Mektubat - page 376

BİRİNCİ KELİME
*G s
’ p
G n
¬ '
d p
G n
B’
’ta şöyle bir müjde var ki:
Hadsiz hacata müptelâ, nihayetsiz a’dânın hücumuna
hedef olan ruh-i insanî şu kelimede öyle bir nokta-i istim-
dat bulur ki, bütün hacatını temin edecek bir hazine-i rah-
met kapısını ona açar. Ve öyle bir nokta-i istinat bulur ki,
bütün a’dâsının şerrinden emin edecek bir kudret-i mut-
lakanın sahibi olan kendi Ma’budunu ve Hâlık’ını bildirir
ve tanıttırır, sahibini gösterir, maliki kim olduğunu irae
eder. Ve o irae ile, kalbi vahşet-i mutlakadan ve ruhu
hüzn-i elîmden kurtarıp, ebedî bir ferahı, daimî bir süru-
ru temin eder.
İKİNCİ KELİME
o
?n
ór
Mn
h
Şu kelimede şifalı, saadetli bir müjde vardır. Şöy-
le ki:
kâinatın ekser envaıyla alâkadar ve o alâkadarlık yü-
zünden perişan ve keşmekeş içinde boğulmak derecesi-
ne gelen ruh-i beşer ve kalb-i insan,
o
?n
ór
Mn
h
kelimesinde
bir melce, bir halâskâr bulur ki, onu bütün o keşmekeş-
ten, o perişaniyetten kurtarır. Yani,
o
?n
ór
Mn
h
manen der:
Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma,
onlara tezellül edip minnet çekme, onlara temelluk edip
boyun eğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme,
a’dâ:
düşmanlar.
alâkadar:
alâkalı, ilgili.
daimî:
sürekli, devamlı.
ebedî:
sonu olmayan, sürekli, son-
suz.
ekser:
pek çok.
enva:
neviler, türler.
ferah:
rahatlık, iç açıklığı, neşe.
hacat:
ihtiyaçlar.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
halâskâr:
kurtarıcı.
Hâlık:
yaratıcı, her şeyi yoktan
yaratan; Allah.
hazine-i rahmet:
rahmet hazine-
Y
irminci
m
ekTup
| 376 | Mektubat
si.
hüzn-i elîm:
elem verici hü-
zün, acı verici üzüntü.
irae etmek:
göstermek.
kâinat:
yaratılmış olan şeyle-
rin tamamı.
kalb-i insan:
insan kalbi.
keşmekeş:
karışıklık, kargaşa.
kudret-i mutlaka:
sonsuz ve
sınırsız kudret.
Ma’bud:
her şeyin kendisine
ibadet ettiği ve ibadete lâyık
tek varlık olan Allah.
malik:
sahip.
manen:
manevî olarak.
melce:
sığınak.
minnet:
bir iyiliğe karşı ken-
disini manevî borçlu bilme.
müjde:
sevindirici haber, iyi
haber.
müptelâ:
tutulmuş, tutkun,
bağımlı.
müracaat:
başvurma, danış-
ma.
nihayetsiz:
sonsuz.
nokta-i istimdat:
yardım di-
leme noktası.
nokta-i istinat:
dayanak nok-
tası.
perişaniyet:
perişanlık.
ruh-i beşer:
insan ruhu.
ruh-i insanî:
insan ruhu.
saadet:
mutluluk.
sürur:
sevinç.
şer:
kötülük, fenalık.
şifa:
şifa bulma, iyileşme.
temelluk:
yalakalık, dalkavuk-
luk, yaltaklanma.
temin etme:
sağlama, elde
etme.
tezellül etme:
alçalma, hor ve
hakir duruma düşme.
vahşet-i mutlaka:
sınırsız ve
tam bir yalnızlık.
zahmet:
sıkıntı, meşakkat.
1...,366,367,368,369,370,371,372,373,374,375 377,378,379,380,381,382,383,384,385,386,...1086
Powered by FlippingBook