Lem'alar - page 321

Meselâ, kardeşlerimizden bir kısım zatlar, halkların risa-
le-i nur’a iltihakları şevklerini ziyadeleştiriyor, gayrete ge-
tiriyor. dinlemedikleri vakit, zayıfların kuvve-i maneviye-
leri kırılıyor, şevkleri bir derece sönüyor. Hâlbuki, üstad-ı
mutlak, mukteda-i küll, rehberi ekmel olan resul-i ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâm,
(1)
o
Æn
Ón
Ñr
dG s
’p
G p
?ƒ o
°S s
ôdG n
¤n
Y Én
en
h
olan
ferman-ı İlâhîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanla-
rın çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa’y ve
gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş.
Çünkü
(2)
o
A B É '
°ûn
j r
øn
e …/
ó r
¡n
j %G s
øp
µ'
dn
h n
âr
Ñn
Ñr
Mn
G r
øn
e …/
ó r
¡n
J '
’ n
?s
fp
G
sırrıyla anlamış ki, insanlara dinlettirmek ve hidayet ver-
mek, Cenab-ı Hakkın vazifesidir; Cenab-ı Hakkın vazife-
sine karışmazdı.
öyle ise, işte ey kardeşlerim! siz de, size ait olmayan
vazifeye harekâtınızı bina etmekle karışmayınız ve Hâ-
lık’ınıza karşı tecrübe vaziyetini almayınız.
İKİNCİ MeseLe:
Ubudiyet, emr-i İlâhîye ve rıza-i
İlâhîye bakar. Ubudiyetin dâîsi emr-i İlâhî ve neticesi rı-
za-i Haktır. Semeratı ve fevaidi uhreviyedir. Fakat ille-i
gaiye olmamak, hem kasten istenilmemek şartıyla, dün-
yaya ait faydalar ve kendi kendine terettüp eden ve iste-
nilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münafi olmaz.
Belki zayıflar için müşevvik ve müreccih hükmüne geçer-
ler. Eğer o dünyaya ait faydalar ve menfaatler o ubudiye-
te, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz’ü olsa,
Lem’aLar | 321 |
o
n
Y
edinci
l
em
a
mukteda-i küll:
her şeyde herke-
sin uyması gereken kimse olan
Hz. Peygamber (asm).
münafi:
zıt, muhalif.
müreccih:
tercih eden, üstün tu-
tan.
müşevvik:
teşvik eden.
netice:
sonuç.
rehber-i ekmel:
en mükemmel
rehber, yol gösterici.
rehber-i mutlak:
her bakımdan
rehber, tam rehber.
resul-i ekrem:
çok cömert, kerîm
olan peygamber, Hz. Muhammed
(asm).
rıza-i Hak:
Cenab-ı Hakkın rızası,
hoşnutluk.
rıza-i İlâhî:
Allah’ın rızası.
sa’y:
çalışma, çabalama, gayret
etme.
semerat:
semereler, meyveler.
semere:
meyve.
şevk:
şiddetli arzu, aşırı istek ve
heves.
şevk:
şiddetli arzu, aşırı istek ve
heves.
tebliğ:
ulaştırmak, bildirmek.
tecrübe:
sınama, imtihan.
terettüp:
sıralanma.
ubudiyet:
kulluk.
uhreviye:
ahirete ait.
üstad-ı mutlak:
ilimde üstünlüğü
ve öğreticiliği tartışmasız olan
üstat.
vazife:
görev.
vaziyet:
durum.
virt:
belli zamanlarda okunması
manevî bir vazife olarak kabul edi-
len Kur’ân cüzleri, esma-i hüsna
ve dualar.
zat:
kişi, şahıs.
zikir:
Allah’ın adlarını anarak dua
etme.
ziyade:
fazla.
aleyhissalâtü vesselâm:
“sa-
lât ve selâm onun üzerine ol-
sun,” anlamında.( Peygambe-
rimiz Hz. Muhammed(asm)
bina etmek:
yapma, tesis
etme, kurma.
cüz:
kısım, parça.
dâî:
sebep, illet.
emr-i İlâhî:
Allah’ın emri.
ferman-ı İlâhî:
Cenab-ı Hakkın
emir ve buyruğu.
fevaid:
menfaatler, faydalar.
gayret:
çalışma, çabalama.
hâlbuki:
oysa ki.
hâlık:
her şeyi yoktan var
eden, yaratıcı; Allah.
harekât:
hareketler.
hidayet:
doğru ve hak olan.
hükmüne:
değerine, yerine.
ille-i gaiye:
asıl sebep, elde
edilmeye çalışılan asıl gaye ve
netice.
illet:
sebep, gaye.
iltihak:
katılma.
kasten:
kasıtlı olarak.
kuvve-i maneviye:
manevî
güç, moral.
menfaat:
fayda.
meselâ:
örneğin.
mesele:
önemli konu.
1.
Peygambere düşen ancak tebliğ etmektir. (Mâide Suresi: 99.)
2.
Sen sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir. (Kasas
Suresi: 56.)
1...,311,312,313,314,315,316,317,318,319,320 322,323,324,325,326,327,328,329,330,331,...1406
Powered by FlippingBook