Bilişim-Teknik |
“Lütfen Dikkat’’ çocuklarımız, tv izlemiyor!
Başlık ilginç gelebilir ama maalesef çocuklarımız tv izlemiyor. Bu başlığı atmamın sebebi yazının ilgi çekmesini sağlamak, ama büsbütün yanlış bir başlık olmadığını yazının içeriğinde de anlayacaksınız.. Bu kısacık bilgiden sonra yazımıza dönelim. Nedir televizyonun izlenmemesi? Yoksa çocuklarımız, televizyonun zararlarının farkına mı vardı? Uzun süre önünde durdukları tv’nin beyinlerini tembelleştiğini, tabiri caizse koyunlaştıklarının farkına mı vardılar? Çok değil bundan 50 sene öncesi çocukları, ninelerinin dizlerinin dibinde masal dinleyerek uyuklardı. Maalesef şimdi teknolojinin kara kutularına baka baka uyukluyorlar! Aktüalitesini koruyan büyülü kutular oluştu. Şu an anneler “oğlum gel seninle biraz vakit geçirelim, oyun oynayalım” deseler de “Anne diz üstünü al da gel odama, bir oyun çevirelim” dediklerine bizzat tanık oluyoruz. Kitap mı, kitap ise derinlerde kaybolmakta! Medyanın ve iletişim araçlarının insan üzerindeki gücü tartışılamayacak bir gerçektir. Özellikle çocuklar ve gençler üzerinde etkisi çok büyüktür. Çocukların ve gençlerin, maalesef, zamanlarının büyük bölümünün televizyon karşısında ve internet kafelerde geçirmektedir. Durumun gayet ciddî olduğunun farkına varmalıyız. Çocuk, kitle iletişim araçları yoluyla başka insanlar, başka hayat tarzları, kendi ailesinden farklı, kendi ulusundan değişik insanlar hakkında bilgiler edinir. Bu açıdan kitle iletişim araçları, çocuğun sosyal ufkunu genişletme yolunda önemli katkılar sağlar. Ama bu katkının hangi yönde, ne şekilde olacağı ebeveynler tarafından kontrol edildikçe başarıya ulaşılacaktır. İletişim araçlarını hayatımızdan çıkarmak mümkün olmadığına göre, onları bilinçli ve yararlı bir biçimde kullanmak ve bunu çocuklarımıza öğretmek gerekiyor. Bu da sabırla ve onların duygularına ve tercihlerine değer vererek aşılabilecek bir problem olarak nitelendirilir. Anne-baba çocuğun evde internete girmesini yasaklasa bile bu çocuğu internetten uzaklaştıramayacaktır. Dışarıda onlarca internet kafenin olması, ailenin çocuğu sürekli kontrol etmesini daha da zorlaştıracaktır aslında. O halde aileler çocuğa doğru ile yanlışı ayırt edebilecek bir bilinç kazandırmalıdırlar. Zira insan beyninin %70’i, 3 ile 7 yaşları arasında oluşur ve bu nedenle erken yaşta bilincin kazandırılması “ağaç yaşken eğilir” misali daha da kolay olacaktır. Nimetleri bahşeden Yüce Yaratıcı ile bağların koparılması istenildiği apaçık. Adeta oyalandırılıyoruz. Çocuklarımız bazı şeylerin farkına varmadan, eskiyi bilmeden yeniye tanık olduklarından kabahatleri olmayabilir. Ama ebeveyn, bilinçleriyle kendilerine büyük vazifeler yüklenmiş. Dünyaya getirdikleri çocukların ahiretlerinden de sorumlular. Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı konuyla ilgili şöyle demiş: “Yapılan çalışmalar birçok annenin çocuklarına vakit ayırmada zorlandığı için onları televizyonla oyalamak istediklerini ve çocukların izledikleri programları denetlemediklerini ortaya koyuyor. Çocukların izlediği programların denetlenmesi çok önemli. Çocukların şiddet ve cinsel içerik taşıyan programlardan uzak tutulması gerekiyor. Ayrıca çocukların erken yaşlarda zaman yönetimini öğrenmeleri için televizyon izleme saatlerinin sınırlandırılması da yapılması gerekenler arasında. Saatlerce boş boş televizyon izlemek çocuk psikolojisi üzerinde olumsuz etki yaptığı gibi zamanın değerini öğrenmesini engelleyebiliyor.”1 Eee! Peki televizyonu izlemeyen çocuklar, internete yöneldiyse... O daha tehlikeli değil midir? İşte burada Narlı’nın dediği gibi denetim çok önemli. Ailelere ise büyük iş düşmekte, teknolojiyi evlerine koyan aileler sonunu da düşünmelidir. Bir televizyon, ahlâkınıza karşı savaş ilan ettiği halde evinize girmiş ve odanızın başköşesine oturmuşsa; başta çocuklar olmak üzere o hanedekilerin ahlâklarının içten içe çürümesi kaçınılmaz olmuş demektir.2 Televizyon, çocuğun bilincini de etkilediği görülmüştür. Bu etki çocukların giyim tarzında, oynadıkları oyunlar ve oyuncaklarda canlandırdıkları karakterlerde, konuşma şeklinde, hatta yedikleri yiyeceklerde bile kendini gösteriyor. Özellikle birçok medya kuruluşunun da toplumun değerlerine ters düşen yayınlar yaptığı yadsınamaz bir gerçektir. Çocuklarımız televizyon karşısında mânevî bir erozyon bombardımanına tutulmaktadır. Kendi aile değerlerimizle örtüşmeyen birçok ahlâksızlıklar çocuklarımıza bilinçli ve ya bilinçsiz bir şekilde aşılanmaktadır. Çekilen birçok dizi ve filmde maalesef, çocuğun ruh dünyasını derinden etkileyecek sahneler yer almaktadır. Fakat ne var ki son yıllarda çocuklar artık televizyona bile ilgi göstermez oldular. Gelişen teknoloji şimdiki nesli adeta pençesine aldı. Televizyona olan ilginin azalmasındaki en büyük etken hiç şüphesiz bilgisayarlar ve internet oldu. Saatlerce bilgisayar başında dövüş ya da yarış oyunlarını oynayarak, internet başında vakit öldüren, bilgisayara bağımlı bireyler yetişmeye başladı. Internet, amacına uygun kullanıldığı zaman büyük bir ilim deryası iken amacına uygun kullanılmadığı vakit çocuklar için birer canavara dönüştü. Peki bu kadar önemli bir konuda ailelere düşen görevleri kısaca özetlenirse: -Öncelikle çocuğun izleyeceği programı ebeveyn seçmelidir. Çocuğun önüne gelen her programı izlemesine müsaade edilmemelidir. Tabiî bu, kavga dövüşle değil, karşılıklı anlayışlı ve sevgiyle yapılmalıdır. -Anne baba öncelikle kendinin izlediği programları iyi seçmeli; ailece izlenebilecek programları tercih etmelidir. -Mümkünse televizyon başköşeye değil, biraz daha kenara alınmalıdır. Zira başköşede duran televizyon her zaman ilgi çekecektir. -Çizgi film dahi olsa içeriğine son derece dikkat edilmelidir. Birçok çizgi film Batı’dan alındığı için toplumumuzun değerlerine uymayabilir. Örneğin, çizgi filmde günah çıkartan bir karakteri bilinçsizce izleyen çocuğun zamanla kendisinin de günah çıkartıyormuş gibi yaptığı sıkça rastlanılan bir durumdur. -Çocuğun televizyon izleyebileceği saatlere ailecek kitap okuyabileceğimiz saatler koyabiliriz. Aksatmadan yapılan, kısa dahi olsa, bu kitap okuma saati çocuk üzerinde zamanla bir alışkanlık haline dönüşecektir. -Televizyona tamamen karşı olunmamalı, burada orta yol izlenmelidir. Günümüzde artık çocukların ahlâkî gelişimlerini olumlu yönde sürdürmeleri için birçok program bulunmaktadır. Bu tarz programlar, diziler veya filmler izletilebilir. -Eğer evinizde internet varsa, çok dikkatli olmalıyız. Çocuğumuzun zararlı sitelere girmesini önlemek için bilgisayarımıza mutlaka ”aile koruma filtresi” kurdurulmalıdır. Bu konuda kesinlikle çocuğa güvenip de tedbirler aksatılmamalıdır! -Çocuğumuzun bilgisayarı evin kuytu bir köşesinde değil, herkesin görebileceği açık bir alanda olmalıdır. Bilgisayar ekranı ise herkesin görebileceği bir alana dönük olmalıdır. Örneğin bilgisayar hol dediğimiz ara bölüme kurulabilir. -Bazı ebeveynler işi abartarak çocuğun bulunduğu odaya hem internet, hem de televizyon koymakta. Aynı odada çalışma masası da bulunmaktadır. Böyle bir ortamda çocuğun ders çalışması ve ahlaâkî bakımdan düzgün bir gelişim göstermesi asla düşünülemez.3
Dipnotlar: 1. Faruk ÇAKIR, Yeni Asya, 17.10.2010 2. Özkan TAŞAR, Çocuk Eğitiminde Maneviyat, Yeni Asya Neşriyat 3. A.g.e.
MUHAMMED ZORLU |
07.12.2010 |
Any Password ile şifrelerinizi saklayın! Any Password ile şifrelerinizi saklayabilirsiniz. Dikkat çeken unsularından biri bütün şifrelerinizi depolayabilmeniz. Any Password’ün sakladığı şifrelere ulaşmak için tek bir şifreyi hatırlamanız yeterli. Şifrenizle programa giriş yaptıktan sonra, site adresine çift tıklayarak ilgili siteyi web tarayıcınızda açabilir ve şifreyi kopyalayıp yapıştırabilirsiniz. Any Password’ün diğer ilgi çekici özellikleri ise, klasörler halinde sınırsız sayıda şifre depolayabilme ve bilgi güvenliğini sağlama, rastgele şifre oluşturma, birden fazla kullanıcı hesabı gibi çeşitli özelliklere de sahip olması. Program da Türkçe desteği de sunulmakta. |
07.12.2010 |
Vikipedi kurucusu Jimmy Wales diyor ki: “10 yıl önce insanlara Vikipedi’yi anlatmaya başladığımda alaycı bakışlarla karşılaştım. Bazı iş çevreleri, kayda değer bir bilgi havuzu oluşturma ve paylaşma amacıyla bütün dünyadan gönüllülerin bir araya gelmesi fikrine karşı kuşkucu yaklaştılar. “Reklamsız. Kârsız. Özel bir amaç olmaksızın. “Kuruluşundan 10 yıl sonra, 380 milyondan fazla insan (dünyada internet erişime sahip nüfusun neredeyse üçte biri) Vikipedi’yi her ay kullanıyor. “Vikipedi dünyanın en popüler 5’inci internet sitesi. Milyon dolarlık yatırımlarla kurulmuş diğer dördü ise, sürekli pazarlama faaliyetleriyle ve geniş kurumsal personel kadrolarıyla yönetilmekte.” Bilişim alanındaki projelerimizi küçük görmeyelim. Önemseyelim. Başlangıçta, küçük görülen ve beğenilmeyen bir çok projenin günümüz dünyasında en popüler sistemler haline geldiğini unutmayalım… Vikipedi örneğinde olduğu gibi… |
07.12.2010 |
Facebook özel hayatı ortadan kaldırıyor!
Sosyal paylaşım sitelerinde hemen hemen her şeyin paylaşılmasını doğru bulmadığını ifade eden Ayhan, bu türlü ortamların toplumun özel hayat kavramını ortadan kaldırmaya başladığı uyarısında bulundu. Hem siyasal, hem toplumsal çözüm yolu bulunması gerektiğini belirten Ayhan şunları ifade etti: “İnsanların kendilerini tatmin etmek için ve her türlü özel hayatıyla ilgili resim, video paylaşmasını doğru bulmuyorum. Bu Türk toplum yapısındaki mahrem kavramını ortadan kaldırmaktadır.” (Devamı için http://www.sentezhaber.com/bilimteknik/facebook-ozel-hayati-ortadan-kaldiriyor.htm) |
07.12.2010 |
İç dünyaların mahremiyeti BUGÜN internetin sağladığı imkânlar, en mahrem düşüncelerini milyonlara fütursuzca açan, yanıbaşındaki ile iletişimi koparıp, hiçbir şeyi yokmuş gibi davranan hasta tipleri ortaya çıkarmaktadır. En yakınlarının bilmediği ruh dünyasını belki de mânevî kirlerini milyonlarla paylaşmak duygusu altında yatan psikoloji özel bir çalışma alanıdır. Mahremiyet, Allah’ın Settar isminin bir yansıması olsa gerek. Mahremiyet kavramı, aslında içinde helali barındırır. Zira içerisine haram girmiş bir mahremiyet olamaz. İşte mahremiyeti bu açıdan düşündüğümüzde insanın duygu keşifleri yaptığı, kendi olma yolculuğuna çıktığı, ifrat duyguların yularını tutabildiği ortamlar olarak bakmak gerekecektir. (Yazının devamı için http://www.yeniasya.com.tr/2010/11/25/yazarlar/yyasar.htm) |
07.12.2010 |
Facebook stresi tetikliyor! GEÇTİĞİMİZ günlerde 18 yaşındaki bir gencin eski kız arkadaşının kendisini Facebook’ta engellemesi üzerine astım krizi geçirmesi, sosyal paylaşım siteleri ile stres bozuklukları arasındaki ilişkiyi bir defa daha gündeme getirdi. Daily Mail’in haberine göre doktorların görüşü bu tarz sosyal ağların psikolojik açıdan yeni bir stres kaynağı olduğu yönünde. Gencin durumunu değerlendiren doktoru Gennaro D’Amato, bu sitelerin meydana getirebileceği sorunlar hakkında bütün kullanıcıları uyarıyor. Kendisini Facebook’tan silen eski kız arkadaşının yeni arkadaşlar edinmesine üzülen gencin bu olaydan sonra astım ataklarının arttığını söyleyen D’Amato, bir psikiyatrist yardımıyla gencin Facebook’a girmekten vazgeçirildiğini belirtti. Facebook’a girmeyi bırakan gencin astım ataklarının durduğunu kaydetti. Sosyal paylaşım sitelerinin oluşturduğu sağlık sorunları sadece astım ile sınırlı değil. Bu siteler aşırı strese yol açarak birçok hastalığı tetikliyor. Uzmanlar özellikle duygusal açıdan hassas kullanıcıların stres kaynaklı, psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklara karşı büyük risk altında bulunduğunu belirtiyor. (Zaman) |
07.12.2010 |
Bilişim Fıkıh
Soru: Ben bilgisayarda bir oyun oynuyorum ve ileri seviyeye geldiğim zaman da, yani oyunu ilerlemiş düzeyine getirebildiğim zaman da bunu para karşılığında başka birine satsam caiz olur mu? Satın alan kişi oyunu oynamaya ve ilerletmeye devam ediyor. Bir müddet sonra da o da satıyor ya da oynamadan başkasına 2 katına satıyorlar. Bu şekilde para kazanmak helâl midir?
Cevap: Değerli Kardeşimiz; İslâm, haram içermeyen spor, oyun ve eğlence çeşitlerini helâl kılmıştır. Ancak bunların kumar aracı yapılmasını yasaklamıştır. Kur’ân-ı Kerim’de, “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Onlardan uzak durun ki, kurtuluşa eresiniz. Şeytan şarap (içki) ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?” (Maide, 90-91) buyrulmaktadır. Diğer bir âyette ise: “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (Necm, 39) buyrularak Müslümanın kazancının şansa ve tesadüfe bağlı olmayıp, çabasının ve alın terinin ürünü olması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu itibarla, taraflardan birine menfaat sağlayan her türlü bahis, Kur’ân-ı Kerim’in yasakladığı kumar kapsamına girmektedir. Dinimizde piyango, spor-toto ve loto gibi her türlü şans oyunlarından çıkan para haramdır. Radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçları vasıtasıyla yapılan ödüllü yarışma programlarına ve internet üzerinden oynanan oyunlara gelince; bunlardan kazanılan ödülün haram ya da helâl oluşu, içerisinde şans barındırıp barındırmamasına, insanları tembelliğe, hayale, lükse özendirip özendirmemesine ve yarışmaya katılımcı olabilmek için, bilet satın alma, sabit telefon ücreti ödeme vb. bir yolla mâlî bir karşılık ödenip ödenmemesine bağlıdır. Buna göre, içerisinde şans barındıran, insanları tembelliğe, hayale ve lükse özendiren ve yarışmaya katılımcı olabilmek için, bilet satın alma, sabit telefon ücreti ödeme veya oyun için para ödeme vb. bir yolla mâlî bir karşılık ödeme zorunluluğu getiren yarışmalara katılmak caiz olmadığı gibi, böyle bir yarışmadan kazanılan ödüller de helâl değildir. Böye bir oyuna katılan kişinin söz konusu oyunu bir başka oyuncuya para karşılığı satmasının ve o parayı kullanmasının hükmü de aynıdır. Bu türlü bir kazancın sevap beklemeksizin, fakirlere veya hayır kurumlarına verilerek elden çıkarılması gerekir. Selâm ve duâ ile... |
07.12.2010 |