Mektubat - page 392

İkinci Fıkra:
ï= dG ...n
?Gn
òp
d o
¬o
YGn
ór
Hp
G
Meali şudur:
sâni-i Hakîm, âlem-i ekberi öyle bedî bir surette halk
edip ayat-ı kibriyasını üstünde nakşetmiş ki, kâinatı bir
mescid-i kebir şekline döndürmüş. Ve insanı dahi öyle bir
tarzda icat edip, ona akıl vererek, onunla o mu'cizat-ı sa-
natına ve o bedî kudretine karşı secde-i hayret ettirerek,
ona ayat-ı kibriyayı okutturup, kemerbeste-i ubudiyet
ettirerek, o mescid-i kebirde bir abd-i sacit fıtratında ya-
ratmıştır. Hiç mümkün müdür ki, şu mescid-i kebirin için-
deki sacitlerin, âbidlerin ma’bud-i hakikîleri, o sâni-i Va-
hid-i ehad’den başkası olabilsin?
Üçüncü Fıkra:
ï= dG ...n
?Gn
òp
d o
¬ o
FBÉ°n
ûr
fp
G
Meali şudur ki:
o Malikü’l-Mülk-i zülcelâl, âlem-i ekberi, bahusus kü-
re-i arz yüzünü öyle bir surette inşa ederek yapmıştır ki,
birbiri içinde hadsiz daireler olup, her bir daire bir tarla
hükmünde olup, vakit be vakit, mevsim be mevsim, asır
be asır eker, biçer, mahsulât alır. Mütemadiyen mülkünü
çalıştırır, tasarruf eder.
en büyük daire olan zerrat âlemini bir tarla yapıp, her
zaman kâinat kadar mahsulâtı, kudretiyle, hikmetiyle on-
da eker, biçer, kaldırır. Âlem-i şahadetten âlem-i gayba,
daire-i kudretten daire-i ilme gönderir.
sonra, mutavassıt bir daire olan zemin yüzünü, aynen
öyle bir mezraa yapmış ki, mevsim be mevsim âlemleri,
envaları, içinde eker, biçer, kaldırır. Manevî mahsulâtını
dahi, gaybî, uhrevî, misalî ve manevî âlemlerine gönde-
rir.
abd-i sacit:
Allah’a secde eden
kul.
âbid:
ibadet eden, kulluk eden.
âlem:
dünya, evren.
âlem-i ekber:
en büyük âlem; kâ-
inat.
âlem-i gayp:
varlığı kesin olan ve
mahiyeti Allah tarafından bilinen
başka dünyalar.
âlem-i şahadet:
gözle gördüğü-
müz âlem.
asır be asır:
asır asır, asırdan asra.
ayat-ı kibriya:
Allah’ın büyüklü-
ğüne, azametine ve celâline işa-
ret eden ayetler, deliller.
bahusus:
özellikle.
bedî:
eşi ve benzeri olmayan, eş-
siz güzel.
daire-i ilim:
Allah’ın her şeyi
kapsayan ilminin dairesi.
daire-i kudret:
Allah’ın ezelî gü-
cünün hâkim olduğu daire.
enva:
neviler, türler.
fıtrat:
yaratılış.
gaybî:
gayba ait, göze görünme-
yenlere ait.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
halk etme:
yaratma.
hikmet:
her şeyin belirli gayelere
yönelik olarak manalı, faydalı ve
tam yerli yerinde olması.
icat:
vücuda getirme, yoktan var
etme, yaratma.
inşa etmek:
yapmak, bina etmek;
vücuda getirmek, yaratmak.
kâinat:
bütün âlemler, varlıklar.
kemerbeste-i ubudiyet:
namaz-
daki gibi el bağlayıp Allah’ın hu-
zurunda durmak.
kudret:
güç, kuvvet.
küre-i arz:
dünya, yer küre.
ma’bud-i hakikî:
asıl ve gerçek
Y
irminci
m
ekTup
| 392 | Mektubat
ibadet edilmeye lâyık olan; Al-
lah.
mahsulât:
ürünler.
Malikü’l-Mülk-i Zülcelâl:
bü-
tün mülkün gerçek sahibi, son-
suz büyüklük, haşmet, izzet
sahibi olan Allah.
manevî:
madde dışı, soyut,
görülmeyen.
meal:
anlam, mana.
mescid-i kebir:
büyük mes-
cit.
mevsim be mevsim:
mevsim
mevsim, mevsimden mevsi-
me.
mezraa:
tarla, ekilecek yer.
misalî:
görüntülere ait.
mu’cizat-ı sanat:
sanat mu’ci-
zeleri.
mutavassıt:
orta dereceli, or-
ta hâlli.
mülk:
sahip olunan üzerinde
tasarruf hakkı bulunan şey;
mal.
mütemadiyen:
sürekli olarak.
nakşetmek:
işlemek.
sacit:
secde eden.
Sâni-i Hakîm:
her şeyi sanat-
la ve hikmetle yaratan Allah.
Sâni-i Vahid-i ehad:
bir olan
ve birliği her şeyde tecelli eden,
görünen ve her şeyi sanatla
yapan Allah.
secde-i hayret:
şaşmaktan do-
layı Allah’a şükür için yapılan
secde.
suret:
şekil, biçim.
tasarruf etme:
mülkünü iste-
diği gibi kullanma.
uhrevî:
ahirete dair.
vakit be vakit:
vakit vakit,
zaman zaman, zamanla.
zemin:
yer.
zerrat:
zerreler, atomlar.
1...,382,383,384,385,386,387,388,389,390,391 393,394,395,396,397,398,399,400,401,402,...1086
Powered by FlippingBook