Mektubat - page 399

ki: “Biz bir kadîr-i zülcelâl’in mu’cizat-ı kudretiyiz; bir Hâ-
lık-ı Hakîm ve bir sâni-i kadîr’in vahdetine şahadet ede-
riz.”
Ve şu bağistan-ı âlem içindeki küre-i arza bakıyoruz,
görüyoruz ki, bir bahçe şeklinde, rengârenk yüz binler
süslü çiçekli nebatat taifeleri onda serilmiş ve çeşit çeşit
yüz binler enva-ı hayvanat onda serpilmiştir.
İşte şu zemin bahçesinde, bütün o süslü nebatat ve ziy-
netli hayvanat, muntazam suretleriyle ve mevzun şekille-
riyle ilân ediyorlar ki, “Biz bir tek sâni-i Hakîmin sana-
tından birer mu’cizesi, birer harikasıyız ve vahdaniyetin
birer dellâlı, birer şahidiyiz.”
Hem, o bahçedeki ağaçların başlarına bakar, görürüz
ki: gayet derecede alîmâne, hakîmâne, kerîmâne, lâtifâ-
ne, cemîlâne yapılmış muhtelif suretlerde meyveleri, çi-
çekleri görüyoruz. İşte şunlar, bilumum bir lisan ile ilân
ederler ki, “Biz bir rahman-ı zülcemal’in ve bir rahîm-i
zülkemal’in mu’ciznüma hediyeleriyiz, hayretnüma ihsan-
larıyız.”
İşte, bağistan-ı kâinattaki ecram ve mevcudat ve kü-
re-i arz bahçesindeki nebatat ve hayvanat ve eşcar ve
nebatatın başlarındaki ezhar ve semerat, nihayet derece-
de yüksek bir seda ile şahadet eder, ilân eder, derler ki:
Bizim Hâlık’ımız ve Musavvir’imiz ve bizi hediye veren
kadîr-i zülkemal, Hakîm-i Bîmisal, kerîm-i pürneval her
şeye kadirdir. Hiçbir şey ona ağır gelmez, hiçbir şey
daire-i kudretinden hariç olamaz. kudretine nispeten,
Mektubat | 399 |
Y
irminci
m
ekTup
lah.
kerîmâne:
cömertçe, bol ihsan ile.
kerîm-i Pürneval:
her türlü ni-
meti bolca ikram eden, sonsuz
kerem sahibi Allah.
kudret:
güç, kuvvet.
küre-i arz:
dünya, yer küre.
lâtifâne:
hoş ve güzel bir şekilde.
lisan:
dil.
mevcudat:
varlıklar.
mevzun:
ölçülü.
mu’cizat-ı kudret:
kudret mu’ci-
zeleri.
mu’cize:
Cenab-ı Hakkın kudre-
tiyle meydana gelen, insanların
benzerini yapmaktan âciz olduk-
ları harikalıklar.
mu’ciznüma:
mu’cizeli.
muhtelif:
çeşitli, farklı.
muntazam:
intizamlı, düzgün, dü-
zenli.
Musavvir:
her şeye kendine lâyık
güzel şekil ve suretler veren Al-
lah.
nebatat:
bitkiler.
nihayet:
son.
nispeten:
nispetle, oranla, göre.
Rahîm-i Zülkemal:
sonsuz kemal
sahibi olan, mükemmel bir mer-
hamet ile bağışlayan ve muhafa-
za eden Allah.
Rahman-ı Zülcemal:
her türlü gü-
zellik sahibi olan, merhametli ve
şefkatli, Allah.
rengârenk:
çeşitli renkleri olan.
Sâni-i Hakîm:
her şeyi sanatla ve
hikmetle yaratan Allah.
Sâni-i kadîr:
her şeye gücü yeten
ve her şeyi sanatlı yaratan Allah.
seda:
ses.
semerat:
meyveler.
suret:
şekil, biçim; görünüş.
şahadet:
şahitlik, tanıklık.
taife:
gurup, topluluk.
vahdaniyet:
Allah’ın birliği ve var-
lığı.
vahdet:
birlik.
zemin:
yeryüzü.
ziynet:
süs.
alîmâne:
her şeyi çok iyi bile-
rek.
bağistan-ı âlem:
âlemin bah-
çeleri, bağları.
bağistan-ı kâinat:
kâinat bah-
çesi.
bilumum:
genel olarak.
cemîlâne:
güzelce, en güzel
bir şekilde.
daire-i kudret:
Allah’ın son-
suz güç ve kudretinin hâkim
olduğu daire.
dellâl:
ilân edici.
ecram:
gök cisimleri.
enva-ı hayvanat:
hayvanla-
rın türleri, çeşitleri.
eşcar:
ağaçlar.
ezhar:
çiçekler.
gayet:
son derece.
hakîmâne:
hikmetli bir şekil-
de; belirli gayelere yönelik,
yerli yerinde olarak, faydalı bir
şekilde.
Hakîm-i bîmisal:
misilsiz ve
benzersiz hikmet sahibi olan,
Allah.
Hâlık:
yoktan yaratan, her şe-
yi yoktan var eden, yaratıcı;
Allah.
Hâlık-ı Hakîm:
hikmetle ya-
ratan, yarattıklarında hikmetli
olduğunu gösteren yaratıcı, Al-
lah.
hariç:
dışta kalan.
hayretnüma:
hayret veren.
hayvanat:
hayvanlar.
ihsan:
iyilik etme, ikram et-
me, lütuf, bağış, yardım.
kadir:
bir işi yapmaya gücü
yeten.
kadîr-i Zülcelâl:
sonsuz bü-
yüklük, haşmet, izzet ve kud-
ret sahibi Allah.
kadîr-i Zülkemal:
sonsuz ke-
mal ve kudret sahibi olan, Al-
1...,389,390,391,392,393,394,395,396,397,398 400,401,402,403,404,405,406,407,408,409,...1086
Powered by FlippingBook