"Gerçekten" haber verir 03 Mayıs 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formuİletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Görüş

Sağolası çöpçüler

Büyük şehirde yaşarken hızla akıp giden hayat filminde o kadar çok kesit var ki... İnsan dikkatle baktığında ve tefekkür ettiğinde, zâhiren basit sahneler içinde birçok güzelliğin farkına varabiliyor.

Rızık aramak için denizden uzak yerlerde gökyüzünde süzülen martılar, yerdeki nimet kırıntılarını toplamak için müthiş bir gayretle uğraşan karıncalar, beton kaldırımların kenarlarından başlarını çıkaran ve daracık bir delikte hayatını devam ettirmeye çalışan çiçekler ve otlar…

Hepsinin ortak tek bir gayesi var: Hayatını devam ettirmek ve kendilerine verilen görevi, en iyi şekilde yerine getirmek.

Bir de insan manzaraları vardır.

İşe yetişmek için koşuşturanlar, okul için sabah erkenden yola çıkan öğrenciler...

Evsizler, dilenciler; ayakkabı boyayan, mendil satan, trafik ışıklarında duran arabaların camlarını silmek için uğraşan çocuklar ve diğerleri...

Bazıları da gizli birer kahraman gibi. Hayatımızı koruyan/kolaylaştıran hizmetlerde bulunuyorlar.

Geçenlerde bir şey dikkatimi çekti. Hergün işe giderken gördüğüm temizlik işçisinin küçük çöp bidonu.

“Bir çöpçünün bidonunda ne gibi bir ayrıntı olabilir?” diye insanın aklına gelebilir.

Gördüğüm bir çiçekti, evet bir çiçek. Çöp arabasına özenle konulmuş tertemiz, plastik bir çiçek. Gördüğüm sahne enteresan bir zıtlık oluşturuyordu. Çöp bidonunda bir çiçek!

Ayrıca, bidon–diğer çöpçülerin bidonlarına nazaran—son derece temizdi. “Temizleyici temizlediği şeyden temiz olmalıdır” düsturuna uyuyordu.

“Güzel gören güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır” vecizesini doğrulayan/çağrıştıran bir kare idi bu.

Ardından gözüm gayr-i ihtiyarî temizlik işçisinin süpürüp temizlediği ve bidona attığı şeylere takıldı. Neler yoktu ki süpürdüğü şeylerin içinde: Çekirdek kabukları, sigara paketleri, izmaritler, gazoz kapakları, cam kırıkları, naylon poşetler, pet şişeler vs…

“Aman Allahım! Neler atıyormuşuz sokaklara, yok yok” dedim. Daha önce bu kadar dikkatimi çekmemişti, ya da ülfetten olsa gerek üzerinde fazla düşünmemiştim.

O anda, çöpçülerin yaptığı işin basit gibi görünmesine rağmen aslında ne kadar önemli olduğunu anladım. Geçtiğimiz yıllarda çöplerin birkaç gün temizlenmemesi neticesinde sokakların ne hâle geldiğini hatırladım. Bu çöpleri neden çöp kutularına değil de yerlere, sokaklara attığımızı düşünmeye başladım. Yeterli çöp kutusu olmaması ya da eğitimsizlik olabilir mi diye sebepleri düşünürken aklıma hemen bir yakınımın yaşadığı bir hadise geldi. Yıllar önce anlatmıştı. Şoför olarak Almanya’da çalıştığı yıllarda şahit olduğu bir hadise. Yere çöp atan birisini şiddetli bir şekilde ikaz eden bir Alman’dan söz etmişti. Çöpü atan kişi “Yakınlarda çöp bidonu yok” diye kendini savunmaya çalışınca, sinirli—aslında duyarlı—Alman kibrit çöpünü tekrar kutusuna koymasını, yere atmamasını söylemiş. Tabiî, bu hâdise yakınıma müthiş bir hayat dersi olmuş. Zihnine kazınmış ve hayatı boyunca hiç unutamamış; konu açıldığında hep yaşadığı bu hadiseyi misâl verirdi.

Şimdi size bu Alman’ın tavrı biraz aşırı gelebilir “Aman canım, bir kibrit çöpünden ne olur ki...” demeyin. Onun hassasiyeti ve tepkisi medeniyetin, eğitimin, kültürün ve bunlardan da öte bir zihniyetin, mes’uliyet bilincinin göstergesi.

Bizde de bir zamanlar öyle değil miydi? Büyük devletler/medeniyetler kuran ecdadımızın bu konuda ne kadar hassas olduğunu hatırlayalım.

Ortaçağda Avrupa karanlık içindeyken ve pislikten geçilmezken, Osmanlı ülkesinde ve İslâm âleminin diğer yerlerinde durum tam tersiydi. Sokaklarımız aydınlık ve tertemiz idi. İslâm medeniyeti, kurduğu şehirlerde tüm ihtişâmıyla kendini gösteriyordu.

Ecdadımız çevre ve sokak temizliği konusunda son derece hassastı. Meselâ, büyük dedemiz Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri sokaklardaki tükrükleri küllemek için özel ekipler görevlendirmişti. Hem de her sokağa iki kişi. Bu görevliler kendini bilmezler tarafından sokaklara atılan tükrüklerin üzerine kireç dökerek kapatırlardı. Böylece hem kötü görüntü ortadan kaldırılmış, hem de mikroplu ortam yok edilmiş olurdu.1

Fâtih Sultan Mehmed Han’ın vakfiyesi şu şekilde idi:

“Ben ki İstanbul Fâtihi abd-i âciz Fâtih Sultan Mehmed, bizâtihî alun terimle kazanmış olduğum akçelerimle satun aldığım İstanbul’un Taşlık mevkîinde kâin ve malûmu’l-hudûd olan 136 bab dükkânımı aşağıdaki şartlar muvâcehesinde vakf-ı sahîh eylerim. Şöyle ki:

“Bu gayr-i menkûlâtımdan elde olunacak nemâlarla, İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tâyin eyledim. Bunlar ki, ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Bu sokaklara tükürenlerin, tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki, yevmiye 20’şer akçe alsunlar.”2

Ama zamanla iş değişti, durum tam tersine döndü.

Peki neden böyle oldu? Neden bu güzel hasletlerimizi kaybettik?

Bizim güzel hasletlerimiz bize darıldı onlara gitti, onların kerih âdetleri ise yol bulup içimize geldi.

Tüm bunlar İslâmiyetin edep ve terbiyesinden uzaklaşmamızın neticesidir.

Halbuki, “Temizlik imanın yarısıdır / temizlik imandandır” (hadis) ve “Allah çok temizlenen ve çok tevbe edenleri sever” (âyet) buyururak mensuplarını maddî-mânevî her alanda temiz olmaya davet eder güzel dinimiz.

İnsanları iğrendirecek, rahatsız edecek şeyler yapmayı yasaklar.

Meselâ bir hadisinde Peygamber Efendimiz (asm): “Sakın lânete uğrayanlardan olmayınız,” buyurunca, sahabeler, ‘Bunlar kimlerdir?’ diye sordular. Peygamberimiz de, “Herkesin gelip geçtiği yollara, gölgeliklere, su kenarlarına ve ağaçların altına abdest bozup kirletenlerdir” diye cevap verir.

Diğer bir hadiste ise, “İşlek yol üzerinde konaklamayınız (oturmayınız, yatıp kalkmayınız). Yol üzerinde abdest bozmayınız” diyerek uyarır.

Bir başkasında ise, “Tükürmek istediğinde sağına tükürme. Fakat insan veya eşya yoksa soluna tükür. Boş değilse ayağının altına tükür” diyerek tükürüğü herkesin göreceği şekilde açıkta bırakmamayı, üzerini ayakkabıyla kapatmayı kasteder ve harika bir nezaket dersi verir.3

Çevre temizliğine ve insan hukukuna son derece önem veren bir dinin mensupları olarak lütfen bizlere yakışanı yapalım.

Lütfen sokaklarımızı ve çevremizi temiz tutmaya çalışalım; tıpkı evimizi, odamızı temiz tuttuğumuz gibi. En çok kirlenen yerlerin en çok temiz tutulması gereken yerler olduğunu unutmayalım.

Bizlerin rahatı, huzuru ve sağlığı için çalışan bu insanlara, temizlik işçilerine, yardımcı olalım.

Çöp kamyonlarında yazılı olan bir sloganda “En güzel temizlik kirletmemektir” deniliyor.

Evet, başta kendimiz sokaklarımızı temiz tutalım, kirletmeyelim. Kirletenleri ise, bir insanlık ve vatandaşlık görevi olarak uygun bir lisanla, incitmeden uyaralım.

Çocuklarımıza, gençlerimize bu meseleye dair eğitimi ailemizde vermeye çalışalım. Herşeyden önce onlara lisân-ı halimizle örnek olmaya gayret edelim. Unutmayalım ki bu terbiyeyi verme görevi okulların, öğretmenlerin ya da çocuklarımızın takıldığı arkadaş gruplarının değil; öncelikli olarak anne ve babalarındır.

Unutmayalım, bu şehirde yalnız yaşamıyoruz. Sokaklar sadece bize değil, tüm topluma ait. Toplumun ortak yaşama alanları. Sokakları kirleterek sadece diğer insanları rahatsız etmiş olmuyoruz, aynı zamanda onların hukuklarını da çiğnemiş oluyoruz. Daha açık ve net bir ifadeyle kul hakkına girmiş oluyoruz.

Meşhur bir şarkı sözünün aksiyle yazıyı bitirmek çok anlamlı olur sanırım: “Kahrolası değil, sağolası çöpçüler; sokaklarımızı süpürüp temizlediler.”

Dipnotlar:

1- Almanların yere tükürme hususunda son derece hassas olduğunu bir arkadaşım antatmıştı. Yere tüküren birini gören Almanlar “Bu kesin Türktür” derlermiş. Nereden nereye. Ne kadar acı değil mi?

2- Vakfiyenin devamı şöyledir: “Ayrıca on cerrah, on tabip ve üç de yara sarıcı tayin ve nasp eyledim. Bunlar ki, ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkalar; bilâistisna her kapuyu vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar; var ise ve şifası orada mümkün ise şifâyâb olalar. Değil ise, kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin Dârülaceze’ye kaldırılarak orada salâh buldurulalar.”

3- Sünnet-i Seniyye edeptir. Her meselesinde bir nur, bir edeb ve bir hikmet vardır. İşte yukarıdaki hadiste de bu edeb ölçüsünü görüyoruz. Gelişi güzel tükürmek insanları tiksindireceğinden, İslâm edebine uygun bir davranış değildir. Peygamberimiz (asm) burada sağa tükürmemeyi istemektedir. Şayet tükürmek zarurî ise ve kimse yoksa sola tükürmeyi, rahatsız olacak birileri varsa, eğilerek ayağın altına tükürmeyi ve üzerini örtmeyi istemektedir. 1400 sene önce ortaya konan bu ölçü, günümüz insanlarının da son derece muhtaç olduğu bir görgü kaidesidir. Hattâ günümüzde tükürme zarureti olduğunda varsa çöp tenekelerine, yoksa kâğıt mendillere tükürüp çöp tenekesine atmak daha güzeldir. (Câmiü’s-Sağir)

Erhan Akkaya - akkayameister@h

03.05.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır

Kurumsal Linkler:
Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim - Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl

Reklam Linkleri:
Risale Yorum- Risale Çocuk- Oktay Usta - Euro Nur - Fıkıh İnfo- Ahmet Maranki- Cevşen - Yeni Asya Barla - Makdis