Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 11 Ekim 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Gençlik

Risâleleri okurken...

Dünya hâllerinin yoğunluğu, hayatlarımızın bize yüklediği sorumlulukları ve bizim bütün bunlara karşı duruşumuz, imtihanımızın çerçevesini belirliyor: “Hayatınızı gerekçelerinizin yönettiğinin farkında mısınız?” diyen Muhammed Bozdağ, değer yargılarımızın aslında geleceğimizi gösterdiğini de apaçık ortaya koyarken, inandığımız değerler ölçüsünde değerleniyor ve değerlendiriliyoruz.

Risâle-i Nur Külliyatını; okuma programlarında yoğunlaşarak okumanın sırrını çok sonraları kendi dünyamda çözdüm. Okundukça açılan, açıldıkça bitmeyen tükenmeyen bir kitabın sıradan satırlar olmadığını, sıradan dizilmiş öylesine belirlenmiş bir külliyat olmadığını da… Her okumaya başladığımda 1. Sözle, Besmeleyi 1. Lem’adaki Yunus (a.s.) kıssasını veya 1. Mektuptaki hayat mertebelerini sanki yeniden okuyorum. Ve 25. Söze 19. Mektuba veya 21. Lem’aya nasıl ulaşacağımı düşünüyorum. Her kitabı açışta acemice bir iz beliriyor yüzümde, kendimi verdikçe her satırda bir risâle bitiriyormuşum gibi ilerliyor ve haz alıyor ruhum.

Hayat her gün yeniden yaratılıyor, biz her sabah yeniden dünyaya geliyoruz… ‘Her yeni gün hem sana hem herkese yeni bir âlemin anahtarıdır’ vecizesiyle sadece güne değil, hayatımızda sahip olduğumuz her şeyi yeniden görüyor, yeniden sahip oluyor gibi yaşamalıyız. İşte o zaman sıradan bir hayatın, sıradan çarkları ve kalıpları arasında sıkışıp kalmayız. Monoton bir yaşantının aslında yarı ölümden pek bir farkı olmadığını da… Risâleleri okurken de aynı düşünceyi yakalamalıyız. Yeni elimize alıyormuş gibi okumalı, 1. Sözü hatırlayarak başlamalı. Tıpkı her sabah yeni güne uyanmak gibi, her gün havayı teneffüs ettiğimiz ve suya olan iştiyakımızın bitmediği gibi her şeyin her an yenilendiği gibi…

Tekrarın aslında ihtiyaçtan kaynaklandığını hatırlatarak, ruhun imanî konulara olan ihtiyacının da bedenin suya ihtiyacı derecesinde bir alâkası vardır. Bu sebeple, özellikle hayatî önem taşıyan bu konuları elden, dilden düşürmemeli derken kişisel hayatımız kadar toplumsal hayatımızı da etkisi içine alan ahlâkî bir öğretiyle talim oluyoruz.

Her Risâle okuyuşumda heyecanımı gizleyemem, kazandırdığı imanî şuurun sorumluluğuyla gelirim yaptığım özel okumaya… Yanı sıra, bu Risâlelerin nerde nasıl yazılışlarını daha bir dikkate aldığımda, âdeta Üstadı yanımda hissederim. Risâle-i Nur’u görünüşte okumak kolaydır; fakat aslında çok da zordur. Hiç bilmediğimiz mahlûkatın dilini çözmek, konuşmayan nebatat ve hayvanatın diliyle yaratılış delillerini mütalâa etmek öyle kolay bir hâdise olmasa gerek. Hele hele kalınlaşmış benliklere gidip içimizdeki nefisle karşılaşmak ve savaşmak hiç kolay değil. Çünkü karşımızda duran kendimizizdir bir başkası değil; bu yüzden daima yüzleşme hâlini yaşatıyor insana.

Tekrar tekrar okumanın sırrı işte burada ortaya çıkıyor. Her risâleyi elimize aldığımızda, yeni bir bakış açısıyla okuduğumuz gibi; edindiğimiz birikimimizi de yanımıza alarak yeni bir pencere veya ufuk açma yolunda bu tekrarlar bize bir basamak oluyor, keşfin yollarında kolaylık veriyor. Sıradan bir alışkanlıktan ziyade, ünsiyet yüklü bir bakış açısı kazandırıyor bize Düne bugünü eklemek gibi bir şey, eskiye yeni bir yüz kazandırmak gibi, bitirmek değil; daima başlamak, var olmak üzere giden bir hayat olmalı seçeneklerimiz.

Giden, biten hiçbir şey ademe gitmiyor. Nasıl muhafaza ediliyorsa, bizim için de her şey öyle devam etmeli. Risâleleri okurken, her defasında anlama kapasitesi genişliyor, hafıza güçleniyor ufkunuz açılıyor, hayallerinizin üstüne çıkıyor ve fikir dünyanız alabildiğine enginleşiyor, nurlanıyor ve siz aslında kâinat kadar inbisat ediyorsunuz. Sonrasında ruhunuza, hücrelerinize duygularınıza yerleşen bu hakikatler artık gerekçeleriniz ve değer yargılarınız oluyor. Hayatınız bu koca külliyata göre şekilleniyor. Ve hayatınızı sizin değil, Rahmanî bir İradenin yönettiğine zamanla şahit oluyorsunuz. Dünyada okunan Risâleler sayısınca büyüyorsunuz. Bu eserlerle tanışan insanlarla manen oluşmuş geniş bir dairenin içinde buluyorsunuz kendinizi. Ve tek başınıza değil, bütün kâinatla alâkanız olduğu gerçeği çıkıyor ortaya. Özel dünyadan umumî dünyaya sürekli geçişler yaşanıyor, irtibat halinde oluyor insan yaratılışı gereği bütün kâinatla. Uzlaşmacı, yaklaşımcı, onarıcı bir kişiliğe sahip oluyorsunuz zamanla. Ve bunun gibi örnekleri sıralamak mümkün.

İmanî bilgilerle manevî bir kuvvet kazandıran Nur Risâleleri, aynı zamanda insanî özelliklerin en üst basamağına çıkarıyor sizi. Gerçek bir insan portresi çıkıyor ortaya. İnsanın imanla insan olduğu gerçeğini ve yeniden söylemek gerekirse, Risâle-i Nurların sıradan dizilmiş kitaplar olmadığı gerçeğini de tekrar vurgulayarak…

Nuriye TURGUT

11.10.2006


Niyetimiz İslâm ise, metodumuz sünnet olmalı

Allah(cc), şu insan bedeninde ruhun yaşayabilmesi için çok çeşitli duygu ve kuvvetler yerleştirmiştir. Lâkin insandaki bu kuvvet ve duygulara İslâmiyetçe bir hat ve sınır tayin edilmiş ise de yaratılış olarak sınır konulmamıştır. Yani Cenâb-ı Hak ruhumuza yerleştirdiği o sınırsız duyguları peygamberler ve din ile sınır ve kayıt altına almıştır. Bizler de duygularımızı emirlerle ve yasaklarla istikamet altına almak için, şu dünyaya imtihan olmak için gönderilmişiz.

İşte bunun için güçlü olmak kadar, gücün kontrolü de önemlidir. En hızlı, en güçlü, en akıllı olabilirsiniz; ama bu özelliklerinizi kullanmayı bilmezseniz, sonunuz vahim neticelerle bitebilir. Bir insanın niyeti çok iyi olabilir. Ancak niyeti kâinattaki yaratılış kanunlarına uygun olmalıdır. Çok insanlar var ki, iyilik niyetiyle fenalık yapıyorlar. Uçmak niyetiyle kendini bir uçurumdan atan kişi paramparça olur. Uçmak niyeti çok güzeldir, ancak insan uçmaya müsait yaratılmadığından kendisine en büyük kötülüğü yapmış olur. İmkânsız bir işi talep eden kişi hem kendisine hem de çevresine zarar vermekten kurtulamaz. Onun için bu dünyada faydalı bir iş yapmak ve bir çığır açmak isteyen, âdetullah veya sünnetullah tabir edilen yaratılış kanunlarına uygun hareket etmezse, niyetinin aksiyle ceza görür. O zaman Allah’ın bizlere verdiği akıl nimeti ve irade donanımı ile niyetlerimizi kâinatta geçerli olan yaratılış kanunları doğrultusunda sarf etmek durumundayız.

Mü’minlerin amacının meşruluğu kadar, aracının da meşrû olması gerekir. Bir Müslüman’ın amacı ilâ-yı Kelimatullah (Allah’ın dinini yeryüzüne tebliğ etme) olacaksa, aracının (metodunun) sünnetullah olması gerekir. Bu amaç ve araç meşruluğu belki de en çok atlanan bir sıkıntı olarak Müslümanların önünde duruyor olması, umumî problemlerin de artarak devam etmesine sebep oluyor kanaatindeyim. Müslümanların samimiyetinde bir sıkıntı yok belki, ancak metot olarak sünnete muhalif hareket edilmesi sünnetullahı atlamak olur ki, niyetin aksiyle musibetlere giriftar olunabilir. İşte kendini en güçlü zanneden Müslümanların bu güçlerini sünnetullah ile kontrol altına almaları gerekir ki, kâinatta cari olan yaratılış kanunlarına uygun hareket edilmiş olunsun. İşte o zaman Allah (cc) niyet ve metot birliğini (sünnete uymayı) yerine getiren Müslümanların fiillerinin fütuhatını (fethini) yaratacaktır inşallah.

İslâmiyet, Peygamber Efendimizin (asm) fiillerinin, sözlerinin ve tavırlarının hayata geçmiş şeklidir. Nasıl ki kâinat cisimleşmiş Kur’ân ise, Efendimizin(asm) hayatı da yaşanmış Kur’ân’dır. Efendimiz(asm) Kur’ân’ı âdeta “hüve hüvesine” hayatına geçirmiş ve yaşamıştır. Peygamberimizin sünnetini atlamak en büyük hatalardan biri olmuş olur. Bu sebeple Asr-ı Saadetin tüm karelerini hayatımıza mihenk taşı yapmalıyız. Çünkü tüm zamanlar bir hat üzerinde devam edip gitmez. Zaman senevî daire gibidir. Onun için saadet asrı tüm zamanların merkezinde dairesel olarak durmaktadır. Her asra, Asr-ı Saadetin bir izdüşümü ve dersi vardır. Belki zamanların ve asırların kişileri değişmektedir, ancak yaşanan olaylar değişmemektedir.

Demek ki her asır yaşadığı olayların çıkış noktasına Asr-ı Saadetten bir yol bulabilir ve bulmalıdır. Çünkü bütün zamanların sıkıntılarının çözümü Kur’ân’da ve Peygamberimizin (asm) hayatında vardır. Onu atlamak ve başka çözüm yolları aramak nefsî ve hissî olur. Âyette de Peygamberimize uymaya kesin emir vardır: “Deki: Eğer Allah’ı seviyorsanız peygambere uyun ki; Allah’ta sizi sevsin (Âl-i İmran Sûresi: 31).”

Ey Ehl-i iman! Kâinatın sebeb-i vücudu olan zâtın hayatına hayatımızı benzetmek mecburiyetindeyiz. Karşılığında saadet-i dareyn dediğimiz iki dünya saadetini kazanacağız. Çünkü Allah (cc), Peygamberimizin (asm) zâtı için kâinatı, kulluğu içinde âhireti yaratmıştır. Ne mutlu hayatını Onun (asm) hayatına benzetenlere! Onun (asm) sünnetine yapışıp rehber edenlere! Yazık O’nun(asm) sünnetinden sapanlara! O’na(asm) benzeyenler ona komşu olacaktır. Ya Rabbi, bizi Efendimize (asm) komşu eyle.

Baki ÇİMİÇ

11.10.2006


Çeyiz

“Bizim kız gelmiş yirmisine… Evlenme çağına gelmiş de geçiyormuş bile…”

Bu görüş anasına ait. Kızı vermek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Gittiği her ev gezmesinde olmayan damadın özelliklerinden bahsediyor. Eli yüzü düzgün, kızına iyi bakacak, (kıyafet mânâsında) oturaklı, çok konuşmayan, enseye vur, ağzından al lokmayı cinsinden, evi, arabası (yatı, katı olursa geri çevrilmez, ahlâk kurallarına aykırı.) Tabiî en önemlisi de bizim hanıma göre en iyi kaynana, topraktaki kaynanaymış. Benim anamdan ne gördüyse vicdansız.

Ah ah yedir içir büyüt bu yaşa getir, sonra da…. Ver ellere… Bana kalsa, gözümün önünden ayırmam, kıza kalsa o da yanımdan ayrılmak istemez; ama anası “Ne yapıcan turşusunu mu kuracaksın” diyor. Tövbe, ettiği lâfa bak şimdi. Nereden bulurlar böyle cins lâfları bilmem ki! Neyse, geçenlerde bizim kıza beklenen talip çıktı. Anası on günden evvel hazırlık yaptı. Bizim maaşın çoğu da temizlik ürünlerine gitti. Talipli de tam yukarıda saydığım hanımın istediği türden. Yalnız taliplinin bir şeyi eksik, bir şeyi fazlaydı. Eksik olan parası, fazla olan anası. Bu da bizim hanım için önemli faktör.

Yahu hem kızı evlendirmek için konu komşuya haber salıyor, kızı boşu boşuna durak köşelerinde bekletiyor. Hem de taliplisi çıkınca, “Benim kızımın yaşı ufak” deyip işin içinden çıkıyor, güzelce talipliyi geri postalıyor.

Neymiş efendim, daha çeyiz tamamlanmamış. Çeyizi tam olmadan kızı everemezmiş. İyi de aldığım maaş belli, çeyiz faturaları besbelli. Benim maaşım çeyizlerin havasından beş on metre öteden sıkıla sıkıla geçiyor. “Kızımı çulsuzlara vermem” de, olsun gitsin. Lâfı dolandırmaya ne gerek var?

Vire benden çeyiz parası alıyor. Vere vere cüzdanım sarardı soldu. Allah muhafaza, bir gün cüzdanımın içi boş olduğundan kendini cebimden bir boşluğa bırakacak… Taa buluşmamız ahirete kalacak.

Bir de lâzım olanları alsa, neyse… Ama nerde ıvır zıvır, biblo vazifesi gören eşya varsa gidiyor onları alıyor. Sonra, sorarım size: Bir insan 100 tane patiği ne yapar yâ da hepsini ne zaman giyecek? 100 tülbent daha sayayım mı? 50 seccade daha neler neler. Sonra neymiş efendim, kahvaltı takımsız olmazmış. Hayda alt tarafı peynir, zeytin. Koy normal küçük tabaklara, eskiden takım mı varmış? Takım olmazsa, midede gaz mı yapar? Olur mu, alınması şart. Alınacak denildi mi, alınacaktır bitmiştir yani.

Bir de tost makinesi alınması gerekiyormuş. Eskiden tost mu vardı? Ocağın üstüne konulan tost tavası vardı. Ne güzel olurdu ekmekler, anam yapardı. Şimdi çıkardılar makine de makine. Müsriflikten başka bir şey değil. Bir de ne alınacakmış? Bizim hanım kafamın etini yiyip duruyordu. Hımmm, ismini hatırlayamadım. Frotoz muydu, fritöz müydü neydi; işte ondan alınacakmış. Öyle bakmayın beyler! İsmini duyunca, ben de çok şaşırdım. Marifetini duyunca, şaşkınlığım sinire döndü. 10 kilo yağ koyuyormuşsun, ömrünün sonuna kadar kızartma yapıyormuşsun. 10 kilo yağ alan varsa, bir zahmet babasının hayrına bana da alıversin. Bir 1 kilo yağdan üstüne çıkamıyoruz da!

Kardeşim al bir tane alüminyum tencere. Hem kızartma yap, yemek yap, hatta mısır bile patlat. Vallahi çok güzel patlıyor. Annem hep patlatırdı. Hem de çok yağ yemiyor. Hem çok marifetli, pratik. İşte, hanım değil mi? Biri ne alsa, öteki de onu istiyor. Özeniyorlar, ne yapsınlar. Ama, “Paran var mı, yok mu?” diyen yok! “Alalım mı? Almayalım mı?” diyen yok! Diyenler vardır da, o da bize denk gelmemiş. Ne yapalım, kısmet…

Eh bizde elimiz mahkûm, hanımın çenesini dinlemektense al gitsin. Alalım da nereye kadar canım? Al, al, al!.. Sadece kıza alsa iyi. Kızına aldıklarından kendisine de alıyor. Çifter çifter. İşte bir ana var, bir de anacık var. Mübarek, ahiretteki evimizde götürecek. Diyorum: “Hanım alma onları mezara götüremezsin. Kabre sığmaz. Hem Cenâb-ı Hak bizlere daha güzellerini verecektir. Uğraşma diyorum. Aldıkları da lâzım olsa bari. Hepsi de bir köşede duruyor. Zavallılar üst üste yer kaplamaktan başka bir işe yaramıyor. Bir şey değil, kızını da kendine benzetti; ona yanıyorum.

Bana sorun bir: “Bu ayı çıkartabilecek misin?” Sorun sorun, çekinmeyin. Yok, mümkinatı yok. Çatla patla çıkmaz. Ne yapayım, bilemiyorum. En iyisi duâ etmek.

“Ya Rabbi şu bizim kıza hayırlı fabrikatör bir kısmet çıksın da, benim zavallı cüzdanım rahat etsin. (amin)

Eee ne yapalım hanımın yanında dura dura, ya huyundan ya suyundan; yani azıcık ucundan…

Selma MERMER

11.10.2006


İsm-i Âzam

Allah-u Teâlâ’nın, bildiğimiz üzere, bir değil; birçok ismi vardır. Bunlardan 99’una Esmaü’l Hüsna, yani “en güzel isimler” denir. Ama isimler 99 ile sınırlı da değildirler. Birçok kaynakta 1001 isim diye zikredilirler.

Bu isimlerin içinde öyle bir isim vardır ki, buna İsm-i Azam denir. Allah Teâlâ’nın en büyük ve en önemli ismidir İsm-i Azam. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde; Kim ki İsm-i Azam ile duâ ederse, Allah ona icabet eder, onunla istenirse verir” buyuruyor. (Tirmizi, Ebu Davut)

İsm-i Azam hangi isimdir peki? Bu konuda bir kesinlik yoktur. Diğer isimler içerisinde saklanmıştır. Hz Ali ve İmam-ı Azam’a göre Adl ismidir. Tasavvuf yolunda giden, kalp ehilleri ise Vedud ismini İsm-i Azam görmüşler, ona tutunmuşlardır.

Bediüzzaman’a göre; gerçek İsm-i Azam bilinemez belki; ama herkes kabiliyeti nispetince bir isme tutunup onu kendine İsm- i Azam yapıp onunla yükselebilir. Tutunduğu isim, kendisinin İsm-i Azamı olur.

Âlimlerce İsm-i Âzam:

Birçok âlimce, İsm-i Âzam olarak görülen isim, “Adl” ismidir. Adl, kelime mânâsıyla doğru olmak, adaletle hükmetmek, eşitlemek vb. mânâlara gelir. Allah Teâlâ’nın ismi olarak kullanıldığında ise çok âdil, asla zulmetmeyen, hakkaniyetiyle hükmeden, haktan başkasını söylemeyen ve yapmayan anlamına gelir.

Kâinattaki tezahürü:

Bilindiği üzere, kâinat Esmaü’l Hüsna üzerine kurulmuştur. Her bir esmanın kâinatta tezahürü bulunmaktadır. Adl isminin kâinata yansıyışı da birçok değişik şekillerdedir.

Birincisi; her şeye hassas ölçülerle vücut verilmesi, her şeyin yerli yerine konulmasıdır. Meselâ bir insanın gözü koluna, diğerininki ayağına konulmamıştır. Herkes aynı vücutta yaratılmıştır. Kavaklar sonsuza kadar uzamaz ya da böceklerin belli bir aşamadan sonra büyüme ve gelişmeleri durur.

İkincisi, bir şey yaratılmış ise, ona lâzım olan her şey de yanında yaratılmıştır. Örnek olarak bir çiçek yaratılmış ise, ona lâzım olan havası, suyu, güneşi toprağı da yanında yaratılmıştır.

Elbette insan vücudunda da Adl isminin tecellisi bulunmaktadır. Kanın Adl isminin tecellisi olarak dengeleyici fonksiyonu vardır (Köprü dergisi, sayı 92). Canlı bedenindeki ısı dengesi, dengeli beslenme kan sayesinde gerçekleşir. Kan mükemmel bir ısı dağıtım sistemidir. Kan olmasaydı, ısıyı bedenin her yanına aynı oranda dağıtmanın ve dış ortamla uyum sağlamanın imkânı olmazdı.

Şu yukarıda saydıklarımız, Adl isminin tecellilerinden çok cüz’î bir bölüm muhakkak. Derin nazar ile bakıldığında, kim bilir nice örnekler çıkar karşımıza…

Adl tecellisi bir isim:

Bunları böylece belirttikten sonra, Adl isminin tecellisi hangi isim çıkar karşımıza diye düşününce akla hemen Hz. Ömer gelir. Zira Hz. Ömer adaletin kapısı olarak bilinen bir sahabîdir. “Benim ashabım yıldızlar gibidir, hangisine tutunursanız kurtulursunuz” buyurur Peygamber Efendimiz. Bu yüzdendir ki sahabilerin hayatını iyi bilmeli ve hayatlarımıza tatbik etmeliyiz. Özellikle de adaletin çok fazla göz önünde bulundurulmadığı günümüzde, Hz. Ömer gibi düşünüp onun gibi yaşamaya çok ihtiyacımız var.

Filiz GENÇ

11.10.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004