Detaylı bilgi için TIKLAYIN
      "Gerçekten" haber verir 27 Ocak 2006

Eski tarihli sayılar

 
 

Dizi Yazı

Konuşan: Ahmet Dursun

Daha adil bir dünya için 'savaş' sürüyor - 3

** Avrupa Birliğinin ortaya koyduğu adaletle ilgili esaslar, aslında Kur’ân’ın 14 asır önce ortaya koyduğu esaslarla örtüşüyor. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, Avrupa Birliği Anayasasının insan hakları ve adaletle ilgili ortaya koyduğu esasların, Kur’ân’ın ortaya koyduğu, bireyi ön plana çıkaran “Adalet-i mahza”yı arayışı olarak değerlendirebilir miyiz?

Güzel! Eşit, adil, dünya oraya gidiyor mu gitmiyor mu? Ama bu doğru bir çizgi değildir. Giderken büyük de krizler yaşarız. Geriye dönüşür. İleriye atlar. Yani toplumsal süreç sakin, sürekli gelişen lineer bir çizgi değildir. Ama amacı bütün o dinin de söylediği vesaire amaçlarıyla hukukun amaçları çelişmez. Yaptırımları çelişir. Genelde farklıdır o da çelişmez de.

** “Sosyal adalet” nedir? Sağlıklı bir sosyal yapının oluşabilmesi gerekli olan kanun ve adaletin temini için gerekli kaynaklar ve vasıtalar nelerdir?

Sosyal adalet kavramı. Geriye dönüp baktığımız vakit, bunu bir ‘29 krizinden sonra görüyoruz. Yani insanlık daha adil bir dünya için kavga vermiştir. Yani 1 Mayıs vesaire, bunun hepsinin doğduğu yerlere baktığımız vakit ölçüsüz derecede sömürülen insanların hak araması, hukuk araması; işçi sınıfının, kadınların zaman zaman daha sonra erkeklere karşı daha adil bir dünya istemeleri, yani insanın daha adil bir dünya isteme savaşı sürüp gidiyor. Bugün de toplumun içindeki farklı kesimlerin çoğunluğa göre değil, kendilerine göre de bir adaletin sesinin büyütülmesi…. Ama sosyal adalet, teknik olarak 2. Dünya Savaşı’nda yerleşik hale gelmiştir. Yani Batı için sosyal adalet kavramını soruyorsanız, bu 1929 krizinden sonra ortaya çıkan durumun doğurduğu bir çocuktur. Çünkü dünyadaki ekonomik kriz 1929, çalışanlarla işverenler arasındaki adaletsizlik öyle bir noktaya gelmiştir ki, çalışanlar kendi ürettiklerini satın alamaz hale gelmişlerdir. Yani talep üretileni alamıyor. Neden çalışan adama çok az para veriyorsun. O da talep edemez hale geliyor. Bunu çözmek, bunu düzeltmek, bunu tamir etmek için ise çalışanlara sosyal haklar gündeme gelmiştir. Bu Keynes’in ortaya çıkardığı bir anlayıştır. Ve sosyal adaletin sosyal devlet içinde yerleşik hale gelmesi böyle olmuştur ve 30 yıl 45’ten 75’e kadar da sosyal adalet, sosyal devlet altın çağını yaşamıştır. Ama bugün itibariyle bu sosyal adaletin, sosyal devletin eskisi gibi ayakta kalamadığını, çünkü çalışanlara emeğiyle, kol gücüyle geçinenlere ihtiyaç fazla eskisi kadar olmadığını, onun için de onların alım gücü, onların toplum içindeki konumu eskisi kadar birincil derecede bir mesele olmaktan çıkıyor. Ama bir zaman sonra tüm dünyanın böyle bir adaletli hale gelebilme ihtimali var. O da enerji kaynaklarının dönüşmesi. Yani petrolden atoma geçmek. İnsanlara ürettikleri kadar değil, ihtiyaçları kadar verebileceğimiz, herkesi gözetebileceğimiz, insanın insan olarak varolabildiği bir noktaya gidiyoruz. Ama bu epey uzakta görünen bir hedef. O zamana kadar da sosyal adalet kavramının şu anda zor durumda olduğu bir değişim süreci. Ama nihai olarak insanın, bir de tabi bunu pratik olarak gündelik hayata indirgersen yeniçağda, sanayi sonrası toplumda sosyal adalet nasıl olacak diye baktığımız vakit bunun en pratik ve yararlı araştırmasını da İngiltere yapıyor, hayata uyguluyor. Mesela, eğitimde fakir doğanların fakir öldüğünü görmüşler, şimdi onları eğitim sistemine entegre ediyorlar, Pratik olarak böyle bir arayış içinde insanlık. Nihayetinde bunu çok kalıcı bir hale taşıyacak; ama sanayi sonrası toplumun bütün dünyada oluşması ve yerleşmesi lazım. Bu çok zor ve kolay olmayan bir eğilim. Peki pratik olarak nasıl bir arayış var? Yerleşik hale gelmesi. İngiltere fena bir örnek değil.

** Para ile adalet arasında bir ilişki var mı sizce?

Ama o bağ kopuyor. Çünkü paranın etkisini azaltan bir noktaya gidiyor yeryüzü. Nasıl? Bill Gates. Dünyanın en zengin adamı. Ama sermaye sahibi değildi. İnsanın beyinsel yaratıcılığı kol gücüyle çalışan bir dünyanın geçerliliğini yitiriyor. Yeniden bir dünya kuruyor. Eğer en büyük zenginliği insanın beyinsel yaratıcılığı alıyorsa insan hiçbir zaman olmadığı kadar kutsal varlıkların kutsalı oluyor. Onun için ulus-devletler nitelik değiştiriyor. Onun için Avrupa Birliği gibi kuruluşlar kuruluyor. Onun için Avrupa Birliği anayasasında insan hakları içselleştiriliyor. Onun için parayla adalet arasındaki bağlantı kopup insanın insan olarak öne çıkmakta olduğu bir çağ bu.

** Adalet ve ibadet arasında nasıl bir ilişki vardır? Sosyolojik olarak, ibadetin temel dinamiği olan manevî inancı, bu inancın insan üzerindeki potansiyel yaptırımı düşünüldüğünde ‘adalet’ açısından nasıl bir idareci, fert ve toplum tipiyle karşılaşabiliriz?

Bu tabi teorik bir soru. Yani ibadet adaleti otomatik olarak üretebilseydi, manevî inanç adaletin temel dinamiği olmaya yetseydi Müslüman ülkelerde gördüğümüz hiçbir şeyin skandalın, eşitsizliğin, zulmün olmaması gerekirdi. İran’la Irak’ın dövüşmemesi gerekirdi. Taliban’ın da olmaması gerekirdi. Müslüman’ın Müslüman’ı kazıklamaması, Müslüman’ın Müslüman’a kötü muamele etmemesi, ona işkence etmemesi, ırzına geçme filan gibi hiçbir suç işlenmemesi gerekirdi. Onun için bunu bir mutlak değer olarak değil, eğer toplumsal şartlar da buna uygunsa onu konsolide eden, derinleştiren bir eğitim boyutu olarak algılamak daha doğru.

** “Adalet” olgusunun fikir hayatımız üzerindeki etkileri ve yansımaları nasıl olmuştur? Edebiyat ve sanat anlayışımızda bu kavramın yeri nedir?

Tabiî yani bizim adaletle ilgili ilişkilerimiz çok zayıf olduğu için edebiyat ve sanat alanında da şimdi düşünüyorum. “On İki Öfkeli Adam” filan, izlediğim filmler. Dünya hep adaleti konu alan, adaletsizlikleri, mânevî bir şekilde yeniden yargılayan sanat eserleri dünya edebiyatının temel taşları olarak ortaya koyar. Bizde, mesela adaletle ilgili fazla bir şey yoktur. Çünkü toplumun kendi ürettiği, ihtiyacı olan, beslediği bir konu değildir. Meselâ, edebiyatta mekanik, araba kullanımı, araba motoru, uçak motoru, uçak kullanımı da yoktur bizim edebiyatta. Yani hâlâ kırsal bir kesimin yansımaları esastır. Biz kentin, sanayinin dinamikleriyle tüm edebiyatı şekillendiren; yahut edebiyatın büyük çoğunluğunu belirleyen bir hale henüz gelmiş değiliz. Onun için de adaletin yapısının, ilişkilerinin, kavramının sanat dünyamızda da bunu aşmış ülkelerdeki kadar bir ağırlığı yok maalesef.

Sen şimdi bunu söylerken Cumhuriyet dönemi romanını düşündüm. Şimdi hemen tıp diye bana söyleyeceğin ya şu roman adalet üstünedir ve mahkemeyi anlatır diyebileceğim bir roman aklıma gelmedi.

** Kendi milletlerine ve dindaşlarına refahı sunan gelişmiş devletlerin, diğer bir ifadeyle gücü elinde bulunduranların, kendi toplumlarının dışındakilere baskılar uygulaması, savaşlar açması nedenliyle evrensel boyutta ‘adalet’ kavramını nasıl sorgulayabiliriz?

Şimdi bunun doğru olan tarafı var, eksik olan tarafı var. Saddam halkına adaleti sağlıyor muydu? Avrupa Birliği Türkiye’de insanların özgürlüğü için Türkiye’nin rejiminden daha fazla taleplerde bulunuyor. Mesela, geçen gün söyledim. Radyasyon ölçecek şimdi. Radyasyonu mesela, Türkiye Cumhuriyeti rejimi ölçmüyordu. Radyasyonu ölçmek kendi insanı için yapılacak bir iş. Envanteri bir şekilde, hayvan envanterini çıkarmak, bizim rejimin yapması gereken. Çocuk ölümlerine karşı çıkmak. Onun için bir de tabi şöyle Türkiye’nin elinde Amerika’nın gücü olsa ne yapar? Çok adaletli mi davranır?

** Davranmamış mı?

Hayır, şimdi Güneydoğu’da yaşadığımız maceralar var.

** Ama bu bugün için söylenen. Osmanlı’yı ele alalım. Osmanlı’nın adaletinden söz ederiz hep.

Ama kimin açısından. Teba açısından yazılmış bir şey var mı? Onun sebebi ne? Üretim yapan bir imparatorluk değil. Mali imparatorluk. Sen bana vergini ver, ben sana karışmam diyor. Ama ötekisi üretim, benim gibi üretim yapacaksın diyor. O zaman seni asimile ediyor. Osmanlı İmparatorluğunun o hoşgörüsü ekonomik yapısından gelir. Mali bir imparatorluktur. Mali imparatorluk olduğu için vergiye dayalıdır. Üretime dayalı değildir. Ona öyle bak. Acaba üretime dayalı olsaydı aynı hoşgörüyü gösterebilir miydi? Sosyo-ekonomik olarak baktığın vakit başka bir şey çıkıyor. Doğru hoşgörüsü. Ama iki itirazım var. Bir mali hoşgörüdür o. Ben senden vergi istiyorum. Usul usul haracını verdiğin vakit ben sana niye bulaşayım. Tamamen odur. İkincisi biz bunu adaletli diyoruz. Ama mesela, kadının parasını kim veriyor Osmanlı’da. Yine yargılananlar veriyor. Yani zihinsel egzersizleri çoğaltmak lazım. Bu şablon “işte din iyidir, Osmanlı iyidir” vesaire değil, bunun iyi veya kötü olan şartları ne, eksiği ne, gediği ne? Geçmişteki birçok şeyi çok da incelemeden kabul etmek yerine sakin sakin bakmak lazım. Çünkü insanlığın temel değerleri var nihayetinde.

Ama ben şunu gördüm. Kent Müslümanlığı kayboluyor. Kitlelerin normalleşmesi, dinini tanıması, siyaseten kullanmak ve sömürmek değil, kültürel olarak içselleştirmesi düzeyinde değil kitleler. Siyasetin aracı olduğu vakit de bu kabalaşıyor, özünü kaybediyor ve özü de zaten kimsenin umurunda olmuyor. Din diğerini esir almak için bir silah haline geliyor. Bunun bir kültür olarak İslam’la ilgili çok fazla; ama din sosyolojisi açısından hiç kimse konuşmuyor. Neden? Çünkü o işe yaramıyor. Rant getirmiyor. Yani din siyaseten rant getirmekten çıkarılmadıkça gerçek anlamda tartışılması, içselleştirilmesi, anlaşılması mümkün değil.

Sonuç olarak, hukuk ve adalet insanlığın malıdır. Sadece din olarak bakmamak gerekir buna. Dinler de insanlığın malıdır ve bütün dinlerin ortak adalet anlayışı vardır.

(Köprü, Güz 2005 sayısından alınmıştır.)

––SON––

Konuşan: Ahmet Dursun

27.01.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Dizi Yazı

  (26.01.2006) - Dinin de, hukukun da mesajları evrenseldir - 2

  (25.01.2006) - “Hukuk, demokrasinin vazgeçilmez unsurudur” - 1

  (13.01.2006) - Japon sisteminin en mükemmeli İslâmda

  (12.01.2006) - Japon harikası: Güven ve dayanışma

  (11.01.2006) - Dünyada ve Türkiye'de 2005 - 14

  (10.01.2006) - Dünyada ve Türkiye'de 2005 - 14

  (09.01.2006) - Dünyada ve Türkiye'de 2005-13

  (08.01.2006) - Dünyada ve Türkiye'de 2005 - 12

  (07.01.2006) - Dünyada ve Türkiye'de 2005 - 11

  (06.01.2006) - Dünyada ve Türkiye'de 2005 - 10

 
Reklam filmini indirmek için tıklayın
Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004