Lem'alar - page 498

tam itaat eden bahtiyar bir velet, evlâdından aynı vaziye-
ti gördüğü gibi; bedbaht bir velet, eğer ebeveynini renci-
de etse, azab-ı uhrevîden başka, dünyada çok felâketler-
le cezasını gördüğü, çok vukuatla sabittir.
evet, ihtiyarlara, masumlara, yalnız akrabasına bakmak
değil, belki ehl-i iman –madem sırr-ı imanla uhuvvet-i ha-
kikiye var– onlara rast gelse, muhterem hasta ihtiyar ona
muhtaç olsa, ruhucanla ona hizmet etmek İslâmiyetin
muktezasıdır.
YİRMİBEŞİNCİDEVA
ey hasta kardeşler! siz gayet nafi ve her derde deva ve
hakikî lezzetli kudsî bir tiryak isterseniz, imanınızı inkişaf
ettiriniz. Yani, tevbe ve istiğfar ile ve namaz ve ubudiyet-
le, o tiryak-ı kudsî olan imanı ve imandan gelen ilâcı is-
timal ediniz.
evet, dünyaya muhabbet ve alâka yüzünden, güya,
âdeta ehl-i gafletin dünya gibi büyük, hasta, manevî bir
vücudu vardır. İman ise, o dünya gibi zeval ve firak dar-
belerine, yara ve bere içinde olan o manevî vücuduna bir-
den şifa verip, yaralardan kurtarıp hakikî şifa verdiğini
pek çok risalelerde kat’î ispat etmişiz. Başınızı ağrıt-
mamak için kısa kesiyorum.
İman ilâcı ise, feraizi mümkün oldukça yerine getir-
mekle tesirini gösteriyor. gaflet ve sefahat ve hevesat-ı
nefsaniye ve lehviyat-ı gayrimeşrua, o tiryakın tesirini
men eder. Hastalık madem gafleti kaldırıyor, iştihayı
âdeta:
sanki.
alâka:
ilgi, bağ.
azab-ı uhrevî:
ahirete ait azap.
bahtiyar:
bahtlı, tâli’li, mes’ut.
bedbaht:
bahtsız, zavallı.
deva:
ilâç, çare.
ebeveyn:
anne-baba.
ehl-i gaflet:
dünyaya daldığından
dolayı ahirete ve Allah’ın emirle-
rine karşı duyarsız davrananlar.
ehl-i iman:
Allah’a ve Ondan gelen
her şeye inananlar, mü’minler.
evlât:
veletler, çocuklar.
felâket:
musibet, büyük dert,
belâ.
feraiz:
farzlar, yapılması zorunlu
olan dini emirler.
firak:
ayrılık.
gaflet:
gafillik, sorumsuzluk, Al-
lah’tan uzaklaşıp nefsinin arzula-
rına dalmak.
gayet:
çok, son derece.
hakikî:
gerçek, doğru.
hevesat-ı nefsaniye:
nefsin gelip
geçici olan çirkin arzu ve istekleri.
iman:
iman, inanç ve itikat.
inkişaf ettirmek:
geliştirmek, aç-
mak.
ispat:
doğruyu delil göstererek
meydana koyma.
istiğfar:
af dileme, Allah’tan gü-
nahlarının bağışlanmasını isteme.
istimal etme:
kullanma.
iştiha:
fazla istek, arzu.
Y
irmi
B
eşinci
l
em
a
| 498 | Lem’aLar
itaat:
boyun eğme, uyma.
kat’î:
kesin.
kudsî:
mukaddes, yüce, temiz.
lehviyat-ı gayrimeşrua:
nef-
sin arzu ettiği kötülükler.
manevî:
maddî olmayan, an-
lam yönüyle, ruhanî.
masum:
suçsuz, günahsız.
men etme:
mâni olma, engel-
leme.
muhabbet:
sevgi.
muhtaç:
ihtiyacı olan.
muhterem:
saygı değer.
mukteza:
gereken.
nafi:
faydalı, kârlı.
namaz:
İslâm’ın beş şartından
biri olan salât.
rencide etmek:
incitmek, üz-
mek.
ruhucan:
ruh ve canla, içten-
likle.
sabit:
ispat edilmiş, ispatlan-
mış.
sefahat:
yasak olan zevk ve
eğlencelere düşkünlük, sefih-
lik.
sırr-ı iman:
iman sırrı, iman
hakikati.
şifa:
hastalıktan kurtulma, iyi-
leşme, sağlığına kavuşma.
tesir:
etki; iz bırakma.
tevbe:
günah işlemekten ve
kötülük yapmaktan vazgeçme
ve Allah’tan af dileme.
tiryak:
ilâç, çare.
tiryak-ı kudsî:
kutsal, manevî
şifa, ilâç.
ubudiyet:
kulluk.
uhuvvet-i hakikiye:
hakikî,
gerçek kardeşlik.
vaziyet:
durum, hâl.
velet:
çocuk.
vukuat:
vak’alar, olaylar.
vücut:
varlık, cisim.
zeval:
sona erme, yok olma.
1...,488,489,490,491,492,493,494,495,496,497 499,500,501,502,503,504,505,506,507,508,...1406
Powered by FlippingBook