"Gerçekten" haber verir 08 Şubat 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formuİletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Basından Seçmeler

Yargıdaki ETÖ ve Efendi-ler

Ferhat Sankaya eski bir savcı. ETÖ ile ilgili ortaya çıkan pek çok pisliğin ilk işaretlerini, hazırladığı iddianame ile kamuoyuna duyurdu. Adalet müfettişleri Sankaya hakkında ‘kınama’ ya da ‘maaş kesimi’ cezasını öngörürken, HSYK neden ilgiliyi meslekten ihraç etti? Şemdinli ile ilgili Başbakan; ‘sonuna kadar üzerine gidilsin’ mesajını verirken, Turan Çömez gibi ETÖ ile irtibatlı ve AKP’deki ulusal-milli mücadeleci’ ruha sahip yetkili ve etkili ‘efendi’, Sankaya için ‘meslekten ihraç + avukatlık bile yapamaz’ karanna sevindi. Hem de çevresindeki milletvekillerine; ‘devlet bazı durumlarda rutinin dışına çıkabilir’ hatırlatmasını yaparaktan...

Bazı hâkim ve savcılara göre ‘yargıda, gözümüzün içine baka baka bir Ali Cengiz oyunu oynanmakta.’ Yani ‘genç hâkim ve savalar çok ama çok rahatsızlar.’ Bir diğer anlatımla, 08.01. 1999’da İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, 1989 yılında üç kişinin öldürülmesi ile ilgili, sanıkların suçlannın niteliği nedeniyle soruşturma evrakını Diyarbakır DOM başsavcılığına gönderir. Savcı İlhan Cihaner’in kararında adı geçen sanıklann bir kısmı, bugün itibariyle ETÖ davasında da sanık durumundadır. Savcı altı sanık yanında, açık kimlik ve sayılan tespit edilemeyen itirafçı, korucu ve kamu görevlilerini de sanık olarak gösterir. Savcı belirlenen ve belirlenemeyen sanıkların suçunu, ‘suç işlemek amacıyla silahlı çete oluşturmak, birden fazla kimseyi taammüden öldürmek’ olarak tanımlar. Savcı ilhan Cihaner, Diyarbakır DGM’ye dosyayı göndermenin yanında, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne de beş sayfalık bir bilgilendirme yazısı yazar. Savcı; özetle; ‘OHAL Bölgesi’nde kanunsuz işlere katılan kişilerin, diğer bölgelerde de kanunsuz ilişkilerini sürdürdüklerini, bu haliyle ülke genelindeki birçok suçun altyapısının Olağanüstü Hal Bölgesi’nde oluştuğunu ve tüm ülke geneline yayılan bu çetelerin, suç işlediğini’ vurgular.

Aslında OHAL Bölgesi’nde ETÖ merkezli başka başka birçok örnekler de sayılabilir. Ama kanımızca bu bir tek örneklem bile durumu anlamaya/ anlatmaya yeter. Yargı mensuplarına göre; ‘ETÖ’yü ve bununla irtibatlı olan yargı mensuplarını, yargı da çalışanlar açık ve seçik olarak bilmektedir.’ ETÖ sanığı avukat Kemal Kerinçsiz’e telefonda; “bir emriniz var mı efendim?” diyen bir yargı personelinin, bağımsız olduğunu söyleyebilecek bir yargı mensubu olabilir mi? Bu kişi halen yargı mensubu ise, ‘Türk Milleti adına karar vermeye’ devam edebilir mi? Kenan Evren hakkında, ‘yasal yetkisini kullanıp iddianame düzenledi’ diye bir Cumhuriyet savcısının emeklilik hakkını dahi elinden alacak biçimde meslekten atan yargısal yapı, Kemal Kerinçsiz’e “emriniz var mı?” diyen meslek mensubu hakkında bir işlem yapmayı düşünüyordur değil mi?

Şemdinli Savcısı yasal yetkisini kullanarak bir iddianame düzenler ve bu iddianamenin tek değerlendirme mercii olan ağır ceza heyeti tarafından, yasal koşulları taşıması nedeni ile yargılama işlemleri başlar. Yargılama mevcut iddianame üzerinden yürürken, iddianameyi düzenleyen savcı, yangından mal kaçırırcasına meslekten ihraç edilir. Meşru iddianamenin savcısı artık gayrimeşru konumdadır. Dönemin Adalet Bakanı, Şemdinli Savcısı hakkında ihraç karan-nın verildiği HSYK toplantısına acaba neden katılmaz? Durumdan vazife çıkaran yargı personeli, karargâhta verilen bir brifingin konuğu olmayı içine sindirir ama içindeki çürük elmaların temizlemesi için acaba hâlâ neden bekler? (...)

Hâkim ve savcılar kendi aralarında konuşurken, Adalet Bakanlığı’na ve HSYK’ya iletilen 17 kişilik bir listeden söz ediyorlar. Bu liste bütün Türkiye için değil, yalnızca bir il düzeyindeki ETÖ ile irtibatlı meslek mensuplarının isim ve bağlantılarını içeriyormuş-muş-muş. Listede adı bulunanlar, hem böyle bir liste olduğunu, hem de bu listede adlarının olduğunu da biliyorlar değil mi? İstanbul’da aranılan ve alınan bilgiler, bu listede bulunan yargı mensuplarının, Ergenekon sanıkları ile olan ilişkilerini belgeleyen dokümanlar olabilir mi? Biz bu iddiaların doğru olmadığına inanmak istiyoruz. (...)

Bizim daha önceki yazılarımızda Emniyet ile ilgili söylediklerimizi, bir kez de yargı için yineleyelim. ‘Eğer her kurum kendi içindeki ETÖ ve organize suç yapıları ile ilgili şaibeli kişiler hakkında, gerekli adımlan atacak olsa, inanın Türkiye’nin çehresi çok hızla gelişerek değişecek. Ele süpürge alıp, pislikleri her yerde temizlemenin tam zamanı...

Yargı’daki ETÖ bağlamında son sözleri söylemek gerekirse;

1. Türkiye artık eski Türkiye değil; pırıl pırıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır bir Türkiye’dir.

2. Yalanın ve yapılan sahtekârlıkların bir gün kesinlikle ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.

3. ETÖ artık bitkisel hayata girmiş bir cesettir ve ötenazi yapılmadan kokusu her dokunana bulaşan bir yapı göstermektedir ve bu ölünün bir daha canlanması adeta olanaksızdır.

4. Hiç kimse ama hiç kimse bugün sahip olduğu yargısal makam ve güce güvenerek boyundan büyük ve hukuksuz işlere gmşmemelidİr.v Girişirse yann yargıda hesap verip yapüklan fitil fitil burnundan gelir, ‘efendi’ bile olsa.

Taraf, 7.2.2009

Önder Aytaç & Emre Uslu

08.02.2009


“Araplar bizi arkadan vurdu” edebiyatı

Hakan Efendi, geçen yazında demişsin ki: “Emperyalistlerin ‘böl, parçala, yönet’ siyasetine hizmet eden ‘Araplar Türkleri arkadan vurdu / Türkler Arapları sömürdü’ fitnesinin miadı doldu” demişsin. Ne yani, hain Araplar bizi arkadan vurmadı mı?

- Tam olarak hangi Araplar? Tam olarak hangi bizi?

- Bildiğin Araplar işte. Biz dediğim de tabii ki Türkler, Osmanlılar.

- Osmanlı ordusunda Araplar yok muydu? Müslümanların müşterek ordusu değil miydi Osmanlı ordusu? Arap düşmanı Falih Rıfkı Atay bile -“Zeytin Dağı”nda- ordunun en önünde giden ve dolayısıyla düşman kurşununu ilk yiyen Arap kardeşlerimizin Kanal Seferi’ndeki fedakârlıklarını zikreder. Halbuki Kanal Seferi denince senin aklına sadece Şerif Hüseyin’in adamlarının sabotajları gelir, değil mi? Belki de bilgi birikimini abartıyorum. Belki de “Arapların bizi arkadan vurması” dediğin şey hakkında biraz detay istesem kem küm edeceksin. Sahi: İsyancı Araplar çoğunlukta mıydı azınlıkta mı?

- Kem küm…

- Şam’da ayaklanma çıktı mı çıkmadı mı?

- Kem küm…

- Şerif Hüseyin’e bağlı birliklerin ve Yemen’deki eşkıyanın sabotajları savaşın seyri ve neticesi üzerinde tayin edici bir rol oynadı mı? “Bunlar olmasaydı Yemen’i kaybetmezdik, Kanal Seferi zaferle sonuçlanırdı” diyor musun?

- Diyelim ki diyorum!

- Bu da bir nevi kem küm oldu şimdi… Neyse… Söyle bakim, Kanal Seferi’nden murat edilen şey neydi? Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın orada bir “zafer” beklentisi var mıydı gerçekten? Nasıl bir “zafer”? Yoksa bir oyalama taktiği mi söz konusuydu? Ne için?

- Kem küm.

- Şu “biz” meselesine dönecek olursak… Geçenlerde Enver Paşa ve Mustafa Kemal Paşa’nın Birinci Cihan Harbi’ndeki yoldaşlarından Şeyh Tunusi’nin torunuyla beraberdim. Osmanlı ordusundan “İslam ordusu” diye söz etti. “Türklerin ve Arapların ordusu” ifadesini de kullandı. Böyle bir orduyu arkadan vuranlar sadece Türk’ü değil Arap’ı (ve elbette Kürt’ü, Çerkez’i, Laz’ı…) da arkadan vurmuş olmadılar mı? Öyleyse “biz”i arkadan vuran İngiliz işbirlikçilerini eleştirirken niye Araplara sövüyorsun? Niye “Araplar” diye genelleme yapıyorsun? “Biz”in içinde Araplar yok muydu? “Yoktu” dediğin takdirde Osmanlı’nın sadece Türklere ait bir devlet olduğunu ve dolayısıyla Arap topraklarında işgalci olarak bulunduğunu ileri sürmüş olmaz mısın? Sen Cemal Abdunnasır’cı mısın kardeşim? Mişel Eflak’çı mısın? Baasçı falan mısın? Ha, unutmadan: Türkiye’de bir sürü Amerika ve İsrail uşağı var. Şerif Hüseyin’in askerlerinden çok daha fazla. Biri çıkıp “Türklerin hepsi Amerikan-İsrail uşağıdır” dese bozulmaz mısın?

- Kem küm…

- Kem küm, kem küm… Ama ne zaman Araplarla yakınlaşma gündeme gelse sağda solda bıdıbıdı vıdıvıdı konuşuyorsun. İnanılmaz derecede ahlaksız ve mantıksız bir tavır olan Arap düşmanlığını ‘payidar kılmak’ için bütün cehaletini seferber ederek canla başla çalışıyorsun. Niye böyle yapıyorsun? Derdin, muradın ne? Hasta mısın? Din kardeşliğimizin ihyası için doğan fırsatlara dikkat çektiğimde niye hop oturup hop kalkıyorsun? Birinci Cihan Harbi’nde bütün Arapların İngilizlerle iş tuttuğuna bile inansan –ve din kardeşliği gibi bir hassasiyet bile taşımasan- sırf Türkiye’nin menfaatleri için Araplarla yeniden yakınlaşmayı savunmalı değil misin? Bu yöndeki gelişmeleri memnuniyetle karşılamalı değil misin?

- Vallahi bravo! Zeytin yağı gibi üste çıktın! O çok sevdiğin din kardeşlerimiz dini-diyaneti bir kalemde silip halifeye karşı İngilizlerle saf tuttular, ama sen hâlâ Araplarla yol yürüyebileceğimize inanıyorsun.

- 1000 yıllık bir beraberliği iki yıllık bir fitneye –üstelik de Araplar içinde azınlık olan bir grubun kapıldığı fitneye- kurban etmek insafsızlıktır. Araplarla geçmişte olduğu gibi gelecekte de yol yürüyebileceğimize elbette inanıyorum. Erol Güngör ve Cihan Harbi kahramanlarından Teşkilat-ı Mahsusa şefi Kuşçubaşı Eşref’ten birer alıntıyla bitirelim:

Erol Güngör: “…müslümanların Osmanlı ordularına karşı İngilizler safında çarpıştıkları veya onlar hesabına Türklere ihânet ettikleri söylenir. Meseleyi biraz derinliğine araştıranlar göreceklerdir ki bu iddiâlar bâzı gerçeklerin yanlış yorumuna dayanmaktadır… İngiliz propagandasının Cihâd Fetvâsı’ndan daha tesirli olduğu ve bu propaganda sâyesinde fetvânın tam tersine bir maksat için kullanıldığı anlaşılmaktadır… Nitekim Mekke Emîri Şerif Hüseyin de kendi isyân hareketinin ‘Halife’nin değil, ancak bozkurda ibâdet edecek derecede Turancılıkla meşbû olan nâzırların aleyhine’ olduğunu bildirmişti...”

Kuşçubaşı Eşref: “(Lavrens bazı Arapları ayartırken) biz de kendimize yardımcı, tertemiz, vefalı Araplar bulduk. Rahatça söyleyebilirim ki, halkın büyük kısmı, bizimle beraberdi. Karşımızda olanlar, daha çok politikacılar, siyasi kanallardan menfaatlerini temin etmek isteyenler, yabancı propagandalara âlet olanlardı. Bunlar, Arap halkının daha sonra da başına belâ oldular ve halka huzur yüzü göstermediler.”

Yeni Şafak, 7.2.2009

Hakan Albayrak

08.02.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır