Mektubat - page 90

İşte, İmam-ı Ali radıyallahü Anh, adalet-i mahzayı
Şeyheyn zamanındaki gibi kabil-i tatbiktir deyip, hilâfet-i
İslâmiyeyi o esas üzerine bina ediyordu. Mukabilleri ve
muarızları ise, “kabil-i tatbik değil, çok müşkülâtı var” di-
ye, adalet-i izafiye üzerine içtihat etmişler. tarihin gös-
terdiği sair esbap ise, hakikî sebep değiller, bahanelerdir.
Eğer desen:
Hilâfet-i İslâmiye noktasında İmam-ı
Ali’nin fevkalâde iktidarı, harikulâde zekâsı ve yüksek li-
yakatiyle beraber, seleflerine nispeten muvaffakıyetsizli-
ği nedendir?
El ce vap:
o mübarek zat, siyaset ve saltanattan ziya-
de, daha çok mühim başka vazifelere lâyık idi. eğer tam
muvaffakıyet-i siyasiye ve tamam saltanat olsaydı, “Şah-ı
Velâyet” ünvan-ı manidarını bihakkın kazanamayacaktı.
Hâlbuki, zahirî ve siyasî hilâfetin pek çok fevkinde, ma-
nevî bir saltanat kazandı ve üstad-ı küll hükmüne geçti;
hatta kıyamete kadar saltanat-ı manevîsi bâkî kaldı.
Amma Hazret-i İmam-ı Ali’nin Vak’a-i sıffin’de Haz-
ret-i Muaviye’nin taraftarlarıyla muharebesi ise, hilâfet
ve saltanatın muharebesidir. Yani, Hazret-i İmam-ı Ali,
ahkâm-ı dini ve hakaik-ı İslâmiyeyi ve ahireti esas tutup,
saltanatın bir kısım kanunlarını ve siyasetin merhametsiz
mukteziyatlarını onlara feda ediyordu. Hazret-i Muaviye
ve taraftarları ise, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeyi saltanat
siyasetleriyle takviye etmek için, azimeti bırakıp, ruhsatı
iltizam ettiler, siyaset âleminde kendilerini mecbur zan-
nedip ruhsatı tercih ettiler, hataya düştüler.
adalet-i izafiye:
izafî, göreceli ada-
let, toplumun selâmeti için ferdin
cüz’î hukukunu feda edilmesini
öngörebilen adalet anlayışı.
adalet-i mahza:
tam adalet, top-
lumun selâmeti için ferdin cüz’î
hukukunun feda edilemeyeceğini
esas alan adalet anlayışı.
ahiret:
dünya hayatından sonra
başlayıp ebediyen devam edecek
olan ikinci hayat.
ahkâm-ı din:
dinin hükümleri ve
kanunları.
âlem:
dünya.
azimet:
kulların, Allah tarafından
kendilerine yüklenen görevlere
tam bir kararlılıkla uymaları.
bahane:
uydurma sebep.
bâkî:
ebedî, devamlı, sürekli.
bihakkın:
hakkıyla.
bina etme:
yapma, kurma.
esbap:
sebepler.
feda etmek:
gözden çıkarmak,
uğruna vermek.
fevkalâde:
olağanüstü.
fevkinde:
üstünde, üzerinde.
hakaik-ı İslâmiye:
İslâmiyetin
hakikatleri, gerçekleri.
hakikî:
gerçek.
hâlbuki:
oysa.
harikulâde:
olağanüstü, hayran-
lık verici.
hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye:
İs-
lâmın sosyal hayatı.
hilâfet:
halifelik.
hilâfet-i İslâmiye:
İslam halifeliği;
Hz. Peygambere vekil olarak
Müslümanları ve İslâmiyeti koru-
ma görevi; İslâm devlet reisliği.
hükmüne:
değerine, yerine.
içtihat:
dinen kesin olarak belir-
tilmeyen bir konuda âlimlerin
Kur’ân ve hadisten hüküm çıkar-
maları.
iktidar:
güç, kuvvet, idare.
iltizam etme:
kendisi için gerekli
görme.
kabil-i tatbik:
uygulanabilir.
kıyamet:
kâinatın ölümü, dünya-
nın sonu, varlık âleminin bozulup,
dağılması.
lâyık:
yakışır, uygun.
liyakat:
lâyık olma, ehliyet.
manevî:
manaya ait; madde dşı
olan.
mecbur:
zorunlu.
merhamet:
acımak, şefkat gös-
termek.
muarız:
karşı çıkan, muhalif.
muharebe:
savaş, harp.
mukabil:
karşılık.
mukteziyat:
gereklilikler.
.
o
n
B
eşinci
m
ekTup
| 90 | Mektubat
muvaffakıyet-i siyasiye:
si-
yaseti başarma, siyasî başarı.
muvaffakıyet:
başarı.
mübarek:
bereketli, hayırlı.
mühim:
önemli.
müşkülât:
zorluklar, güçlük-
ler.
nispeten:
kıyasla, oranla.
ruhsat:
mevcut bir hükmün,
bir özür sebebiyle, belirli şart-
lar içindeki mükellefler için
kolaylaştırılması, izin, müsa-
ade.
sair:
başka, öteki, diğer.
saltanat:
sultanlık, hâkimi-
yet.
saltanat-ı manevî:
manevî
saltanat, hâkimiyet.
selef:
öncekiler, önce geçen
halifeler.
siyaset:
politika, devlet idare-
si.
siyasî:
siyaset gereği olan,
devlet idaresiyle ilgili olan.
Şah-ı Velâyet:
velîliğin şahı;
velîlik makamının başı.
Şeyheyn:
iki şeyh, Hz. Ebu
Bekir ve Hz. Ömer’e verilen
ünvan.
takviye etmek:
kuvvetlen-
dirme, güçlendirme.
tercih etme:
seçme.
ünvan-ı manidar:
manalı ün-
van; manevî makamı yüksek
ünvan.
üstad-ı küll:
herkesin üstadı,
her çeşit ilimde ileri bilgisi
olan üstat, öğretici.
Vak’a-i Sıffin:
Sıffin vak’ası,
olayı.
vazife:
görev.
zahirî:
görünürdeki, görünüş-
te.
zat:
kişi.
ziyade:
fazla, çok.
1...,80,81,82,83,84,85,86,87,88,89 91,92,93,94,95,96,97,98,99,100,...1086
Powered by FlippingBook