"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Âlem-i misal üzerine bir deneme -1: Gaybdan gelen sofra

Songül Arslan
06 Ocak 2019, Pazar
Kur’ân-ı Hâkim sırlarla doludur. Bütün kütüphaneleri içine alan mukaddes bir kitaptır. Kâinat kitabının tefsiridir. İçinde çok hazineler gizlidir. Tefekkür gözüyle baktığımızda bizi şaşırtan gerçeklerle karşılaşırız.

Onun bu asırdaki manevî tefsiri olan Risale-i Nur da; Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle ‘yüze yakın tılsım ve muammayı hall ve keşfetmiştir.’

Geçen gün Maide Sûresi’ni okurken aşağıdaki âyetler dikkatimi çekti.

“Havâriler “Ey Meryem oğlu İsa! Rabb’in bize gökten bir sofra indirebilir mi?” diye sormuşlardı.

O şöyle cevap verdi: “Eğer iman etmiş kimseler iseniz Allah’a saygılı olun.”

Onlar “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz güvenle dolsun, bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahit olalım” dediler. Meryem oğlu İsa şöyle yalvardı:

“Allah’ım! Ey Rabbi’miz! Bize gökten öyle bir sofra indir ki, ilk gelenimizden son gelenimize kadar bizler için bir bayram ziyafeti ve senden bir işaret olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” (Maide, 112-114. âyetler.)

Malûm olduğu üzere bu duâ üzerine, Havârilere taraf-ı İlâhiden bir sofra indirilir. Ama nasıl? Bu sofranın hangi şekilde dünyaya gönderildiğini merak ettim. Eğer bu sofra Cennetten geldiyse, aradaki mesafe nasıl bir anda geçildi?

Çünkü Cennet ve Dünya birbirinden çok uzak yerler. Ayrıca biri gayb âlemi olduğu için, her şey bir anda yaratılıyor, diğeri şehadet âlemi olduğundan dolayı sebeplere bağlı olarak yaratılıyor. Kudret noktasında herhangi bir zorluk yoktur. Amenna! Hikmet noktasında bir idrak denemesi yapmakta fayda var. İnşallah tefekküre vesile olur.

Âlem-i gayb ve âlem-i şehadet benzer âlemler olmadığı için, birinden diğerine bir şey göndermek Allah için zor olmasa da; biz aciz kulların zihni bunu almakta zorlanıyor. Bu konuyu araştırmaya karar verince Risale-i Nur Külliyatı’nda konu ile ilgili ifadeleri fark ettim.

“Hem âlem-i bâkiden ve dâr-ı bekadan olan Cennet dahi hadsiz uzaklığıyla beraber, yine o daire-i tasarrufatı, perde-i şehadet altında, her tarafta nuranî bir surette uzanmış, yayılmış. (Lem’alar, 372)

Dünya, kesif yani maddî bir âlem olduğu için, Nuranî Âlemleri görmemize engel oluyor. Kâinattaki âlemler, Dünya’daki kıt’alar veya ülkeler gibi birbirinden ayrı yerlerde değil, aralarında sınırlar yok. Gül goncası gibi bir biri içinde.

Yakın zamanda ölen bilim insanı Stephen Hawking’e göre ‘görülebilir evrenlerimizin dışında, iç içe geçmiş ve eşizlerimizin bulunduğu, görülemeyen sonsuz sayıda evrenler var.’ Hawking’in bahsettiği evrenler bizim anlamaya çalıştığımız âlemlerle aynı gibi sanki. Sahih bir dayanağı olmamakla beraber çokluktan kinaye olarak kullanılan ‘18 bin âlem’ tabirini de bu manada anlayabilmek mümkün.

Üstad Bediüzzaman, bu âlemleri şöyle tasvir ediyor: “Birbirine sarılı çok yapraklı bir gül goncası gibi, şu âlem binler perde perde içinde sarılı, birbiri altında saklı âlemleri bu âlem içinde gördüm. Her bir perde açıldıkça, diğer bir âlemi görüyordum.” (Mektubat, 398)

Dikkat edilirse, ‘birbiri altında saklı âlemleri, bu âlem içinde gördüm’ diyor. Demek görmek, bazı alış verişte bulunmak mümkün. Benzer ifadeleri Mesnevî-i Nuriye’de de görüyoruz: “Âlem-i ziya, âlem-i hararet, âlem-i hava, âlem-i kehrübar, âlem-i elektrik, âlem-i cezb, âlem-i esîr, âlem-i misal, âlem-i berzah gibi âlemler arasında müzahame ve yer darlığı yoktur. Bu âlemler, hepsi de ihtilâlsiz, müsademesiz küçük bir yerde içtima ederler. Kezalik pek geniş gaybî âlemlerin de bu küçük arzda içtimaları, mümkündür”. 

Evet, hava, su, insanın yürüyüşüne, cam ziyanın geçmesine, şuânın röntgen vasıtasıyla kesif cisimlere bile nüfuzuna ve akıl nuruna, melek ruhuna, demirin içine hararetin akmasına, elektriğin cereyanına bir mâni yoktur. (Zeyl-ül Habbe)

Şu içinde yaşadığımız maddî kâinat, İlâhî ilim ve kudret tarafından öyle bir şekilde tasarlanmış ki; bütün mevcudat ve âlemlerin küçültülmüş bir haritası, bir modeli gibidir. Bu maddî âlem, gaybi ve manevî âlemler ile irtibatlıdır, hatta girifttir yani; iç içedir.

İnsandaki hayal kuvvesi; misal âlemine, akıl kuvvesi; manalar âlemine, ruh; âlem-i ervaha, hafıza kader âlemine (levh-i mahfuza) açılan birer menfez, birer pencere hükmündedir. İnsan bu duygular penceresi ile bir nevi bütün mevcudatın bir sinir ucu gibidir, her âlemden haberdar olabilir. Yeter ki bunlar üzerinde tefekkür etsin.

Konu üzerinde düşünmeye gelecek yazıda devam edelim inşallah.

Okunma Sayısı: 965
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı