Mektubat - page 822

f
iHriSTe
-
i
m
ekTuBaT
| 822 | Mektubat
fakat hayal olmayan, yıldızları konuşturan bir yıldız-
name ile tefsir eder.
Beşinci Mektup
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
40-42
Şeriatın bir hadimi ve bir vesilesi olan tarikate
mensup bazı zatların, tarikate fazla ehemmiyet ve-
rip, ona kanaat ederek hakaik-ı imaniyenin neşrin-
de tembellik ve lâkaytlık gösterdikleri münasebetiy-
le yazılmış. Ve velâyetin üç kısmını beyan edip, en
mühim tarikat olan velâyet-i kübra, sırr-ı verasetle
sünnet-i seniyeye ittiba ve neşr-i hakaik-ı imaniyede
ihtimam olduğunu ispat eder. Ve tarikatlerin en
mühim gayesi ve faydası ve müntehası olan inkişaf-ı
hakaik-ı imaniye, risale-i nur’la dahi olabildiğini ve
risale-i nur’un eczaları o vazifeyi tarikat gibi, fakat
daha kısa bir zamanda gördüğünü gösteriyor.
Altıncı Mektup
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
43-46
(1)
@ o
?«`/
c
n
ƒr
dG n
ºr
©p
fn
h*G Én
æ`o
Ñ°r
ùn
M
(2)
n
ƒo
g s
’p
G n
¬'
dp
G = n
’*G n
»p
Ñ° r
ùn
M r
?o
?n
a Gr
ƒs
dn
ƒn
J r
¿p
Én
a
ayetlerinin bir sırrını, birbiri içinde hissedilmiş beş
nevi hazin gurbetler zulmetinde nur-i iman ve feyz-i
kur’ân ve lütf-u rahman’dan gelen bir nur-i teselli-
nin beyanıyla o sırrı tefsir ediyor. Bu Mektup, en
katı kalbi de ağlattıracak derecede rikkatlidir ve en
me’yus ve mükedder kalbi dahi ferahlandıracak de-
recede nurludur.
beyan:
anlatma, bildirme, açıkla-
ma, izah.
ecza:
parçalar.
ehemmiyet:
önemli olma, değer-
lilik.
ferah:
sevinç, sevinme.
feyz-i kur’ân:
Kur’ân’ın feyzi.
gaye:
maksat, hedef.
gurbet:
yabancılık.
hadim:
hizmet eden.
hakaik-ı imaniye:
iman hakikat-
leri, Nur Risaleleri.
hazin:
üzüntülü.
ibadet:
Allah’ın emrettiklerini ye-
rine getirme.
ihtimam:
özenerek çalışma.
ilâh:
tanrı, ma’bud.
inkişaf-ı hakaik-ı imaniye:
iman
hakikatlerinin inkişafı, gelişmesi.
ispat:
doğruyu delillerle göster-
me.
ittiba:
tâbi olma, uyma.
kâfi:
yeter, yeterlilik.
kanaat etmek:
elindeki ile yetin-
me.
lâakal:
en azından, hiç değilse.
lâkayt:
kayıtsız, ilgisiz.
lâyık:
uygun, yakışır.
lütf-u Rahman:
mahlûkatına ha-
yır ve rahmet irade eden Allah’ın
lütfu.
mensup:
bir şeyle ilgili olan; ait.
me’yus:
ümitsiz, ye’se düşmüş.
mühim:
önemli.
mükedder:
kederli, üzüntülü, ta-
salı.
münasebet:
ilgi, alâka.
münteha:
en son, uç.
neşir:
yayma, yayın.
neşr-i hakaik-ı imaniye:
iman
hakikatlerini yaymak, neşretmek.
nev:
çeşit, tür.
nur:
aydınlık.
nur-i iman:
imandan gelen nur,
aydınlık, parlaklık.
nur-i teselli:
teselli nuru.
Peygamber:
Allah’ın elçisi, Allah
1.
Allah bize kâfidir; O ne güzel vekildir. (Al-i İmran Suresi: 173.)
2.
Ey Peygamber! Eğer insanlar senden yüz çevirirse, sen de ki: “Allah bana yeter. Ondan baş-
ka ibadete lâyık ilâh yoktur. (Tevbe Suresi: 129.)
tarafından haber getirerek
İlâhî emir ve yasakları insan-
lara tebliğ eden elçi, haberci,
nebî, resul.
rikkat:
incelik, nezaket.
sünnet-i seniye:
Hz. Muham-
med’in yüce sünneti, yüksek
hâl, söz, tavır ve tasvipleri.
sırr-ı veraset:
veraset sırrı,
Peygamber Efendimizin mira-
sına sahip olma.
şeriat:
doğru yol, Allah tara-
fından Hz. Peygambere bildi-
rilen İlâhî emirlerin tümü, İs-
lâm dini kuralları.
tarikat:
yol, manevî yol, kalbi
dünyanın geçici işlerinden
ayırıp Allah sevgisi ile bağla-
mak.
tefsir:
açıklama, izah.
vekil:
başkasının yerine ve
adına hareket eden, konuşan.
velâyet:
velîlik, ermişlik, Al-
lah dostluğu.
velâyet-i kübra:
en büyük
velâyet, büyük velîlik.
vesile:
sebep.
zat:
kişi, şahıs.
zulmet:
karanlık.
1...,812,813,814,815,816,817,818,819,820,821 823,824,825,826,827,828,829,830,831,832,...1086
Powered by FlippingBook