Mektubat - page 63

İkinci sual:
Meydan-ıhaşirnerededir
?
Elcevap
:
(1)
$G n
ór
æp
Y o
ºr
?p
©r
dGn
h
Hâlık-ı Hakîm’in her şeyde
gösterdiği hikmet-i âliye, hatta tek küçük bir şeye, çok
büyük hikmetleri takmasıyla tasrih derecesinde işaret
ediyor ki, küre-i arz serseriyâne, badıheva azîm bir daire-
yi çizmiyor; belki mühim bir şey etrafında dönüyor ve
meydan-ı ekberin daire-i muhitasını çiziyor, gösteriyor.
Ve bir meşher-i azîmin etrafında gezip mahsulât-ı mane-
viyesini ona devrediyor ki, ileride, o meşherde, enzar-ı
nâs önünde gösterilecektir.
demek, yirmi beş bin seneye karip bir daire-i muhita-
nın içinde, rivayete binaen
(2)
Şam-ı Şerif kıt’ası bir çekir-
dek hükmünde olarak o daireyi dolduracak bir meydan-ı
haşir bast edilecektir. küre-i arzın bütün manevî mahsu-
lâtı, şimdilik perde-i gayp altında olan o meydanın def-
terlerine ve elvahlarına gönderiliyor; ve ileride meydan
açıldığı vakit, sekenesini de yine o meydana dökecek, o
manevî mahsulâtları da gaipten şahadete geçecektir.
evet, küre-i arz bir tarla, bir çeşme, bir ölçek hükmün-
de olarak, o meydan-ı ekberi dolduracak kadar mahsulât
vermiş ve onu istiap edecek mahlûkat ondan akmış ve
onu imlâ edecek masnuat ondan çıkmış. demek, küre-i
arz bir çekirdek; ve meydan-ı haşir, içindekilerle beraber
bir ağaçtır, bir sümbüldür ve bir mahzendir. evet, nasıl ki,
nuranî bir nokta, sür’at-i hareketiyle nuranî bir hat olur
veya bir daire olur; öyle de, küre-i arz, sür’atli, hikmetli
Mektubat | 63 |
o
nuncu
m
ekTup
yaratılanlar.
mahsulât:
mahsuller, ürünler.
mahsulât-ı maneviye:
manevî
mahsuller, ürünler.
mahzen:
içinde eşya saklanacak
yer, depo.
manevî:
manaya ait.
masnuat:
sanatla yapılmış şeyler.
meşher:
sergi, gösterme yeri.
meşher-i azîm:
büyük sergi yeri.
meydan-ı ekber:
en büyük mey-
dan.
meydan-ı haşir:
haşir meydanı,
insanlar öldükten sonra toplana-
cağı yer.
mühim:
önemli.
nuranî:
nurlu, aydın, ışıklı.
perde-i gayp:
gayp perdesi, ma-
nevî âlemleri gözümüzden sakla-
yan perde.
rivayet:
haber.
sekene:
mesken edinenler, otu-
ranlar.
serseriyâne:
serserice, başıboş
bir şekilde.
sual:
soru.
sümbül:
salkım çiçekli kokulu
bitki.
sür’at:
hızlılık.
sür’at-i hareket:
sür’atli hareket,
hareketin hızı.
şahadet:
gözle görünen şeyler.
Şam-ı Şerif:
mübarek Şam şehri.
tasrih:
açıkça ifade ederek şüphe
ve tereddütleri silme.
azîm:
büyük.
badıheva:
boşu boşuna, fay-
dasız heves.
binaen:
-den dolayı.
çekirdek:
tohum.
daire-i muhita:
her şeyi ku-
şatan daire, gökyüzü.
elvah:
levhalar.
enzar-ı nâs:
insanların bakış-
ları.
gaip:
görünmeyen.
Hâlık-ı Hakîm:
her şeyi hik-
metle yaratan Allah.
hat:
çizgi.
hikmet:
kâinatta ve yaratılış-
taki İlâhî gaye, yüksek bilgi.
hikmet-i âliye:
yüce hikmet,
yüksek gaye ve maksat.
hükmünde:
değerinde, yerin-
de.
imlâ etmek:
doldurmak, dol-
durulmak.
istiap:
içine alma.
karip:
yakın.
kıt’a:
arazi, memleket.
küre-i arz:
dünya, yer küre.
mahlûkat:
Allah tarafından
1.
İlim ancak Allah katındadır. (Mülk Suresi: 26.)
2.
Bu konudaki bazı hadisler: Hâkim, Müstedrek, 2:440; Fethu’l-Kebir, 1:432; Müsned, 4:447; Tir-
mizî, Kıyamet: 3..
1...,53,54,55,56,57,58,59,60,61,62 64,65,66,67,68,69,70,71,72,73,...1086
Powered by FlippingBook