Mektubat - page 814

Medine-iMünevvere’debulunanmühimbirâlimin,
Risale-iNurhakkındayazdığıbirmanzumedir.
Gönüller Fatihi Büyük Üstada
NuruylabütüngönlümüfetheyleyenÜstad!
Gönlümsenikudsîheyecanlarlaederyâd.
İlhamımacangeldiberaathaberinle,
Mü’minlerişadeyleyenulvîzaferinle.
Sıyrıldıufuklardanokasvetlibulutlar,
Göklerdemelekler,bubüyükbayramıkutlar.
Milyonlarınimanınıkurtardıcihadın,
Parparyanarimanlıgönüllerdekiyâdın.
Coşturmadaimanları,binlerlevecizen,
Tarihinikudsîheyecanlarlasüzerken.
İlhamımımestettitecellâ-icemalin,
Fatihgibirehberleriandırmadahâlin.
Dağlargibisarsılmadınenkorkulugünlerde,
Heranıölümlerdolutazyikinönünde.
Dünyalaradehşetsalıyor,sendekiiman,
Sarsılmayanimanınadüşmanbilehayran.
RehbersanazirayücePeygamberimizdir.
Ölmezeserin,gençliğegösterdiğinizdir.
Kur’ân-ıKerîm’inezelîfeyzineerdin,
İnsanlığaimanvekemaldersiniverdin.
EybaşlaraCennetlerinufkundaninentaç!
Âlemseninirfanına,irşadınamuhtaç.
Deryagibinurlartaşıyorhereserinden,
Allah’agidenNurcularınrehberisinsen.
MilyonlarıderyagibicoşturmadaSözler,
Cennettekiâlemleriseyretmedegözler.
âlem:
dünya, cihan.
âlim:
bilgin, ilim adamı.
beraat:
suçsuz olduğu anlaşıl-
mak.
cihad:
Allah yolunda malla ve
canla düşmana karşı savaşma.
derya:
deniz, bâhir.
ezelî:
öncesiz, başlangıcı olma-
yan.
fatih:
fetheden.
fetih:
zaptetme.
feyiz:
bereket, verimlilik.
gönüller fatihi:
gönülleri fe-
tih eden, kalbleri sevgiyle ku-
şatan .
ilham:
kalbe gelme, gönüle
doğan şey.
iman:
inanç, itikat, inanç.
irfan:
bilme, biliş, anlayış, vu-
kuf.
irşat:
doğru yolu gösterme.
kasvet:
katılık, sertlik.
kemal:
mükemmellik, olgun-
luk.
kudsî:
mukaddes, temiz.
manzume:
vezinli, kafiyeli, şi-
ir.
Medine-i Münevvere:
nurlu
Medine şehri.
mest:
keyifle kendinden geç-
miş.
muhtaç:
ihtiyaç duyan.
mühim:
önemli.
mü’min:
iman eden, inanan.
nur:
aydınlık, ışık.
par par:
parlayarak, pırıltılı;
alev alev.
rehber:
yol gösteren, kılavuz,
delil.
şad eylemek:
sevindirmek.
tazyik:
zorlama, baskı.
tecellâ-i cemal:
Allah’ın ce-
mal sıfatının parlaması.
ufuk:
gökle yerin veya deni-
zin birleşmiş gibi göründüğü
yerler.
ulvî:
yüce, yüksek.
Üstat:
Bediüzzaman Said Nur-
sî.
vecize:
özdeyiş, kısa özlü söz.
yâd:
anma.
H
akikaT
ç
ekirdekleri
| 814 | Mektubat
1...,804,805,806,807,808,809,810,811,812,813 815,816,817,818,819,820,821,822,823,824,...1086
Powered by FlippingBook