Mektubat - page 759

evet, bal arısının ve hayvanatın ilhamatından tut, tâ
avam-ı nâsın ve havass-ı beşeriyenin ilhamatına kadar ve
avam-ı melâikenin ilhamatından tâ havass-ı kerrubiyyu-
nun ilhamatına kadar bütün ilhamat, bir nevi kelimat-ı
rabbaniyedir. Fakat, mazharların ve makamların kabili-
yetine göre, kelâm-ı rabbanî, yetmiş bin perdede telem-
mu eden ayrı ayrı cilve-i hitab-ı rabbanîdir.
Amma vahiy ve kelâmullahın ism-i has ve onun en bâ-
hir misal-i müşahhası olan kur’ân’ın nücumlarına ism-i
has olan “ayet” namı öyle ilhamata verilmesi, hata-i
mahzdır. on İkinci ve Yirmi Beşinci ve otuz Birinci söz-
lerde beyan ve ispat edildiği gibi, elimizdeki boyalı âyine-
de görünen küçük ve sönük ve perdeli güneşin misali,
semadaki güneşe ne nispeti varsa; öyle de, o müddeile-
rin kalbindeki ilham dahi, doğrudan doğruya kelâm-ı İlâ-
hî olan kur’ân güneşinin ayetlerine nispeti o derecede-
dir. evet, her bir âyinede görünen güneşin misalleri gü-
neşindir ve “onunla münasebettar” denilse, haktır; fa-
kat, o güneşçiklerin âyinesine küre-i arz takılmaz ve
onun cazibesiyle bağlanmaz!
beŞİNCİ teLVİH
tarikatin gayet mühim bir meşrebi olan “vahdetülvü-
cut” namı altındaki vahdetüşşuhut, yani, Vacibü’l-Vü-
cud’un vücuduna hasr-ı nazar edip, sair mevcudatı, o
Vücud-i Vacib’e nispeten o kadar zayıf ve gölge görür ki,
vücut ismine lâyık olmadığını hükmedip, hayal perdesi-
ne sarıp, terk-i masiva makamında onları hiç saymak,
kelimat-ı Rabbaniye:
Rabbe ait
kelimeler, sözler.
küre-i arz:
dünya, yer küre.
lâyık:
yakışır, liyakatli.
makam:
manevî mevki, basa-
mak.
mazhar:
zuhur edilen, görünülen
yer, ayna.
meşrep:
yol, hareket tarzı, metot.
mevcudat:
var olan her şey, var-
lıklar.
misal:
benzer, numune, örnek.
misal-i müşahhas:
açıkça görü-
nen misal, örnek.
müddei:
iddia sahibi, davacı.
mühim:
önemli.
münasebettar:
ilgili, alâkalı.
nam:
ad.
nev:
çeşit, tür.
nispet:
kıyas, ölçü, oran.
nispeten:
nispetle, kıyaslayarak,
oranla.
nücum:
yıldızlar.
sair:
diğer, öteki.
sema:
gökyüzü.
tarikat:
tasavvuf adıyla Allah’ı ta-
nıma ve iman esaslarını inkişaf
ettirerek insanı manevî yolculuğa
götüren yol.
telemmu eden:
parıldayan, ışıl-
dayan.
telvih:
açıklama.
terk-i masiva:
Allah’tan başka
her şeyi, yaratılanları terk etme.
Vacibü’l-Vücud:
varlığı zarurî ve
zatî olan, kendinden olup ezelî ve
ebedî olan Allah.
vahdetülvücut:
tek var olanın Al-
lah olduğunu, diğer varlıkların ise
bir çeşit gölge olabileceğini savu-
nan düşünce.
vahdetüşşuhut:
İlâhî tecellilerin
belirmesi anında Allah’tan başka
bir şeyin görülmemesi hâli ve Al-
lah’tan başka her şeyin unutkan-
lık perdesiyle örtülmesi.
vahiy:
Cenab-ı Hakkın dilediği
hükümleri, sırları ve hakikatleri
peygamberlere bildirmesi.
Vücud-i Vacib:
varlığı vacip olan
Allah’ın vücudu, var olmak için
hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Al-
lah.
vücut:
varlık.
zaif:
zayıf, güçsüz.
avam-ı melâike:
meleklerin
derece bakımından düşük
olanları.
avam-ı nâs:
sıradan halk ta-
bakası.
ayet:
Kur’ân’ın her bir cümle-
si.
âyine:
ayna.
bâhir:
açık.
beyan:
anlatma, izah etme,
açıklama.
cazibe:
çekicilik, çekim gücü.
cilve-i hitab-ı Rabbanî:
Rab-
bimizin hitabının cilvesi, teza-
hürü, yansıması.
gayet:
son derece.
hak:
doğru, gerçek.
hasr-ı nazar:
sadece bir şeye
bakıp ona dikkat etme.
hata-i mahz:
yüzde yüz hata,
hatanın ta kendisi.
havass-ı beşeriye:
insanların
âlim ve aydın tabakası.
havass-ı kerrubiyyun:
Al-
lah’a en yakın olan melekler.
Büyük melekler.
hayvanat:
hayvanlar.
hiç saymak:
yok kabul et-
mek.
hükmetme:
karar verme.
ilham:
içe, gönüle doğma,
kalbe gelen mana.
ilhamat:
ilhamlar, Allah tara-
fından kalbe gelen manalar.
ism-i has:
özel isim.
ispat etme:
doğruyu delil
göstererek meydana koyma.
kabiliyet:
istidat, yetenek.
kelâm-ı İlâhî:
Allah kelâmı,
Allah’ın konuşması, Allah’a ait
söz.
kelâm-ı Rabbanî:
Allah’ın ke-
lâmı, sözü.
kelâmullah:
Allah’ın kelâmı,
Kur’ân-ı Kerîm.
Mektubat | 759 |
Y
irmi
d
okuzuncu
m
ekTup
1...,749,750,751,752,753,754,755,756,757,758 760,761,762,763,764,765,766,767,768,769,...1086
Powered by FlippingBook