve dünya gözlüğüyle bakmak hatar-ı azimdir… Büyük bir hatadır… Cerhedilmez bir yanlışlıktır.

Dünyaya göre sonsuz milyonlar kere kıymettar ve farklı olan ahiret işleri ve ahirete dair umur ve neticeleri hiçbir zaman dünyanın fani, geçici, neticesi zaif işlerine, umuruna, muvazenesiz, dengesiz, ölçüsüz bir şekilde kıyas edilemez ve edilmemelidir de… Ve hakeza herkes çok iyi bilmelidir ki ahirete dair iman, Kur’ân, İslâmiyet işleri, umuru hiçbir kimsenin “küçücük kafasının, aklının, zihninin, fikrinin, emel ve gayelerinin” bildiği, yapabildiği kadar ve ölçülerde değildir… Dünyanın en büyük meselesi ahiretin muhteşem ve muazzam en küçük bir meselesine denk gelmediğine göre; murakabesini veya muvazenesini varsın insanım diyen insan düşünsün artık…

Şu hizmeti imaniye ve Kur’âniyede kendisini bu dairede, hizmet dairesinde gören ve bilenlerin yaptığı rutin işleri yapmak, zikretmek ve tatbikatlarını dile getirmek; âdeta yeniden ve yeni bir şey gibi yapılıyormuşçasına söylemek biraz basitliğe girer ve kemalattan yoksundur… Ve bu cümleden gayr olarak tenkidi herkes her zaman ve her yerde kolayca yapar!...

Tenkidin kendisi kolay ve tarumarcı, ölçüsüz ve mizansız, düstursuz ve kuralsız, kaidesiz olduğu için; fayda ve zararı düşünmeden devamlı tenkit yapmayı kendisine huy ve âdet edinenlerde de yukarıda zikredilen aykırılık ve muvazenesizliklere de özellik olarak alelekser, genellikle rastlamak mümkündür..

Münekkitin kendisinde tartmadığı ve kendisinin yapmadığı veya yapamadığı konular daima tenkit konusu olur… Ve bundan dolayıdır ki tenkitler fevkalâde insafsızca, merhametsizce ve sınırsız mesuliyet altına girmekten korkmadan; gayet kolay, rahat ve çekinmeden, pervasızca yapılır…

Hani!... Kendimize, nefsimize ve yaptığımız hatalarımıza, kusurlarımıza, eksikliklerimize değil de; başkalarına okuduğumuz UHUVVET RİSALESİ, İHLÂS RİSALELERİ varya!... Okuyoruz ya!... Mukayesesiz, mizansız, ölçüsüz, insafsız ve merhametsizlik yaparak; düşünmeden, sorup soruşturmadan!... Kâbe-i Muazzama, Hacer-ül Esved nerede?... Adi ve basit, değersiz ve ehemmiyetsiz küçük çakıl taşları nerede?... Yaptığımız tenkitler ve yanlış tercihler nerede?...

Ve, şu felâket ve helâket asrının vazifeli şahsı, müceddid-i ekber, Mehd-i Âzam Bediüzzaman Said Nursî’nin meselemize parmak basan, gayet manidar, kudsî ve ehemmiyetli sözleri nerede?... “Sıkıntı veya ruh darlığından veya şuursuzluktan, arkadaşlardan sudur eden fena ve çirkin sözleriyle birbirine küsmesinler ve “Haysiyetime dokundu” demesinler. Ben o fena sözleri kendime alıyorum. Damarımıza dokunmasın, bin haysiyetim olsa kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete feda ederim…”

Tenkit noktasında işin doğrusu doğru oturup, doğru konuşmaktır… Doğruda dosdoğru sebat etmek, sabır ve metanet gösterip doğruluk yoluyla gelecek, doğruları beklemek ve kanaat etmektir.

Eğer hizmet eden kardeşlerimiz içerisinde -okumamak ve tam olarak manaları kavramamak ve Üstad’a ve mesleğine sadâkat göstermemekten dolayı- tebarüz etmek, başa güreşmek, bir mevki, bir makam; üstünlük ve abilik gibi vasıflara yetişmek noktasından aynı pota, aynı kazan, aynı cemaat ve aynı hizmette arkadaşları içerisinde bu sebepler ve gayeler için tenkit yapılabiliyorsa bilmeliyiz ki, bu ve bu gibi zatlar; istişaresizlik, meşveretsizlik, danışmama, görüşmeme, konuşmama, anlaşmama ve doğru anlatım yapamamanın; ezikliğinin, eksikliğinin ve noksanlığın hastalığına yakalanmışlardır.

Eğer kardeşlerimizden bir veya ikisi, üç veya beşi altmış küsûr senedir istişare ve meşveretle yapılagelen hizmetlerin de, hademeliklerin de, hizmetkârlıkların da; hizmetin, iman, Kur’ân hizmetinin; meşveretle yapılan on işinden sekizini yapmış ve bu yapılan sekiz işten bir işi de meşveretin aldığı kararlar doğrultusunda yerine getirirken; kendimizce, nefis ve hevamızın, hodgamlığımızın ve hodendişliğimizin neticesi olarak; kendi küçücük kafa fenerimizle ve yanlış zehaba kapıldığımız kanaatimizce, fikrimizce bir hata, yanlış ve eksik görmüşsek!... Vaveylâ etmek, ayyuka çıkarmak, başa kakmak ve başkalarına bunu haksızca söylemek, konuşmak, anlatmak ve ilânatta bulunmak; yapıldığı iddia edilen herhangi bir hata veya görülen eksiklikten bin defa, milyon defa yanlıştır!... Gıybettir!... Küçümsemek ve hizmetlere râm olmuş bu kişiyi ekarte etmek ve saf dışı bırakmak için gafilce ve bilgisizce atılmış bir kötü ve aşağılık bir adımdır!... Hizmet ehline hiç yakışmayan davranış ve hareketlerdir.

Bu hizmetlere gönül vermiş, hemen her şeyiyle iman, Kur’ân, Risale-i Nur hizmetlerine odaklanmış kişilere ancak takdir, alkış, duâ ve şevk lâzımgelirken; umum cemaat nezdinde gafil kafa, müvesvis kalp ve haddini aşan dille; yapılan işleri tenkidkârane ve tamamen inkâr ederek anlatmak, söylemek ve başkalarına açıklayarak duyurmaya çalışmak!... Ancak şeytanın, vesvesenin ve gafletin bir düşüncesi, fikri olabilir…

Böyle işler iyi bilinmelidir ki hizmet değildir… Ve ne İslâmiyet, insaniyetle, Nurculukla iltibas edilmez, bağdaşmaz… Ve ne de kimsenin böyle işler yaparak veya bunlara destek vererek havaya girmesi etik değildir… Ehl-i imana yakışan insaf, merhamet ve muhabbet düsturları içerisinde; yekdiğerini, hizmetteki arkadaşını takdir etmek, kucaklamak ve tebrik ederek ona hizmetlerinde destek ve kuvvet vermek olmalıdır…

Daima devam edip gelen hizmetlerin içerisinde olmayan, olamayan; yılda bir iki defa umumen herkesin katıldığı işlerde ve ayda bir-iki defa derslerde görülen insanlara evvel ahir tavsiyemiz: Bu kudsî hizmetlerin gidişatı içerisinde kimselere çakıl taşı kadar da olsa set olmayın, engel olmayın ve bir mani teşkil etmeyin… Hizmetlerin hademelerinin şevklerini kırmayın, ümitsizliğe, yeise düşürmeyin!... Çalışma aşkının ve azminin önüne geçmeyin!... Marifetsizlik ve taraftarane garazlarla marifetini ortaya koyarak; hizmetlerin, iman, Kur’ân hizmetlerinin inkıtaya uğramasına sebep olmayın… Ve başkalarının ağzıyla değil de, kendi aklınız, fikriniz ve sadece sizi gösteren küçücük fenerciğinizle konuşun, başkalarına yama yapmayın ve atıfta bulunmayın ki!... Herkes sizi fazlasıyla, eksiksiz, tam ve iyice anlasın, konuştuklarınız net anlaşılsın ve zararınızın boyutları daha sonra kendinize geldiğinizde gayet açık gözler önüne rahatça serilebilsin!... Herkesin ve her hizmetin her şeyini bir hastalık halinde daima tenkit etmeye kendilerini alıştıranlar için en iyi yapılacak iş: Konuşun ki herkes sizi olduğunuz gibi tanısın ve konuştuklarınız net anlaşılabilsin demekten başka bir şey değildir…

Bu kudsî iman, Kur’ân ve İslâmiyet hizmetinde hiçbir şey ve hiçbir kimse; ihlâsın, uhuvvetin, tesanüdün ve hizmette sebatın önüne geçmemelidir ve geçemez de!... Öyleyse beyhude kimse yorulmasın!...

Okunma Sayısı: 678
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı