Mektubat - page 199

bir deve yavrusunu yerdi ve dört kıyye süt içerdi. Hâlbu-
ki, umum onlara bir avuç kadar bir yemek yaptı; umum
yiyip tok oldular. Yemek eskisi gibi kaldı. sonra, üç dört
adama ancak kâfi gelir ağaçtan bir kap içinde süt getirdi.
Umumen içtiler, doydular. İçilmemiş gibi bâkî kaldı.
(1)
İşte, Hazret-i Ali’nin şecaati ve sadakati kat’iyetinde bir
mu’cize-i bereket!
OnBirinciMisal:
nakl-i sahih ile, Hazret-i Ali
ve Fatımatü’z-zehra velîmesinde, resul-i ekrem Aleyhis-
salâtü Vesselâm, Bilâl-i Habeşî’ye emretti: “dört beş avuç
un, ekmek yapılsın ve bir deve yavrusu kesilsin.”
Hazret-i Bilâl der: Ben taamı getirdim. Mübarek elini
üstüne vurdu. sonra taife taife sahabeler geldiler, yedi-
ler, gittiler. o yemekten bâkî kalan miktara yine bereket-
le dua etti, bütün ezvac-ı tahirata, her birine birer kâse
gönderildi. emretti ki: “Hem yesinler, hem yanlarına ge-
lenlere yedirsinler.”
(2)
evet, böyle mübarek bir izdivaçta, elbette böyle bir be-
reket lâzımdır ve vukuu kat’îdir.
OnİkinciMisal:
Hazret-i İmam-ı Cafer-i sadık,
pederleri İmam-ı Muhammedü’l-Bâkır’dan, o da pederi
İmam-ı zeynelabidin’den, o dahi İmam-ı Ali’den nakle-
der ki:
Fatımatü’z-zehra, yalnız ikisine kâfi gelecek bir yemek
pişirdi. sonra, Ali’yi gönderdi; tâ resul-i ekrem Aleyhis-
salâtü Vesselâm gelsin, beraber yesinler. teşrif etti ve
Mektubat | 199 |
o
n
d
okuzuncu
m
ekTup
sadakat:
doğruluk; içten ve sami-
mî bağlılık.
Sahabe:
Peygamberimiz Hz. Mu-
hammed’in mübarek yüzünü gör-
mekle şereflenen ve onun soh-
betlerine katılan mü’min kimse.
şecaat:
yiğitlik, cesurluk, kahra-
manlık.
taam:
yemek, yiyecek.
taife:
topluluk, grup.
teşrif etmek:
şereflendirmek, şe-
ref vermek.
umum:
bütün.
umumen:
umumî olarak, bütü-
nüyle.
velîme:
düğün yemeği.
vuku:
meydana gelme, olma, oluş.
aleyhissalâtü vesselâm:
sa-
lât ve selâm onun üzerine ol-
sun.
bâkî kalma:
geriye kalma, art-
ma.
bereket:
bolluk, Allah vergisi.
dua:
Allah’a yalvarma, niyaz.
ezvac-ı tahirat:
Hz. Peygam-
ber Efendimizin iffetli, müba-
rek hanımları.
izdivaç:
evlilik.
kâfi:
yeterli.
kat’î:
kesin, şüphesiz.
kat’iyet:
kat’îlik, kesinlik.
kıyye:
okka; eskiden kullanı-
lan ve 1283 grama karşılık ge-
len bir ağırlık ölçüsü.
misal:
örnek, numune.
mu’cize-i bereket:
bereketle
ilgili mu’cize.
mübarek:
bereketli, hayırlı, fe-
yizli.
nakil:
aktarma, anlatma.
nakl-i sahih:
şüphe duyulma-
yan, doğru, gerçek haber bil-
dirilmesi.
peder:
baba.
Resul-i ekrem:
çok cömert,
kerim ve Allah’ın insanlara bir
elçisi olan Hz. Muhammed.
1.
Kadı İyaz, Şifa, 1:293; Heysemî, Mecmaü’z-Zevaid, 8:302,303.
2.
Kadı İyaz, Şifa, 1: 297; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, 3:60.
1...,189,190,191,192,193,194,195,196,197,198 200,201,202,203,204,205,206,207,208,209,...1086
Powered by FlippingBook