Mektubat - page 752

teselli ister, bir zevki arar ve vahşeti izale edecek bir ün-
siyeti taharri eder. Medeniyet-i insaniye neticesindeki iç-
timaat-ı ünsiyetkârâne, on insanda bir ikisine muvakkat
olarak, belki gafletkârâne ve sarhoşçasına bir ünsiyet ve
bir ülfet ve bir teselli verir. Fakat yüzde sekseni ya dağ-
larda, derelerde münferit yaşıyor, ya derd-i maişet onu
ücra köşelere sevk ediyor, ya musibetler ve ihtiyarlık gi-
bi ahireti düşündüren vasıtalar cihetiyle insanların cema-
atlerinden gelen ünsiyetten mahrumdurlar. o hâl onlara
ünsiyet verip teselli etmez.
İşte böylelerin hakikî tesellisi ve ciddî ünsiyeti ve tatlı
zevki, zikir ve fikir vasıtasıyla kalbi işletmek, o ücra kö-
şelerde, o vahşetli dağ ve sıkıntılı derelerde kalbine mü-
teveccih olup “Allah” diyerek kalbi ile ünsiyet edip, o ün-
siyet ile, etrafında vahşetle ona bakan eşyayı ünsiyetkâ-
râne tebessüm vaziyetinde düşünüp, “zikrettiğim Hâ-
lık’ımın hadsiz ibadı her tarafta bulunduğu gibi, bu vah-
şetgâhımda da çokturlar. Ben yalnız değilim, tevahhuş
manasızdır” diyerek, imanlı bir hayattan ünsiyetli bir zevk
alır, saadet-i hayatiye manasını anlar, Allah’a şükreder.
ÜÇÜNCÜ teLVİH
Velâyet bir hüccet-i risalettir; tarikat bir bürhan-ı şeri-
attır. Çünkü risaletin tebliğ ettiği hakaik-ı imaniyeyi, ve-
lâyet bir nevi şuhud-i kalbî ve zevk-i ruhanî ile aynelya-
kîn derecesinde görür, tasdik eder. onun tasdiki, risale-
tin hakkaniyetine kat’î bir hüccettir. Şeriat ders verdiği
ahkâmın hakaikını, tarikat, zevkiyle, keşfiyle ve ondan
ahiret:
dünya hayatından sonra
başlayıp ebediyen devam edecek
olan ikinci hayat.
ahkâm:
emirler, hükümler.
aynelyakîn:
bir şeyi görerek ve
seyrederek bilme.
bürhan-ı şeriat:
şeriatın delili.
cemaat:
topluluk.
ciddî:
hakikî
cihet:
yön, taraf.
derd-i maişet:
geçim sıkıntısı.
derece:
mertebe, basamak.
fikir:
derin düşünce.
gafletkârâne:
dalgınca, duyarsız-
lık içinde.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
hakaik:
hakikatler, gerçekler.
hakaik-ı imaniye:
iman hakikat-
leri.
hakikî:
gerçek.
hakkaniyet:
doğruluk.
Hâlık:
her şeyi yoktan var eden,
Allah.
hüccet:
delil, bürhan, kanıt.
hüccet-i risalet:
peygamberlik
delili, kanıtı.
ibad:
kullar.
içtimaat-ı ünsiyetkârâne:
alış-
kanlık, arkadaşlık ve dostluğa da-
yalı birliktelikler, topluluklar oluş-
turma.
iman:
inanma, itikat, İslâm dinini
kabul ve tasdik etmek.
izale:
giderme.
kat’î:
kesin.
keşif:
Allah tarafından ilham edil-
me, kalb gözüyle görme.
mahrum:
yoksun.
mana:
anlam.
medeniyet-i insaniye:
insanlık
medeniyeti.
musibet:
felâket, belâ, sıkıntı.
muvakkat:
geçici.
münferit:
yalnız, kendi başına.
müteveccih:
bir cihete dönen,
yönelen.
netice:
sonuç.
nevi:
çeşit, tür.
risalet:
peygamberlik.
saadet-i hayatiye:
hayattaki
mutluluk.
sevk etme:
sürme, gönder-
me; harekete geçirme.
şeriat:
Allah tarafından pey-
gamber vasıtasıyla bildirilen,
İlâhî emir ve yasaklara daya-
nan hükümlerin hepsi.
şuhud-i kalbi:
kalb gözü ile
görmeler.
şükretmek:
minnettarlık ifa-
de etmek, teşekkür.
taharri etme:
arama, araştır-
ma.
tarikat:
Allah’a ulaşmak için,
şeyhin gözetiminde müridin
takip edeceği terbiye usul ve
yolu.
tasdik etme:
doğrulama.
tebessüm:
gülümseme.
tebliğ etmek:
ulaştırmak, bil-
dirmek.
telvih:
açıklama, izah.
teselli:
avunma.
tevahhuş:
korkma, ürkme.
ücra:
tenha, sakin ve uzak
yer.
ülfet:
kaynaşma, alışma.
ünsiyet:
dostluk, arkadaşlık,
yakınlık.
ünsiyetkârâne:
hoşa gider-
cesine, cana yakın bir şekilde,
dostça.
vahşet:
yabanîlik, vahşîlik,
korkulu.
vahşetgâh:
yalnızlık yeri, ür-
kütücü yer.
vasıta:
araç, aracı.
vaziyet:
durum, hâl.
velâyet:
velîlik, Allah dostlu-
ğu.
zevk-i ruhanî:
ruha ait zevk.
zikir:
tesbih ile çeşitli şekiller-
de Esma-i Hüsnayı söyleme,
belli zamanlarda belli duaları
belli miktarda ve belli şekilde
okuma.
Y
irmi
d
okuzuncu
m
ekTup
| 752 | Mektubat
1...,742,743,744,745,746,747,748,749,750,751 753,754,755,756,757,758,759,760,761,762,...1086
Powered by FlippingBook