Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 04 Haziran 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

Şehitleri ziyaret

12 Mayıs 2007 Cumartesi gününü Pazar’a bağlayan gün, hepimizi duygu ve gözyaşı ile yüklü anlara götürecek bir günün başlangıcı oldu. Dedelerimizin al kanları ile suladıkları mekânlara İzmir Yeni Asya okuyucuları olarak çoluk çocuk, anne ve babalarımızla birlikte gittik.

Biz geldik dedeciğim, biz geldik, sizlerin hayırsız torunları olarak yıllar sonra sizlerden özür dilemek için topraklarınızı bir damla dahi olsa sulamak için, özür dilemek için geldik. Acaba bizleri bağışlayabilecek misiniz demeye geldik.

Ben canını, 1919 tarihinde Galiçya Cephesinde, Kokarköy civarında feda etmiş, 15. kolordu 19. fırka 1. bölüğün piyade Onbaşısı ve “Ertekin” ailesinin bir ferdi, 1299 Tire doğumlu Halil Oğlu Abbas’ın torunu olmaktan gurur duydum. Seni göremedim, ama benim için yaptıklarından dolayı ellerinden öpüyorum aziz dedeciğim! O gün mihmandarımız Hasan Can Ağabeyimizin anlattıkları ile ağlaştık. Keşke dedeciğim, keşke biz de seninle şehit olsa idik. Tekrar dirilsek ve tekrar şehit olsa idik, ama ne mümkün? Küffar cephede yenemediği Mehmetçiği, Mustafa’yı cephaneliklerde yaptırdıkları restorasyonlar ile yenmek istemiş. Yaptırılan cephanelik restorasyonların altında bir ifade dikkatimi çekti. “ARSENAL” diye bir isim geçiyor. Merak ettim, “Hocam nedir bu. Yoksa biz İngiltere Premier Ligine mi geldik? Restore edilen tabyalarda CHELSE, M.UNİDED, TOTHAM gibi isimleri mi göreceğiz dediğimizde, önce cevap alamadık. İşin üstüne biraz gidince “Karıştırmayın, biliyorsunuz işte...” denilerek net cevap vermedi. Israrla, “Bilmek istiyoruz, lütfen bize gerçekleri anlatın” dedik. Cevaben, “Buraların restorasyonunu ‘opet’ yapmış, bu nedenle de isimlerin tercihi onlara ait” dedi.

Azıcık geçmişinize vefanız var ise, teniscilere yaptığınız yardımların onda birini, hiçbir menfaat gözetmeksizin kendilerini feda eden “şehitler” için, yani dedelerimizin kabirleri için destek olun. Dünyanın bir ucundan dedelerini görmeye gelen yedi düvelin Çanakkale’deki kabirlerini görünce kendimden utandım.

Bizler bugünkü nesle ve gelecek kuşaklara şehitlerimizi anlatmazsak, yarın nasıl bir nesille karşı karşıya kalırız? Dedesi, atası ile bağlarını kopartan bir nesil, bunun yerine ‘ithal dedeler ve atalar’ bulabilir. Burada son sözü bir şaire bırakıyorum.

ÇANAKKALEYİ ZİYARET

Ayak basmadım, haşa. Öptüm senin toprağını

Mehmetçik tarihime ebedî şeref şansın

Çanakkale yurdumun göğsünde nişansın

Bir savaş meydanı mı, bir şehitlik mi bu yer?

Her karış toprağını yiğit kanı sulamış

Şu çorak topraklara bu ne haşmetli değer

Güvenmek benliğine küçümsemek ölümü

Bir cihan karşısında bilmemek nedir korku

Bunlar efsane değil hakikat bu, tarih bu

Ayak basmadım, hâşâ, öptüm toprağınızı

Mehmetçik tarihime ebedî, şeref, şansın

Çanakkale yurdumun göğsünde bir nişansın

Baha Vefa Karatay

Sebile ERTEKİN / İZMİR

04.06.2007


Psikolojik harekât: Lisede namaz

Lisede namaz kılınması konusunda kopartılan fırtınayı görünce, kız çocuklarının uyuşturucu kullandığı hissine kapılıyor insan. Fakat, öyle değil. Bir lisede 8-10 kız öğrenci tahminen 8-10 m2’lik bir odada namaz kıldıklarını gizli kamera görüntüleri tesbit ve medyaya servis edilmeyi kendine görev saymış, bir annenin hafiyelik macerası.

Bu olay birkaç açıdan enteresan: Öncelikle neden ısrar ile “ders saatinde” vurgusu yapılıyor?

Bir annenin genç yaştaki çocuğunun ilişkilerini onun emniyet ve selâmeti için eve geliş gidiş saatleri, görüştüğü arkadaşları vb. hallerini dikkatli bir şekilde izlemesini bir yere kadar anlayabiliyorum. Bununla birlikte bir dinleme veya takip sırasında neyle karşılaşacağınız bilinmediği için görüntü ve ses kayıtları medyaya servis edilenden çok uzun olabilir. Böyle ise, örnek olaydaki kızımızın diğer görüntülerinde, servis yapanların isteğine uymayan ve bu sebeple servis edilmeyen kimbilir neler olabilir? Ayrıca kızımız, namaz çağına geldiğinin farkına vararak, Allah’ın farz kıldığı bu ibadeti yerine getirmeye çalışırken annesi tarafından hafiye gibi takip edilmeyi hak edecek, ne gibi bir kusur işlemiş olabilir?

İdarecilerin panikleyerek “mescit yok” demeleri ayrı bir üzüntü kaynağı. Belli bir yaşa gelmiş insanların özgür iradeleri olduğunu söylerken, bu insanların temel ihtiyaçlarını karşılayacak mekânların bulunmaması veya fiilen bulunup resmen bulunmaması çok acı verici bir durum. İki bin civarında öğrencisi olan bir lisenin 100’e yakın öğretmeni olmalıdır. Bu kadar öğretmen ve öğrencinin bulunduğu adeta küçük bir ilçe büyüklüğünde bir mekânda neden mescit olmadığını sormak gerekir?

Bu olayın mağduru kızımıza ve annesine geri dönersek. Öyle bir anne ki, iftihar edilecek evlâdını gizli kameraya çekerek, (güya) bütün ülkeye rezil etmeye gayret ediyor. Böyle anne-kız iletişimi düşünebiliyor musunuz? Ben düşünemiyorum. Anneler kızlarının yol göstericisi ve bir yerde sırdaşı olmak gerekir. Fakat, karşımızda kızını namaz kılmaktan alıkoymak için kızının arkasında namaz kılıyormuş gibi yapıp kameraya kaydederek, diğer çocukların da özel hayatına müdahale ve teşhirden çekinmeyen patolojik bir vak’a ile karşı karşıyayız.

Söz konusu yöntemi kullanarak bir genç hem de doğru ve yapması gereken işten vazgeçirilemez. Kaldı ki, yanlış ve kötü arkadaşlardan bu şekilde vazgeçirmek mümkün olmuyor.

Bu olay üzerinden bir psikolojik harekât yürütülmüştür. Söz konusu olay vasıtası ile okullarda namaz kılmaya fiili bir engel ve zihinlerde bir tehdit algılamasına yol açılmak istenmektedir. Bu çocuklar veya müdür yardımcısı hangi suçtan yargılanacak? Namaz kıldıkları için mi?

Bundan başka bir suç isnad edilmeye çalışıldığı, yazımın başında “ders saatinde” ibaresinde saklı. Buna ek olarak, okullarda ibadethane bulunması ile ilgili izin 28 Şubat sürecinde kaldırıldığından beri, okulların merdiven altı veya kuytu köşeler farz ibadeti kimse görmeden yerine getirmek için uygun yerler oldu. Bu Türkiye’ye yakışıyor mu? Bir tarafta Anayasanın 24. maddesinin teminatı olarak “dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz” diyeceksiniz, diğer yandan kınamak için her türlü medyayı kullanıp, anneyi evlâdının ihbarcısı yapacaksınız.

Bakanlığın açıklamasında inceleme yapılmasını anlamakla birlikte, neden soruşturma açıldığını merak etmiyor da değilim. Bağcılar Lisesi yöneticilerinin başka bir liyakatsizliği yok ise, bu olay vesilesi ile herhangi bir kınama veya yıpratma girişimine maruz kalmamasını diliyorum. Bağcılar Lisesinde evlâtları okuyan velilere de, okul yönetimine moral destek olmaya, medya karşısında dik duruşları ile okul idaresine sahip çıkmaları gerektiğini hatırlatıyorum.

Emin Talha KARAMUSA

04.06.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004