Mektubat - page 198

Hazret-i semurete’bni Cündüb der: resul-i ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâma bir kâse et geldi. sabahtan ak-
şama kadar fevç fevç adamlar geldiler, yediler.
(1)
İşte, Mukaddimede beyan ettiğimiz sırra binaen, şu va-
kıa-i bereket yalnız semure’nin rivayeti değil; belki se-
mure, o yemeği yiyen cemaatlerin mümessili gibi, onla-
rın namına ve tasdiklerine binaen ilân ediyor.
DokuzuncuMisal:
Şifa-iŞerif
sahibi ve meşhur
İbni ebu Şeybe ve taberanî gibi mevsuk ve sahih muhak-
kikler rivayetiyle, Hazret-i ebu Hüreyre der:
resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bana emretti:
“Mescid-i Şerifin suffesini mesken ittihaz eden yüzden zi-
yade fukara-i muhacirîni davet et.” Ben dahi onları ara-
dım, topladım. Umumumuza bir tabla taam konuldu. Biz
istediğimiz kadar yedik, kalktık. o kâse konulduğu vakit
nasıl idi, yine öyle dolu kaldı. Yalnız parmakların izi ta-
amda görünüyordu.
(2)
İşte, Hazret-i ebu Hüreyre, umum kâmilîn-i ehl-i suf-
fe tasdikine istinaden, onlar namına haber verir. demek,
manen umum ehl-i suffe rivayet etmiş gibi kat’îdir. Hem
hiç mümkün müdür ki, o haber hak ve doğru olmasa, o
sadık ve kâmil zatlar sükût edip tekzip etmesinler.
OnuncuMisal:
nakl-i sahih-i kat’î ile Hz. İmam-ı
Ali der:
resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Benîabdülmut-
talibi cem etti. onlar kırk adam idiler. onlardan bazıları
aleyhissalâtü vesselâm:
salât ve
selâm onun üzerine olsun.
beyan etmek:
anlatmak, açıkla-
mak, bildirmek.
binaen:
dayanarak.
cem etmek:
toplamak.
cemaat:
topluluk, bir yere top-
lanmış insanlar.
davet etmek:
çağırmak.
ehl-i Suffe:
Suffe Ehli, hayatları
boyunca Peygamberimizin yanın-
da bulunan Peygamberimizin mes-
cidine bitişik bir yerde oturan ve
orada yaşayan, Peygamberimiz-
den ders alan Sahabeler.
fevç:
bölük; topluluk, grup.
fukara-i muhacirîn:
Medine’ye
hicret eden muhacirlerin fakir olan-
ları.
hak:
doğru, gerçek.
istinaden:
dayanarak.
ittihaz etme:
kabul etme, say-
ma.
kâmil:
kemale ermiş, olgun, mü-
kemmel.
kâmilîn-i ehl-i Suffe:
ehl-i suffe-
nin kâmilleri, âlimleri.
kat’î:
kesin, şüphesiz.
manen:
manevî olarak.
Mescid-i Şerif:
Mescid-i Nebevî;
Peygamberimizin mescidi.
mesken:
oturulacak yer, oturulan
ev.
meşhur:
tanınmış, ünlü.
mevsuk:
vesikaya dayanan; sağ-
lam, inanılır, güvenilir.
muhakkik:
tahkik eden, gerçeği
araştırıp bulan, bir şeyin iç yüzü-
nü inceleyerek vâkıf olan.
mukaddime:
başlangıç, giriş.
mümessil:
temsilci.
nakl-i sahih-i kat’î:
kesinlikle doğ-
ru olan haberi bildirme, aktarma.
namına:
adına.
Resul-i ekrem:
çok cömert,
kerim ve Allah’ın insanlara bir
elçisi olan Hz. Muhammed.
rivayet:
bir haber, söz veya
olayı nakletme, aktarma.
sadık:
doğru, doğru sözlü.
sahih:
doğru, güvenilir.
sır:
insanın aklının erişemedi-
ği İlâhî hikmet.
Suffa:
Hicretten sonra Medine
Mescidinin hemen yanında in-
şa edilmiş olan, içinde bir kı-
sım Sahabelerin Kur’ân, Hadis,
hukuk gibi ilimleri tahsil ettiği
ve barındığı bina.
sükût:
susma, konuşmama,
söz söylememe.
taam:
yemek, yiyecek.
tabla:
kap, yemek kabı.
tasdik:
doğruluğunu kabul et-
me, onaylama.
tekzip:
yalanlama.
umum:
bütün.
vakıa-i bereket:
bereket
mu’cizesinin görüldüğü vakıa,
olay.
vakit:
zaman.
zat:
şahıs, kişi, fert.
ziyade:
çok, fazla.
o
n
d
okuzuncu
m
ekTup
| 198 | Mektubat
1.
Tirmizî, 2:205; Kadı İyaz, Şifa, 1:292.
2.
Kadı İyaz, Şifa, 1:293; Heysemî, Mecmaü’z-Zevaid, 8:305,308.
1...,188,189,190,191,192,193,194,195,196,197 199,200,201,202,203,204,205,206,207,208,...1086
Powered by FlippingBook