"Gerçekten" haber verir 02 Aralık 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Lahika

Hadis-i Şerif Meâli

Kim ki gönül hoşluğuyla ve kestiği kurbanın sevabını Allah'tan umarak kurban keserse, bu onun için Cehennem ateşine karşı perde olur.

Câmiü's-Sağîr, No: 3683

02.12.2008


Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı

İhlâsı kazanmak ve muhafaza etmek ve mânileri def etmek için, gelecek düsturlar rehberiniz olsun:

BİRİNCİ DÜSTURUNUZ

Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.

İKİNCİ DÜSTURUNUZ

Bu hizmet-i Kur’âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemektir.

Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkit etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muâvenet eder. Yoksa o vücud-u insanın hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır.

Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârâne uğraşmaz, birbirinin önüne tekaddüm edip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu görerek tenkit edip, sa’ye şevkini kırıp atâlete uğratmaz. Belki bütün istidatlarıyla birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek için yardım ederler; hakikî bir tesanüd, bir ittifakla gaye-i hilkatlerine yürürler. Eğer zerre miktar bir taarruz, bir tahakküm karışsa, o fabrikayı karıştıracak, neticesiz, akîm bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak.

İşte, ey Risâle-i nur şakirtleri ve Kur’ân’ın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı mânevînin âzâlarıyız. Ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz. Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (asm) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz. Elbette, dört fertten bin yüz on bir kuvvet-i mâneviyeyi temin eden sırr-ı ihlâsı kazanmakla tesanüd ve ittihad-ı hakikîye muhtacız ve mecburuz.

Lem’alar, 21. Lem’a’dan

rıza-yı İlâhî: Allah rızası.

faziletfuruşluk: Kendini faziletli göstermeğe çalışma, fazilet satma.

muâvenet: Yardım.

ikmal: Tamamlama.

tekaddüm: Öne geçme.

tahakküm: Hükmetme, baskı kurma.

sa’y: Çalışma, çaba, gayret.

tevcih: Yönlendirme. çevirme.

tesanüd: Dayanışma.

gaye-i hilkat: Yaratılış gayesi.

insan-ı kâmil: Olgun, mükemmel insan.

şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp bir cemaatten meydana gelen mânevî şahıs.

hayat-ı ebediye: Sonsuz hayat:

saadet-i ebediye: Sonsuz mutluluk.

sahil-i selâmet: Selâmet sahili, korku ve endişenin olmadığı kıyı.

Dârüsselâm: Selâmet yeri, huzur yeri, Cennet.

sefine-i Rabbâniye: Rabb'ın gemisi, dünya.

ittihad-ı hakikîye: Hakiki birleşme.

Bediuzzaman Said Nursi

02.12.2008


Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır

“Elbette zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

Muhakkak ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”1

ünya üzerinde insanın karşılaşmadığı sıkıntı, ıztırap, acı kalmaz ki, insanoğlu onunla imtihan edilmesin.

O kadar imtihan vesileleri var ki…

Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, çileli bir hayatın âdeta sembolü haline gelmişti.

Onun arkasında saf kurmuş, hakikî vâris olma dâvâsında olanlar da, her hususta olduğu gibi, çilede de onun yoluna ve sünnetine tâbî kılınmışlardı.

“Ben de çok çilelerden geçtim” diyesim geliyor nefis hesabına, onları düşününce vazgeçiyorum bu isteğimden.

Sonra, tebessüm eden bir çift mübarek göz geçiyor hayalimden... Kötülükleri iyilikle savmayı öğretiyor, en yüce insan... Mesajını bu tebessümle bırakıyor. İnsanlığıma dair bir mesaj geliyor ötelerden…

“Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler.”2

Ve arkasından bir başka mesaj daha kulaklarımda çınlıyor:

“Rahman’ın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevâzu ile yürürler ve câhiller onlara lâf attığında (incitmeksizin) ‘Selâm!’ derler, geçerler.”3

Yüzümde kocaman bir tebessüm beliriyor, içimi bir rahatlama kaplıyor.

İşte İslâm bu diyorum, kocaman bir tebessüm koyabilmektir yüzlere ve kalplere.

Âlemlerin Efendisi (asm) mübarek gözlerinden süzülen tebessümle bakıyor insanlığa.

Ve insanlığımız şenleniyor, aydınlanıyor, güzelleşiyor... Pedagojinin, psikolojinin sonuçta gelip dayandığı son nokta bize şunu fısıldıyor: “İç muhasebe / otokritik..”

İçime dönüyorum, aynadan bakıyorum, beliren yüzüm beni korkutuyor. Eyvah! Ne dikenler, çıbanlar varmış, diyorum. Başkalarındaki dikenleri görürken, şimdi kendi dikenlerim batıyor, ruhumu kanatıyor. Kendi kusurumu görmeden başkalarının kusuruyla uğraşıp durmuşum.

Geçmişte çile ve ıztırap dolu günlerin çilekeş insanları tek tek hayalimden gelip geçerken, birden irkiliyor ve kendimden utanıyorum, dönüp nefsime kızıyor, vebali onun üzerine atmaya çalışıyorum.

“Stressiz bir hayat tehlikeli!” diyor bazıları.

“Sıkıntısız geçen hayat, motivasyonu yok ediyor. Vurdum-duymazlığa sebep oluyor. Zorluklar, insanı daha iyi olmaya zorluyor; sorumluluk duygusunun artmasını sağlıyor” diye ilâve ediyorlar.

Ve şöyle bir ibare daha ilişiyor gözüme:

“Bakış açınızı değiştirin! Olumlu düşünün!”

Ve “Optimist ol!”, yani “İyimser ol!” diye de uyarıyorlar insanı.

Tarih boyunca birçok Hak dostu yaptıkları ıslâh çalışmaları karşılığında, salâha karşı kesimler tarafından hapis, sürgün ve işkencelere mâruz kalmışlar, kellelerini fedadan bir an bile çekinmemişlerdir.

Benzer olaylar Bediüzzaman’ın hayatı boyunca da sık sık tekrarlanmıştır. Kendisi ve talebeleri Kur’ân ahlâkını anlatmak, insanlığın kurtuluş reçetesini sunabilmek için hâlisâne bir çaba yürüten, mevki ve makam hırsı olmayan, siyasetten özellikle uzak duran, imânsızlık akımlarına karşı insanları Kur’ân’ın sunduğu barış ve huzur ortamına dâvet eden, devletin bütünlüğüne, âsayişe, millî ve mânevî değerlerine zarar verenlere karşı mücadele eden kimseler olmalarına rağmen, hep asılsız ve çirkin iftiralarla itham edilmişlerdir. Bunun sonucunda ise haklarında soruşturmalar, kovuşturmalar başlatılmış ve yıllarca hapisten hapise, sürgünden sürgüne tâbi tutulmuşlardır. Her defasında aklanmışlar, Kur’ân’a, imâna , vatanın birlik ve huzuruna hizmetten başka hiçbir suçlarının olmadığı görülmüştür. Kasıtlı olarak tutuldukları hapishaneler onlar için birer Medrese-i Yusufiye, birer dershane, Kur’ân’ın anlatıldığı nurhaneler, ruh ve gönüllerin ıslâhı için bir eğitim yuvası olmuş, mânevî dereceleri, samimiyetleri, kararlılıkları, birbirlerine olan bağlılıkları, ihlâsları daha da pekişmiş ve güçlenmiştir.

Her mü’min, Kur’ân’daki “Biz hangi ülkeye bir uyarıcı (korkutucu) göndermişsek, mutlaka oranın refah içinde şımaran önde gelenleri: ‘Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz’ demişlerdir”4 âyetinde de belirtildiği gibi kavminin önde gelenlerinin tepkisiyle karşılaşmıştır ve karşılaşacaktır. Bu, Allah’ın değişmeyen bir kanunudur ve bu tepkilere mâruz kalmak mü’minlerin doğru yolda olduklarının açık delilidir.

Kur’ân’ın yüzlerce âyetinde anlatılan bu suçlama ve saldırıların Bediüzzaman Said Nursî ve bahtiyar talebelerinin hayatlarında da tecellî etmesi, izledikleri yolun doğru ve verdikleri mücadelenin etkili olduğunun açık bir göstergesidir. Bu olaylarla, Kur’ân ahlâkı yolunda mücadele veren bütün mü’minler karşılaşacaklardır. Allah (cc) bu gerçeği bir âyetinde şöyle bildirir:

“Yoksa sizden önce gelip geçenlerin hâli, başınıza gelmeden Cennete gireceğinizi mi sandınız?”5

Bediüzzaman’ın yanı sıra İmam-ı Azam, İmam-ı Ahmed, İbn-i Hanbel gibi İslâm büyükleri de başta Yusuf Medresesi olmak üzere birçok sıkıntı, işkence ve zulme maruz kalmışlar, “tutuklanarak”, “sürülerek”, “baskı altına alınarak” engellenmeye çalışılmışlardır. Bediüzzaman, Medrese-i Yusufiyede bulunan ve çeşitli zorluklara göğüs geren İslâm âlimleri için şöyle der:

“Hem kalbime geldi ki, madem İmam-ı Âzam gibi eâzım-ı müctehidîn hapis çekmiş ve İmam-ı Ahmed ibni Hanbel gibi bir mücahid-i ekber, Kur’ân’ın birtek meselesi için hapiste pek çok azap verilmiş ve şekvâ etmeyerek, kemâl-i sabırla sebat edip o meselelerde sükût etmemiş. Ve pek çok imamlar ve allâmeler, sizlerden pek çok ziyade azap verildiği halde, kemâl-i sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. Elbette sizler, Kur’ân’ın müteaddit hakikatleri için pek büyük sevap ve kazanç aldığınız halde pek az zahmet çektiğinize binler teşekkür etmek borcunuzdur.”6

İşte felâket ve helâket asrının imamının seksen küsur yıllık çileli hayatı ve bakış açısı bu.

Ve bizler... Hangi çileye, hangi zorluklara ne kadar katlandığımızın muhasebesiyle karşı karşıyayız.

Bütün teknolojik imkânlar önümüzde, sorumluluk omuzlarımızda, uçsuz-bucaksız Kur’ân deryası elimizde, her türlü hizmet fırsatı önümüzde. O zaman yolunuz açık olsun.

İSMAİL AKSOY

02.12.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
Ufo ısıtıcılar, infrared ısıtıcı, kumtel ısıtıcılar.
GAZETE 1.SAYFA

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır