Sözler - page 541

günefle fluhud-u kalbî ile veremiyor. Belki, o âsâr-› acibe-
yi, e¤er o fluurlu farz etti¤imiz üç fley, o kay›t alt›nda gör-
dü¤ü günefle verse de, s›rf aklî ve imanî bir tarzda ve o
mukayyet ayn-› mutlak oldu¤unu bir teslimiyetle verebi-
lir. Fakat o insan gibi ak›ll› farz etti¤imiz
zühre, katre,
reflha
, flu hükümleri, yani pek büyük âsâr› günefllerine is-
nat etmeleri aklîdir, fluhudî de¤il. Belki bazen, hükm-ü
imanîleri fluhud-u kevniyelerine müsademe eder, pek
güçlükle inanabilirler.
‹flte, hakikate dar gelen ve baz› köflelerinde hakikatin
azalar› görünen ve hakikatle kar›fl›k flu temsil içine üçü-
müz de girmeliyiz, üçümüz de kendimizi
zühre, katre,
reflha
farz edece¤iz. Zira onlarda farz etti¤imiz fluur kâfi
gelmiyor. Biz akl›m›z› dahi onlara katmal›y›z. Yani onlar
maddî günefllerinden nas›l feyiz al›yorlar; biz de manevî
güneflimizden öyle al›yoruz, anlamal›y›z.
‹flte, sen ey dünyay› unutmayan ve maddiyata tevag-
gul eden ve nefsi kesafet peyda eden arkadafl, sen
züh-
re
ol. Nas›l ki, o zühre çiçe¤i ziya-i flemsten inhilâl etmifl
bir renk al›yor; ve o bir renk içinde flemsin timsalini ka-
r›flt›r›p kendine ziynetli bir suret giydiriyor. Zira senin is-
tidad›n dahi ona benzer.
Hem, flu esbaba dalm›fl Eski Said gibi mektepli feyle-
sof ise, kamere âfl›k olan katre olsun ki; kamer güneflten
ald›¤› ziya z›llini ona verir ve onun göz bebe¤ine bir nur
verir. O da, o nur ile parlar. Fakat, o
katre
, o nur ile yal-
n›z kameri görür, günefli göremez; belki, iman›yla göre-
bilir.
SÖZLER | 541
Y
‹RM‹
D
ÖRDÜNCÜ
S
ÖZ
kay›t:
s›n›rland›rma, tahdit.
kesafet:
bulan›kl›k, kir.
maddiyat:
maddî ve cismanî fley-
ler.
manevî:
manaya ait.
mukayyet:
kay›tl›, s›n›rl›.
müsademe:
çarp›flma.
nefis:
kötülüklerin pefline giden
duygu.
nur:
ayd›nl›k, ›fl›k.
peyda:
kazanma.
reflha:
s›z›nt›, damla.
suret:
biçim, k›l›k.
s›rf:
sadece.
flems:
günefl.
fluhudî:
keflfe ve görmeye dayal›.
fluhud-u kalbî:
kalbin flahit olma-
s›, görmesi.
fluhud-u kevniye:
kâinattaki ya-
rat›l›fllar› görme, flahit olma.
fluur:
kendi varl›¤›ndan haberi ol-
ma hissi, bilinç.
tarz:
biçim, suret.
temsil:
örnek, benzetme.
teslimiyet:
itiraz› terk edip, tes-
lim olma.
tevaggul etmek:
çok u¤raflmak,
meflgul olmak.
timsal:
örnek, suret.
ziya:
›fl›k, nur.
ziya-› flems:
günefl ›fl›¤›.
ziynet:
süs.
zühre:
çiçek.
z›ll:
gölge.
aklî:
akla uygun, tutarl›, man-
t›kl›; ak›l ile ilgili, akla ait.
âsâr:
eserler.
âsâr-› acibe:
flafl›rt›c› eserler.
ayn-› mutlak:
tam ayn›s›,
kendisi.
aza:
parçalar.
esbap:
sebepler.
farz:
kabul etmek.
feyiz:
bereket, verimlilik.
feylesof:
felsefe ile u¤raflan
kifli, felsefe düflünürü.
hakikat:
gerçek.
hükm-ü imanî:
imanî hü-
küm, inanca dair karar.
hüküm:
karar.
iman:
inanma, inanç.
imanî:
imana dair.
inhilâl:
da¤›lma, çözülme.
isnat:
dayand›rma.
istidat:
kabiliyet.
kâfi:
yeterli.
kamer:
Ay.
katre:
damla.
1...,531,532,533,534,535,536,537,538,539,540 542,543,544,545,546,547,548,549,550,551,...1482
Powered by FlippingBook