Mektubat - page 533

Meselâ,
n
»p
°†o
bn
h o
A BÉ n
ªr
dG ¢n
†«
p
Zn
p
©p
?r
bn
G o
A BÉ n
ªn
°S Én
jn
h p
? n
A BÉ n
e »
p
©n
?r
HG o
¢Vr
Qn
G BÉ n
j n
p
bn
h
(1)
@ n
Ú
p
ª p
dÉs
¶dG p
? r
ƒn
?r
? p
d Gk
ór
©o
H n
p
bn
h u
…p
Oƒo
ér
dG n
¤n
Y r
ä n
ƒ n
à°r
SGn
h o
ô r
en
’r
G
kısa birkaç cümle ile tufan hâdise-i azîmesini netaiciyle
öyle icazkârâne ve mu’cizâne beyan ediyor ki, çok ehl-i
belâgati, belâgatine secde ettirmiş.
Hem meselâ,
$G o
?ƒ o
°Sn
Q r
º o
¡n
d n
?Én
?n
a
@
Én
¡«'
?r
°Tn
G n
ån
©n
Ñr
fG p
Pp
G
@
Én
¡j'
ƒr
¨n
£p
H o
Oƒo
ªn
K r
ân
Hs
òn
c
r
º p
¡p
Ñr
f n
òp
H r
º o
¡t
Hn
Q r
º p
¡r
«n
?n
Y n
? n
ó r
e n
ó n
a Én
gho
ôn
?n
©n
a o
?ƒo
H s
òn
µ n
a
@
Én
¡'
««r
?o
°Sn
h$G n
án
bÉn
f
(2)
@Én
¡«'
Ñr
?o
Y o
±Én
în
j n
’n
h@Én
¡j
s
ƒn
°ù n
a
İşte, kavm-i semud’un acip ve mühim hâdisatını ve
netaicini ve suiakıbetlerini, böyle kısa birkaç cümle ile,
icaz içinde bir i’caz ile, selâsetli ve vuzuhlu ve fehmi ih-
lâl etmez bir tarzda beyan ediyor.
Hem meselâ,
p
äÉn
ªo
?t
¶d G?p
a…'
OÉn
æn
a p
¬ r
«n
?n
Y n
Qp
ór
?n
f r
øn
d r
¿n
G s
øn
¶n
aÉk
Ñ° p
VÉn
¨o
e n
Ön
gn
P r
P p
G p
¿ƒ t
ædGGn
Pn
h
(3)
@ n
Ú
p
ªp
dÉs
¶dG n
øp
e o
âæo
c »
p
q
fp
G n
?n
fÉn
ër
Ño
°S n
âr
fn
G s
B’ p
G n
¬ '
d p
G n
B’ r
¿n
G
İşte,
(4)
p
¬ r
«n
?n
Y n
Qp
ór
?n
f r
øn
d r
¿n
G
cümlesinden
(5)
p
äÉn
ªo
?t
¶dGp
…'
OÉn
æn
a
cümlesine kadar çok cümleler matvîdir. o mezkûr olma-
yan cümleler, fehmi ihlâl etmiyor, selâsete zarar vermi-
yor. Hazret-i Yunus Aleyhisselâmın kıssasından, mühim
esasları zikreder, mütebakisini akla havale eder.
acip:
şaşırtıcı; hayret uyandırıcı,
benzeri görülmeyen.
aleyhisselâm:
ona selâm olsun.
azap:
günahlara verilen ceza; şid-
detli acı.
belâgat:
sözün düzgün, kusursuz,
yerinde ve hâlin gerektirdiğine
uygun olarak söylenmesi.
beyan:
açıklama, anlatma.
ehl-i belâgat:
belâgat âlimleri;
güzel, kusursuz söz söyleyenler.
fehim:
anlama, anlayış; akıl.
güruh:
cemaat, topluluk.
hâdisat:
hâdiseler, olaylar.
hâdise-i azîme:
büyük olay.
havale:
bırakma; gönderme.
helâk:
yok etme.
icaz:
az sözle çok mana ifade et-
me.
i'caz:
taklidinden ve yapılmasın-
dan aciz kalınan, güç yetirileme-
yen; olağanüstülük.
icazkârâne:
az sözle çok manalar
anlatarak.
ihlâl etmek:
bozmak, zarar ver-
mek.
kavm-i Semud:
Semud kavmi.
kıssa:
baştan geçen ibret ve ders
verici olay.
matvî:
dürülmüş, bükülmüş; sa-
rılmış.
mezkûr:
zikredilen, sözü edilen,
bahsedilen.
mu’cizâne:
mu’cizeli bir şekilde.
mu’cize:
Allah’ın izniyle Peygam-
berler tarafından ortaya konulup
bir benzerini yapmakta insanların
âciz kaldığı olağanüstü şey.
mütebaki:
geri kalan.
netaiç:
neticeler, sonuçlar.
niyaz etmek:
Allah’a yalvarmak,
dua etmek.
rahmet:
acıma, merhamet etme,
esirgeme, bağışlama.
resul:
elçi, peygamber.
selâset:
sözün akıcı olma hâli.
Semud kavmi:
Hz. Salih’in pey-
gamber gönderildiği fakat azgın-
lıklarından dolayı Allah’ın helâk
ettiği kavim.
suiakıbet:
kötü son.
tenzih etmek:
Allah’ı şanına lâyık
olmayan şeylerden, her türlü ku-
sur ve noksandan uzak ve yüce
tutmak
tufan:
Hz. Nuh’a inanmayarak
yoldan çıkanları cezalandırmak
için Allah tarafından hem gökten
yağdırılan, hem de yerden kay-
nayarak çıkan su ve sel felâketi.
vuzuh:
açıklık, netlik, anlaşılır şe-
kilde olma.
zalim:
haksızlık eden, acımasız ve
haksız davranan.
zikretmek:
anmak, bildirmek,
söylemek.
zulüm:
haksızlık, adaletsizlik.
1.
Ve denildi ki: “Ey yer, suyunu yut. Ey gök, suyunu tut.” Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cudi
Dağına oturdu. Ve “Zâlimler güruhu Allah’ın rahmetinden uzak olsun” denildi. (Hûd Suresi: 44.)
2.
Semud kavmi azgınlığı yüzünden peygamberini yalanladı. • Onların en azgını baş kaldırdı-
ğı zaman, • Allah’ın Resulü kendilerine “Allah’ın bir mu’cize olarak yarattığı şu deveye do-
kunmayın; onun su içmesine mâni olmayın” demişti. • Onlar peygamberlerini yalanlayıp,
deveyi öldürdüler. Rableri de günahları yüzünden onları azapla kuşatıp, hepsini birden he-
lâk etti. • Allah onları cezalandırmaktan çekinecek değildir. (Şems Suresi: 11-15.)
3.
Balığın yuttuğu Yunus’u da hatırla ki, öfkelenerek kavmini terk etmiş ve Bizim de kendisi-
ni bu yüzden bir sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı. Sonra karanlıklar içinde kaldığında ni-
yaz etti: “Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben
kendine zulmedenlerden oldum. (Enbiya Suresi: 87.)
4.
Bizim de kendisini bu yüzden bir sıkıntıya sokmayacağımızı… (Enbiya Suresi: 87.)
5.
Sonra karanlıklar içinde kaldığında niyaz etti. (Enbiya Suresi: 87.)
Mektubat | 533 |
Y
irmi
a
lTıncı
m
ekTup
1...,523,524,525,526,527,528,529,530,531,532 534,535,536,537,538,539,540,541,542,543,...1086
Powered by FlippingBook