Lem'alar - page 501

YirmiAltıncıLem’a
İhtiyarlarLem’ası
Yirmi altı rica ve ziya ve teselliyi camidir.
(HaşİYe)
İHTAR:
Her bir ricanın başında, manevî derdimi ga-
yet elîm ve sizi müteessir edecek derecede yazdığımın
sebebi, Kur’ân-ı Hakîm’den gelen ilâcın fevkalâde tesi-
rini göstermek içindir. İhtiyarlara ait bu Lem’a, üç dört
cihetle hüsn-i ifadeyi muhafaza edememiş.
Birincisi
: sergüzeşt-i hayatıma ait olduğu için, o za-
manlara hayalen gidip o hâlette yazıldığından, ifade, in-
tizamını muhafaza edemedi.
İkincisi
: sabah namazından sonra, gayet yorgunluk
hissettiğim bir zamanda, hem sür’ate mecburiyet tahtın-
da yazıldığından, ifadede müşevveşiyet düşmüş.
Üçüncüsü
: Yanımda daim yazacak bulunmadığından,
yanımda bulunan kâtibin de risale-i Nur’a ait dört beş
vazifesi olmakla tashihatına tam vakit bulamadığımızdan
intizamsız kaldı.
Dördüncüsü
: Telifin akabinde ikimiz de yorgun olarak,
manayı dikkatle düşünmeyerek, gayet sathî bir tashihle
iktifa edildiğinden, tarz-ı ifadede elbette kusurlar buluna-
cak. Âlicenap ihtiyarlardan, ifadedeki kusurlarıma
Lem’aLar | 501 |
Y
irmi
a
lTıncı
l
em
a
musibet:
belâ, sıkıntı.
müellif-i muhterem:
muhterem
yazar.
müşevveşiyet:
karışıklık.
mütebaki:
geri kalan kısım.
müteessir:
hüzünlü, kederli.
nüsha:
kopya.
rica:
istek, ümit.
risale-i Nur:
Nur Risalesi, Bediüz-
zaman Said Nursî’nin eserlerinin
adı.
sathî:
yüzeysel.
sergüzeşt-i hayat:
hayat hikâyesi.
sür’at:
hızlı, çabuk.
tahtında:
altında.
tarz-ı ifade:
ifade tarzı, anlatış
şekli.
tashih:
düzeltme.
tashihat:
düzeltmeler, tashihler.
telif:
kitap yazma.
teselli:
acısını dindirme, avunma.
tesir:
etki.
vazife:
görev.
ziya:
ışık, nur.
HaşİYe:
Müellif-i muhtereminin tashihinden geçen yazma bir nüshada,
(Ilgazlı İsmail merhumun defterinde) bu lem’a hakkında, “Mütebaki ka-
lan on dörtten tâ yirmi altıya kadar olan ricalar, malûm musibet [eski-
şehir hapsi] yüzünden yazılmadı; onun mevsimi geçtiği için noksan kal-
dı” denilmektedir.
]
YirmiAlt›nc›Lem’a’n›n
ço€u Ricalar› Isparta’da
olmak üzere 1934’te
Türkçe olarak telif edil-
mifltir.
akabinde:
ardından.
âlicenap:
iyilik sahibi, yüksek
ahlâklı.
cami:
toplayan, içine alan.
cihet:
yön.
daim:
devamlı, sürekli.
elîm:
çok acı verici, elemli.
fevkalâde:
olağanüstü.
gayet:
son derece.
hâlet:
hâl, keyfiyet.
haşiye:
dipnot.
hayalen:
zihin olarak, akıl ola-
rak.
hissetmek:
algılamak.
hüsn-i ifade:
ifadenin güzel-
liği.
ifade:
anlatım, söyleyiş.
ihtar:
hatırlatma, ikaz.
ihtiyar:
yaşlı.
iktifa:
yeterli bulma, kâfi
görme.
intizam:
düzgün olma.
kâtip:
yazıcı.
Kur’ân-ı Hakîm:
her ayet ve
suresinde sayısız hikmet ve
faydalar bulunan Kur’ân.
kusur:
eksiklik, noksan.
lem’a:
parıltı.
malûm:
bilinen.
mana:
anlam.
manevî:
manaya ait.
mecburiyet:
zorunluluk.
muhafaza:
koruma.
1...,491,492,493,494,495,496,497,498,499,500 502,503,504,505,506,507,508,509,510,511,...1406
Powered by FlippingBook