Mektubat - page 307

Cenab-ıHak,Beytü’l-Makdisibanagösterdi;bendeBey-
tü’l-Makdisebakıyorum,birerbirerherşeyitarifediyor-
dum.
” İşte o vakit, kureyş, baktılar ki, Beytü’l-Makdisten
doğru ve tam haber veriyor.
Hem, resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm kureyşe
demiş ki: “Yolda giderken sizin bir kafilenizi gördüm. ka-
fileniz yarın filân vakitte gelecek.” sonra o vakit kafileye
muntazır kaldılar. kafile bir saat teehhür etmiş. resul-i
ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ihbarı doğru çıkmak
için, ehl-i tahkikin tasdikiyle, güneş bir saat tevakkuf et-
miş. Yani, arz onun sözünü doğru çıkarmak için, vazife-
sini, seyahatini bir saat tatil etmiştir ve o tatili güneşin sü-
kûnetiyle göstermiştir.
(1)
İşte, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın bir
tek sözünün tasdiki için, koca arz vazifesini terk eder, ko-
ca güneş şahit olur. Böyle bir zatı tasdik etmeyen ve em-
rini tutmayanın ne derece bedbaht olduğunu ve onu tas-
dik edip emrine
(2)
Én
ær
©n
Wn
Gn
h Én
ær
©p
ªn
°S
diyenlerin ne kadar bah-
tiyar olduklarını anla,
(3)
p
?n
Ór
°Sp
’r
Gn
h p
¿Én
Á
p
’r
G n
¤n
Y ! o
ór
ªn
ër
dn
G
de.
On Sekizinci İşaret
resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın en büyük ve
ebedî ve yüzer delâil-i nübüvveti cami ve kırk vecihle i’ca-
zı ispat edilmiş bir mu’cizesi dahi kur’ân-ı Hakîm’dir. İş-
te şu mu’cize-i ekberin beyanına dair Yirmi Beşinci söz,
Mektubat | 307 |
o
n
d
okuzuncu
m
ekTup
ihbar:
haber verme, bildirme.
iman:
inanma, inanç, İslâm dinini
kabul etme.
kafile:
birlikte yolculuk eden top-
luluk.
kur’ân-ı Hakîm:
her ayet ve su-
resinde sayısız hikmet ve fayda-
lar bulunan Kur’ân.
kureyş:
kökü Hz. İbrahim’e daya-
nan Peygamberimiz Hz. Muham-
med’in mensup olduğu meşhur
Arap kabilesi.
mu’cize:
Allah tarafından verilip,
yalnız peygamberlerin gösterebi-
lecekleri büyük harika iş.
mu’cize-i ekber:
en büyük mu’ci-
ze.
Muhammed-i arabî:
Arapların
içinden çıkan Peygamberimiz Hz.
Muhammed.
muntazır kalmak:
beklemek, gö-
zetmek.
nimet:
iyilik, lütuf, bağış, hayırlı
hâl, faydalı şey.
Resul-i ekrem:
çok cömert, ke-
rim ve Allah’ın insanlara bir elçisi
olan Hz. Muhammed.
seyahat:
yolculuk, gezi.
sükûnet:
durgunluk, hareketsiz-
lik.
şahit:
tanık.
tasdik etmek:
doğrulamak, onay-
lamak.
teehhür etmek:
geri kalmak, ge-
cikmek.
tevakkuf etmek:
duraklamak, dur-
mak,
vazife:
görev.
vecih:
yön, şekil.
zat:
şahıs, fert, kişi.
aleyhissalâtü vesselâm:
sa-
lât ve selâm onun üzerine ol-
sun.
arz:
dünya, yeryüzü.
bedbaht:
bahtsız, zavallı.
beyan:
açıklama, izah.
beytü’l-Makdis:
Mescid-i Ak-
sâ, Kudüs’teki meşhur kutsal
mabet.
cami:
toplayan, içine alan.
Cenab-ı Hak:
Hakkın ta ken-
disi olan şeref ve azamet sa-
hibi Allah.
dair:
alâkalı, ait, ilgili.
delâil-i nübüvvet:
peygam-
berlik delilleri.
ebedî:
sonsuz, sürekli.
ehl-i tahkik:
tahkik ehli; ger-
çeği araştıranlar, hakikatleri
delilleriyle bilen âlimler.
hamd:
Allah’a karşı olan şük-
rünü ve memnuniyetini onu
överek bildirme.
i’caz:
âciz bırakma; taklidi
mümkün olmayacak derece-
de güzel söz ve düzgün söz
söyleme.
1.
Kadı İyaz, Şifa, 1:284; Süyutî, Dürerü’l-Müntesire, 193.
2.
İşittik ve itaat ettik. (Bakara Suresi: 285.)
3.
İman ve İslâm nimetinden dolayı Allah’a hamd olsun.
1...,297,298,299,300,301,302,303,304,305,306 308,309,310,311,312,313,314,315,316,317,...1086
Powered by FlippingBook