Lem'alar - page 328

pencere açılır, o âyinede çok garaibi müşahede eder. Hâl-
buki âyinede değil, belki âyineye olan dikkat-i nazar vası-
tasıyla, âyinenin haricinde hayaline bir pencere açılmış,
görüyor. onun içindir ki, bazen nakıs bir şeyhin halis mü-
ridi, şeyhinden daha ziyade kâmil olabilir. Ve döner, şey-
hini irşat eder ve şeyhinin şeyhi olur.
ON DörDüNCü NOta
tevhide dair dört küçük remizdir.
BİRİNCİ ReMİZ:
ey esbapperest insan! Acaba, ga-
rip cevherlerden yapılmış bir acip kasrı görsen ki, yapılı-
yor. onun binasında sarf edilen cevherlerin bir kısmı yal-
nız Çin’de bulunuyor. diğer kısmı endülüs’te, bir kısmı
Yemen’de, bir kısmı sibirya’dan başka yerde bulunmu-
yor. Binanın yapılması zamanında, aynı günde şark, şi-
mal, garb, cenuptan o cevherli taşlar kolaylıkla celp olup
yapıldığını görsen, hiç şüphen kalır mı ki, o kasrı yapan
usta, bütün küre-i arza hükmeden bir hâkim-i mu’cizekâr-
dır?
İşte, her bir hayvan, öyle bir kasr-ı İlâhîdir. Hususan in-
san, o kasırların en güzeli ve o sarayların en acibidir. Ve
bu insan denilen sarayın cevherleri, bir kısmı âlem-i er-
vahtan, bir kısmı âlem-i misalden ve levh-i Mahfuz’dan
ve diğer bir kısmı da hava âleminden, nur âleminden,
anasır âleminden geldiği gibi; hacatı ebede uzanmış,
emelleri semavat ve arzın aktârında intişar etmiş, rabıta-
ları, alâkaları dünya ve ahiret edvarında dağılmış bir sa-
ray-ı acip ve bir kasr-ı gariptir.
acip:
garip, şaşılan ve hayret uyan-
dıran şey.
ahiret:
dünya hayatından sonra
başlayıp ebediyen devam edecek
olan ikinci hayat.
aktâr:
taraflar, yanlar.
alâka:
ilgi, ilişki. Bağ.
âlem:
varlık sınıflarından her biri.
âlem-i ervah:
ruhlar âlemi.
âlem-i misal:
görüntüler âlemi.
anasır:
unsurlar.
arz:
yer, dünya.
âyine:
ayna.
celp:
kendi tarafına çekmek.
cenup:
güney.
cevher:
esas, maya, öz.
dair:
alâkalı, ait.
dikkat-i nazar:
inceden inceye
düşünme ve bakma, bakış ince-
liği.
ebed:
sonsuzluk, daîmilik.
edvar:
devirler, zamanlar, asırlar.
emel:
ümit.
esbapperest:
Allah’ı unutup se-
beplere haddinden fazla değer ve-
ren, her şeyi bir sebebe bağlaya-
rak Allah’ın her şeyin yaratıcısı
olduğunu inkâr eden veya Ona
kıymet vermek istemeyen.
garaip:
tuhaf, şaşılacak, hayret
edilecek şeyler.
garb:
batı.
hacat:
hacetler, ihtiyaçlar.
hâkim-i mu’cizekâr:
mu’cize gös-
teren hâkim, Allah.
o
n
Y
edinci
l
em
a
| 328 | Lem’aLar
hâlbuki:
oysa ki.
halis:
samimi, içten.
hariç:
bir şeyin dışı, dışarısı.
hususan:
bilhassa, özellikle.
hükmeden:
hükmü altına
alan, hâkim olan.
intişar:
yayılma, neşrolunma.
irşat:
doğru yolu gösterme;
gafletten uyandırıp hidayet
yolunu gösterme.
kâmil:
mükemmel, kemale
ermiş, olgun.
kasır:
saray.
kasr-ı garip:
garip ve harika
kasır, saray.
kasr-ı İlâhî:
İlâhî köşk, saray.
küre-i arz:
dünya, yer küre.
Levh-i mahfuz:
Allah’ın ezelî
ilmiyle kâinatta olmuş ve ola-
cak şeylerin yazılı olduğu
levha.
mürit:
bir şeyhe bağlı kişi.
müşahede:
bir şeyi gözle
görme, seyrederek anlama.
nakıs:
noksan, eksik.
nota:
işaret.
nur:
parıltı, ışık.
rabıta:
bağ.
remiz:
işaret.
saray-ı acip:
şaşırtıcı olan ve
hayranlık uyandıran saray.
sarf:
harcama.
semavat:
semalar, gökler.
şark:
doğu.
şeyh:
bir tarikatte en üst mer-
tebeye ulaşmış kimse; bir
tekke veya zaviyede ders ve-
ren ve müritleri bulunan
kimse.
şimal:
kuzey.
tevhid:
Allah’ın varlığını, birli-
ğini, dengi ve ortağı bulunma-
dığını kabul etme.
vasıta:
aracılık.
ziyade:
çok, fazla.
1...,318,319,320,321,322,323,324,325,326,327 329,330,331,332,333,334,335,336,337,338,...1406
Powered by FlippingBook