22 Temmuz 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Dergilerimiz

Lahika

Âyet-i Kerime Meâli

Gölge ile sıcak, Cennet ile Cehennem bir olmaz. Dirilerle ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine hakkı işittirir. Sen ise kabirde yatanlar gibi kalbleri ölmüş kâfirlere dâvetini işittiremezsin.

Fâtır Sûresi: 21-22

22.07.2009


Hakikî ömrünü bulunduğun gün bil!

Eğer desen: “Beni namazdan ve ibâdetten alıkoyan ve fütur veren, öyle lüzumsuz şeyler değil, belki derd-i maîşetin zarûrî işleridir.”

Öyle ise, ben de sana derim ki: Eğer yüz kuruş bir gündelik ile çalışsan, sonra biri gelse, dese ki, “Gel on dakika kadar şurayı kaz. Yüz lira kıymetinde bir pırlanta ve bir zümrüt bulacaksın.” Sen ona, “Yok, gelmem. Çünkü on kuruş gündeliğimden kesilecek. Nafakam azalacak” desen, ne kadar divânece bir bahane olduğunu elbette bilirsin.

Aynen onun gibi, sen, şu bağında nafakan için işliyorsun. Eğer farz namazı terk etsen, bütün sa’yin semeresi, yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya münhasır kalır. Eğer, sen, istirahat ve teneffüs vaktini ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne medâr olan namaza sarf etsen, o vakit bereketli nafaka-i dünyevîye ile beraber, senin nafaka-i uhrevîyene ve zâd-ı âhiretine ehemmiyetli bir menbâ olan iki mâden-i mânevî bulursun:

• Birinci mâden: Bütün bağındaki(Hâşiye) yetiştirdiğin, çiçekli olsun, meyveli olsun, her nebâtın, her ağacın tesbihâtından, güzel bir niyet ile, bir hisse alıyorsun.

• İkinci mâden: Hem, bu bağdan çıkan mahsülâttan kim yese—hayvan olsun, insan olsun, inek olsun, sinek olsun, müşteri olsun, hırsız olsun—sana bir sadaka hükmüne geçer; fakat o şart ile ki, sen, Rezzâk-ı Hakikî nâmına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve O'nun malını O'nun mahlûkatına veren bir tevzîât memuru nazarıyla kendine baksan.

İşte, bak, namazı terk eden ne kadar büyük bir hasâret eder, ne kadar ehemmiyetli bir serveti kaybeder! Ve sa’ye pek büyük bir şevk veren ve amelde büyük bir kuvve-i mânevî temin eden o iki neticeden ve o iki mâdenden mahrum kalır, iflâs eder. Hattâ, ihtiyarlandıkça bahçecilikten usanır, fütur gelir. “Neme lâzım,” der. “Ben zâten dünyadan gidiyorum. Bu kadar zahmeti ne için çekeceğim?” diyecek, kendini tenbelliğe atacak. Fakat evvelki adam der: “Daha ziyâde ibâdetle beraber, sa’y-i helâle çalışacağım. Tâ, kabrime daha ziyâde ışık göndereceğim. Âhiretime daha ziyâde zahîre tedârik edeceğim.”

Elhâsıl: Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakikî ömrünü bulunduğun gün bil. Lâakal, günün bir saatini ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbâl için teşkil olunan bir sandukça-i uhrevîye olan bir mescide veya bir seccâdeye at.

Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümâtlı ve perişan bir halde gider. Senin aleyhinde âlem-i misâlde şehâdet eder. Zîrâ herkesin, her günde, şu âlemden, bir mahsus âlemi var. Hem o âlemin keyfiyeti o adamın kalbine ve ameline tâbidir. Nasıl ki aynanda görünen muhteşem bir saray, aynanın rengine bakar. Siyah ise, siyah görünür; kırmızı ise, kırmızı görünür. Hem, onun keyfiyetine bakar; o ayna şişesi düzgün ise sarayı güzel gösterir, düzgün değil ise çirkin gösterir. En nâzik şeyleri kaba gösterdiği misillü, sen kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle kendi âleminin şeklini değiştirirsin; ya aleyhinde, ya lehinde şehâdet ettirebilirsin. Eğer namazı kılsan, o namazın ile, o âlemin Sâni-i Zülcelâline müteveccih olsan, birden sana bakan âlemin tenevvür eder. Âdetâ, namazın, bir elektrik lâmbası ve namaza niyetin, onun düğmesine dokunması gibi o âlemin zulümâtını dağıtır. Ve o herc ü merc-i dünyevîyedeki karma karışık perişâniyet içindeki tebeddülât ve harekât, hikmetli bir intizam ve mânidar bir kitâbet-i kudret olduğunu gösterir, “Allah göklerin ve yerin nurudur” (Nur Sûresi: 35.) âyet-i pürenvârından bir nuru senin kalbine serper. Senin o günkü âlemini, o nurun in’ikasıyla ışıklandırır. Senin lehinde nurâniyetle şehâdet ettirir.

Sözler, 21. Söz, 1. Makam, 5. İkaz

Bediuzzaman Said Nursi

22.07.2009


Bediüzzaman’ın üç hedefi

“Hedefi olmayan hedef olmaya mahkûmdur” sözü güzel bir söz. Hedef, emeldir. Varılmak istenen gayedir. Asıl maksattır. Biz de asrın sahibi Bediüzzaman Hazretlerinin üç hedefi üzerinde durmaya çalışacağız.

Bediüzzaman birinci hedefi: Yıl; 1900, yer; Van. İşte bu tarihte Bediüzzaman daha önce 1897 yılında Van Valisinin dâveti üzerine Van’a gitmiş ve Valinin konağında kalmaya başlamıştır. Müsbet ilimlerle meşgul olarak hârikulâde bilgi sahibi olmuştur. Bu zamana kadar hıfzına aldığı 80-90 cild kitabı, üç ayda bir ezberden devretmiştir. İşte bu yıllar içerisinde Bediüzzaman’ın ruhunda fırtınalar estiren bir hadise yaşanmıştır. Yaşanan hadise şudur: İngiliz Müstemlekât Nazırının İngiliz Meclis-i Meb’usanında elinde Kur’ân’ı göstererek, “Bu Kur’ân Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakikî hâkim olamayız. Ya Kur’ân’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’ân’dan soğutmalıyız” sözü üzerine, ruhunda bir feveran ve nihayetsiz bir gayret uyanan Bediüzzaman, “Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya isbat edeceğim ve göstereceğim!” der. Kur’ân’ın bir mu'cize olduğunu ispat ederek her tarafa neşretmek ve kâfirleri tam susturmak ister, buna kat’î karar verir. Van’da bulunduğu on beş sene müddet içerisinde hıfzına aldığı seksenden ziyade kitabı ezbere devrettiği gibi, âlem-i İslâmın hal-i hazırda durumu hakkında da gerekli her türlü malûmatı elde eder.

Bediüzzaman’ın birinci hedefi: “Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manev'î bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim!” demesidir. Bu hedefini telif ettiği Risâle-i Nur Külliyatı ile bütün dünyaya ispat etmiştir. Çünkü onun eserleri kırkın üzerinde dünya diline çevrilmiş ve dünyada Kur’ân’dan sonra en fazla satılan kitap unvanına kavuşmuştur. Milyonlarla insan bu Kur’ân tefsirini okuyarak imanını kurtarıyor ve İngiliz Müstemlekât Nazırının “Bu Kur’ân Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakikî hâkim olamayız. Ya Kur’ân’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’ân’dan soğutmalıyız” sözünü Bediüzzaman’ın "Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya isbat edeceğim ve göstereceğim!” sözü ile hedefine ulaşamadığını bu gün net olarak yaşıyoruz ve Bediüzzaman’ın ise hedefine ulaştığını müşahede ediyoruz.

Bediüzzaman’ın ikinci hedefi: Medresetü’z-Zehra namında doğuda Van, Bitlis ve Diyarbekir illerinde fünun-u cedide yanında ulûm-u diniye de lâzım ve elzem olan şarkta üç üniversite açılması. Bediüzzaman bu mânâda şu izahı yapmıştır: "Hem 55 seneden beri, Medresetü’z-Zehra namında Şark Üniversitesinin tesisine çalışmak ve o üniversiteyi biri Van’da, biri Diyarbakır’da, biri de Bitlis’te olmak üzere üç tane veya hiç olmazsa bir tane Van’da tesis etmek için, Hürriyetten evvel İstanbul’a geldim. Hürriyet çıktı, o mesele de geri kaldı. Sonra İttihatçılar zamanında Sultan Reşad’ın Rumeli’ye seyahati münasebetiyle Kosova’ya gittim. O vakit Kosova’da büyük bir İslâmî darülfünun tesisine teşebbüs edilmişti. Ben orada hem İttihatçılara, hem Sultan Reşad’a dedim ki: ‘Şark böyle bir darülfünuna daha ziyade muhtaç ve âlem-i İslâmın merkezi hükmündedir.’

“O vakit bana vaad ettiler. Sonra Balkan Harbi çıktı. O medrese yeri istilâ edildi. Ben de dedim ki: ‘Öyleyse o 20 bin altın lirayı Şark Darülfünununa veriniz.’ Kabul ettiler. Ben de Van’a gittim. Ve bin lira ile Van Gölü kenarında Artemit’te temelini attıktan sonra Harb-i Umumî çıktı. Tekrar geri kaldı.

“Esaretten kurtulduktan sonra İstanbul’a geldim. Hareket-i Milliyeye hizmetimden dolayı Ankara’ya çağırdılar. Ben de gittim. Sonra dedim: “Bütün hayatımda bu darülfünunu takip ediyorum. Sultan Reşad ve İttihatçılar 20 bin altın lirayı verdiler. Siz de o kadar ilâve ediniz.” Onlar 150 bin banknot vermeye karar verdiler. Ben dedim: “Bunu mebuslar imza etmelidirler.”

Bazı mebuslar dediler: “Yalnız sen medrese usulüyle sırf İslâmiyet noktasında gidiyorsun. Halbuki şimdi garplılara benzemek lâzım.”

Dedim: “O vilâyat-ı şarkiye âlem-i İslâmın bir nev'î merkezi hükmünde, fünun-u cedide yanında ulûm-u diniye de lâzım ve elzemdir.” (Emirdağ Lâhikası, s: 276)

Bediüzzaman zahirde maddî olarak belki bu üniversiteleri tam istediği mânâda açtıramamış ancak manevî Medresetü’z-Zehra namında dünyanın her tarafında Risâle-i Nur hizmetleri ile fünun-u cedide yanında ulûm-u diniyeyi birlikte ders veren medreseleri açtırmış ve halen bu manevî üniversiteler hizmete devam etmektedir.

Böylece Bediüzzaman’ın bir ikinci hedefi olan din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı “Medresetü’z-Zehra” namındaki hedefi de hayata şamil olarak gerçekleşmiştir.

Bediüzzaman’ın üçüncü hedefi: Van Gölü’ndeki Akdamar Adası’nda on senede elli talebe yetiştirip İslâmı dünyanın başına geçirmek ve dünyaya hâkim kılmak.

Niçin elli talebe? Dünyaya elli talebe ile nasıl hâkim olunur?

Bediüzzaman’ın, “Akdamar Adası’nda on senede elli talebe yetiştirsem, İslâmı dünyaya hakim kılarım” dediği bir hakikattir. Çünkü o kemiyet değil keyfiyet peşindedir."Vicdanın ziyası ulum-u diniyedir. Aklın nuru fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder” sözünü bu elli talebede makes bulacağına inanarak bu keyfiyet ile İslâmın prensipler yönünden hâkimiyetinin bu kaliteli genç nesillerle olacağını müjdelemiştir.

Bu gün milyonlarca genç Bediüzzaman’ın yıllar önce Akdamar Adası’nda yetiştirmeye karar verdiği gençlerin bütün dünyada her bir kıt’anın başına İslâmı geçirdiği ve hâkim kılmaya başladığı hedefinin yaşandığı günlere şahit oluyoruz.

“Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mazi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız; o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezartaşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan” Ne mutlu size!” sadâsını işiteceksiniz.” (Münâzarât, s: 214)

Demek oluyor ki Bediüzzaman bu üç hedefine de ulaşmıştır. Allah ondan ebeden razı olsun. Cennet-âsâ baharı müjdeleyen Bediüzzaman, kabrinden bu baharı temaşa ediyor İnşâallah. bakicimic@hotmail.com

BAKİ ÇİMİÇ

22.07.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular’ın STV Haber’deki programını izlemek için tıklayın.
Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.