Mektubat - page 521

“sen kur’ân’ı pek âlî, çok parlak görüyorsun. Bîta-
rafâne muhakeme et, öyle bak. Yani, bir beşer kelâmı
farz et, bak. Acaba o meziyetleri, o ziynetleri görecek
misin?”
Hakikaten ben de ona aldandım, beşer kelâmı farz
edip öyle baktım. gördüm ki, nasıl Bayezit’in elektrik
düğmesi çevrilip söndürülünce ortalık karanlığa düşer;
öyle de, o farz ile, kur’ân’ın parlak ışıkları gizlenmeye
başladı.
o vakit anladım ki, benim ile konuşan şeytandır; beni
vartaya yuvarlandırıyor. kur’ân’dan istimdat ettim. Bir-
den, bir nur kalbime geldi, müdafaaya kat’î bir kuvvet
verdi. o vakit şöylece şeytana karşı münazara başladı.
Dedim
: ey şeytan! Bîtarafâne muhakeme, iki taraf or-
tasında bir vaziyettir. Hâlbuki, hem senin, hem insanda-
ki senin şakirtlerin, dediğiniz bîtarafâne muhakeme ise,
taraf-ı muhalifi iltizamdır, bîtaraflık değildir. Muvakkaten
bir dinsizliktir. Çünkü, kur’ân’a kelâm-ı beşer diye bak-
mak ve öyle muhakeme etmek, şıkk-ı muhalifi esas tut-
maktır, batılı iltizamdır; bîtarafâne değildir. Belki batıla
tarafgirliktir.
Şeytandediki
: “öyle ise, ne Allah’ın kelâmı, ne de
beşerin kelâmı deme; ortada farz et, bak.”
Bendedim
: o da olamaz. Çünkü, münazaünfîh bir
mal bulunsa, eğer iki müddei birbirine yakın ise ve kur-
biyet-i mekân varsa, o vakit, o mal ikisinden başka biri-
nin elinde veya ikisinin elleri yetişecek bir surette bir
karşı görüş.
tarafgirlik:
taraftarlık.
taraf-ı muhalif:
karşı taraf.
vakit:
zaman.
varta:
uçurum, tehlike.
vaziyet:
durum, duruş.
ziynet:
süs.
âlî:
yüce, yüksek.
batıl:
doğru ve haklı olma-
yan, yanlış.
beşer:
insan.
bîtarafâne:
tarafsızca.
bîtaraflık:
tarafsızlık.
esas:
asıl, gerçek.
farz etmek:
öyle kabul et-
mek, varsaymak.
hakikaten:
gerçekten.
iltizam:
birinin tarafını tutma.
istimdat etme:
yardıma iste-
me.
kat’î:
kesin.
kelâm:
söz, ifade.
kelâm-ı beşer:
insan sözü.
kurbiyet-i mekân:
yer yakın-
lığı.
meziyet:
üstün özellik.
muhakeme:
değerlendirme.
muvakkaten:
geçici olarak.
müdafaa:
savunma.
müddei:
iddia sahibi, davacı.
münazara:
tartışma.
münazaünfîh:
ihtilâflı, hak-
kında tartışılan.
nur:
ilim; ziya, aydınlık.
suret:
şekil, biçim.
şakirt:
öğrenci.
şıkk-ı muhalif:
karşı taraf,
Mektubat | 521 |
Y
irmi
a
lTıncı
m
ekTup
1...,511,512,513,514,515,516,517,518,519,520 522,523,524,525,526,527,528,529,530,531,...1086
Powered by FlippingBook