Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 19 Mart 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Haberler

Demokrasiden korkanlar var

Gazetemiz Ankara Temsilciliği tarafından düzenlenen “Meşrutiyetten Cumhuriyete Demokrasi Serüveni” konulu programda konuşan gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular, sık sık yapılan müdahalelerin demokrasiye zarar verdiğini bu sebeple demokrasimizin gelişemediğini kaydetti.

Bediüzzaman Said Nursî’yi anma çerçevesinde gazetemiz Ankara Temsilciliği tarafından düzenlenen “Meşrutiyetten Cumhuriyete Demokrasi Serüveni” konulu programda demokrasi mesajı verildi.

Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen, sunuculuğunu Cevher İlhan ve Mesut Nurver’in üstlendiği program, Murat Aksakal’ın Kur’ân tilaveti ile başladı. Açış konuşmasını yapan gazetemiz imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular, Türkiye’nin demokratikleşmeyi başaramadığını söyledi.

Kutlular, “Şu demokratikleşmeyi niye bugüne kadar göremedik ve getiremedik? Bugün demokratikleşmeyi istemeyen kimlerse, hangi kafa ise geçmişte de aynı kafalardı. Bediüzzaman, meşrutiyetin arkasındaki değerlerin insanı insan yapan değerler olduğunu söyler. ‘İstibdat ne zaman gelmiş’ diye sorduklarında ‘insanlık hayvanlıktan çıkarken onu da beraberinde getirmiş’ cevabını veriyor” dedi.

TEK PARTİ İLE DEMOKRASİ OLMAZ

Tek parti ile demokrasinin olamayacağına dikkat çeken Kutlular, “İstiklâl harbini vermişiz, cumhuriyet kurulmuş, ama bu cumhuriyet tek parti üzerine 27 sene devam etmiş. Tek parti üzerinde demokrasi olmaz ki. Mecliste ‘Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ yazıyor, ama hayata yansımasını göremiyoruz. Bugün bile ‘Referanduma gidelim’ dendiğinde, ‘Cahil halka sorulur mu?’ diye itiraz ediyorlar. 1950’de DP iktidara gelmiş 10 sene dayanabilmişler. ‘İrtica hortluyor, anayasa çiğneniyor’ diye 27 Mayıs kanlı ihtilâli oldu. Başbakan ve iki bakanı asıldı” şeklinde konuştu.

Kutlular konuşmasını şöyle sürdürdü: “Demokrasimiz kaplumbağa gibi iki de bir ters çevrilmiş. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat’ta demokrasimiz ters çevrilmiş. Ama bu baltaya sap olanlar var. Bir kısmı; ‘Demokrasi gelirse Atatürk ilke ve inkılapları elden gider’ diyor. Bir kısmı; ‘Hürriyetler gelişirse vatan bölünür’ diyor. Bir kısmı ‘Demokrasi zaten küfür rejimidir’ diyor. Ama demokrasiye muhalefette birleşiyorlar. Askeriyeye davetiye de böyle çıkıyor.

BEDİÜZZAMAN ASRI SAADETİ ESAS ALMIŞTIR

“Üstad, siyasî, içtimaî meselelerde sadece Asr-ı Saadeti esas almıştır. Gerçek sistem o. Hz. Peygamberimiz (asm) ahirete intikal ederken yerine birisini belirlememiş. Seçime bırakmış. Dört halife seçimle gelmiş. Resûlullah (asm) ‘Ehil olanı aranızdan seçin’ demiş. Hz. Ali Efendimiz ile Hz. Muaviye arasındaki hadise İslâmın kaderini değiştirmiş. Hz. Muaviye hileyle meseleyi halletmiş ve o zaman da saltanata dönüşmüş. Bediüzzaman, ‘Meşrutiyeti şeriat namına alkışladım. Kimin aksi bir iddiası varsa dört hak mezhebe göre bunun ispatını yapmaya hazırım’ demiş. Burada gerçek mânâsıyla bir hürriyet var. Hürriyeti Asr-ı Saadette en geniş mânâsıyla sahabeler yaşamış. Kâinatın Hâlık’ı kendisini kabul edip etmemekte dahi biz kullarını imtihana gönderiyor. Kabul edersek mükâfatını verecek, kabul etmezsek cezasını yine O verecek.

“Tarihimizde Fatih Sultan Mehmet gayr-ı Müslimlerle yargılanabilmiş. Adalet bu. İnsan haklarında bizim kara lekemiz yoktur. Çok dinli, çok mezhepli, çok ırklı, hepsini insanca yaşatabilmişiz. Meşrutiyeti gerçek mânâsıyla bu yol kesiciler, eşkıyalar, yılanlar, ayılar çıkmasaydı biz de bunu görecektik.

HÜRRİYETLERİ GASP

EDENLERDEN HESAP SORMALI

“Toplum olarak kendimizi gözden geçirmemiz lâzım. Hürriyetler gasp edildiği zaman zaten dine de, dindara da, giyimine de her şeye o müstebitler karışır. Biz buna lâyık değilsek demokrasiyi kesintiye uğratanlara; ‘Niye millî iradeye müdahale ediyorsunuz, oturun oturduğunuz yerde?’ demek lâzım. Silaha, sopaya gerek yok. Dilimiz konuşsun. Hangi ırktan, mezhepten, dinden olursa olsun hak ve hürriyetleri savunacak kadar cesaretimiz olmalı. Sen kendi hakkını savunana sahip çıkmazsan, o zaman ‘Bunlar hürriyete lâyık değildir’ derler. Yolda bırakıyorsun çünkü. Bunlara millet olarak dikkat edip, kendimizi çek edip antidemokratik ne varsa onlara yüksek sesle ‘herkes yerine otursun, millî iradeyi çiğnemeyin, hakkınız yok’ diyebilmelidir.

“Başörtülüler okula gidebiliyordu. Ama 28 Şubat’ta kaplumbağa ters çevrilince 50 senelik kazancımız bir anda gitti. Anayasa Mahkemesi öyle bir siyasî karar da verdi ki; ‘ilke ve inkılaplara karşıdır, laikliğe karşıdır, başkaldırmaktır’ dedi. Biz 1400 seneden beri Müslümanız. Örtü Allah’ın emridir, farzdır. Gelenek görenek değildir. Tesettür ibadetimize girmiştir.

“Asker siyasete, siyaset de askere karışmasın. Askerin yeri kışladır, millî iradeye itaattir. Siyasetin de yeri TBMM’dir. Kanunların ve anayasanın vermediği yetkiyi kimse kullanmaya kalkmasın.

“Laikliği de dinsizlik olarak anlamayalım. Laiklik din ve vicdan hürriyetinin teminatıdır. İnançlara giyimlere kimse karışamaz. Ama bizde karışıyorlar. Neden? Suskunluktan, alkışlamaktan, davet etmekten, dalkavukluk yapmaktan dolayı bu sıkıntıdan kurtulamıyoruz. Hep beraber bu sıkıntıdan kurtulacağız inşallah.

“Din umumun mukaddes malıdır. Bir parti tekeline alamaz. CHP’de dindar olamaz mı? Olur. MHP’de olmaz mı? Olur. DP’de olmaz mı? Olur. Tekeline almaya çalışırsan sıkıntı olur. Bunlara dikkat etmemiz lâzım.”

EN BÜYÜK GÖRÜNMEZ

KUVVET RİSÂLE-İ NUR TALEBELERİDİR

Türkiye’nin 100 senelik demokrasi macerasının din-siyaset geriliminde geçtiğini ifade eden Hukukçu-Yazar Nihat Derindere ise, bugün de aynı şeylerin tartışıldığını söyledi. Bir sosyoloji uzmanının, “Türkiye’de bu gerilimin aslında şiddet üretmesi gerekirken,—pek çok ülkedeki uygulama ve tecrübe bunu gösterir—Allah korusun belki iç savaşa kadar gidebilecek sonuçlar doğabilirdi, doğmadı. Türkiye’de hiçbir zaman şiddet, beklendiği gibi doğmadı” sözlerini hatırlatan Derindere, “Türkiye bir şiddete maruz kalmadıysa, bunun arkasındaki en büyük güç ve en büyük görünmez kuvvet Risâle-i Nur talebeleridir” dedi.

Derindere, “Türkiye’de iktidarın bir kesimden alınıp başka bir kesime intikal edeceği korkusu üretiliyor sürekli olarak. “Devleti ele geçirmek… Devlete sızmak… Devletin kurumlarına çöreklenmek…” suçlamaları yapılır. Çöreklenmek ne demektir? Kim yapar bunu? Hayvanlar âleminde yılanlar çöreklenir. Vatandaşının belli bir kesimini yılan gibi gören anlayış Türkiye’de şiddeti üretmek istiyor. 1950’de Demokrat Parti iktidara geldiği zaman ‘İrticacılar yuvalarında saklanan hamam böcekleri gibi ortaya çıktılar’ diyen anayasa profesörleri çıkmış” şeklinde konuştu.

Derindere, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin 100 senelik demokrasi macerasında, bugün geldiğimiz noktada, daha iki gün önce, iktidar partisi hakkında açılan kapatma dâvâsı aslında şunu söylüyor: Türkiye aslında modern ulus-devletin yaşadığı küresel krizin bir yansımasını yaşıyor. Modern ulus devlet kurulurken, dini, bu devletin kontrolü altına almak isteyen bir yaklaşım geliştirmiştir.”

KRİZİ ÜRETEN, ANAYASADAKİ

MEVCUT YAKLAŞIMDIR

“Hukuk devletinde milleti aşağılamak suçtur. Peki bu milletin aşağılanması suç ise, bu milletin büyük bir ekseriyetle getirmiş olduğu, meselâ Demokrat Partiyi, meselâ sonradan Adalet Partisini, meselâ sonradan Refah Partisini, meselâ şimdi Adalet ve Kalkınma Partisini yargı önüne getirip karakolluk eden güç, aslında bu millete hakaret etmiş olmuyor mu? Sürekli olarak Türkiye’de bir karakolluk hava uyandıranlar, sürekli olarak Türkiye’de postal sesleri özleyenler, sürekli olarak memleketin her tarafı yeni işgalden çıkmış gibi çok yüksek bayrak direklerine bayrak asarak milliyetçilik yaptıklarını zannedenler aslında gözden kaçırdıkları bir şeyi yapıyorlar. Modern-ulus devletin krizini örtmeye çalışıyorlar.”

“Bir kesim sürekli koruma görür. Hatta 1982 Anayasasının tamamını açıp okuduğunuz zaman 20 maddesinde bir kesimin koruma göreceği açıkça ilan ediliyor. Bir görüş sahiplerinin, her görüş sahiplerinden üstün tutulduğu ve diğer görüşlerin onun karşısında koruma görmeyeceği, anayasada başlangıç kısmından itibaren bir çok maddesinde de vardır. Bu kadar açık-net biçimde kayırma uygulandığı zaman, “Toplumda bölücülük yapılıyor, toplumun bir kesimini diğerine karşı kışkırtıyor” diye gürültü yapanlar aslında anayasanın kendi içinde böyle bir kriz ürettiğini görmek istemiyorlar. Esas krizi üreten bugünkü anayasadaki mevcut yaklaşımdır.”

“Şöyle bir ifade aynen geçiyor: ‘Hiçbir görüş ve düşünce filanca görüş karşısında koruma görmez.’ Yani, ‘Konuşabilirsin ey Türk Milleti, fakat konuşursan ondan sonra başına ne geleceğini garanti edemem.’ Bundan on sene, on beş sene önce yaptığı konuşma yüzünden Türkiye’de insanlar yargılandı. Said Paşa, Sultan Abdülhamid’in sekiz defa sadrazam, başbakan yaptığı kişidir. Said Paşa bir gün yine istifa eder. Sultan Abdülhamid der ki: ‘Niye istifa ediyorsun? Gerek yok. Askeriyenin sana itimadı var.’ Said Paşa tarihe geçecek çok enteresan bir şey söyler: ‘Evet, cihet-i askeriyenin bana itimadı var da benim onlara itimadım yok.’ Said Paşaları yani Türkiye’yi, memleketi yönetmek için iktidar kendisine teslim edilmiş olanları sürekli olarak esas duruşta bekletmeye çalışan bir kısım güçler var. Yargıyı da bağlayan, yargıyı da gerçekten görevini yapamaz hale getiren, onu da sindiren başka bir gücün varlığından söz ediyoruz. Said Paşa’nın o günden söylediği bir sözü bugün hatırlamamız bu yüzdendir.”

TEHDİT ALGILAMASI

SÜREKLİ UYANIK TUTULUYOR

“Tehdit algılaması sürekli uyanık tutuluyor. İç tehlike nedir? 1- İslâmcılar 2- Etnik ayrımcılar. Bu şekilde sürekli olarak toplumda güvenliği hürriyetin üzerinde tutan, ‘Ben olmasam bu tehlikeler, bu memleketi parçalar, böler, yok eder’ diye korkutan bir meşruiyet formülü. Bu meşruiyet formülü artık zaten Bediüzzaman’ın ancak 100 sene sonra gelir dediği noktaya geldi şu an, çok ciddi tıkandı. Artık bunu yürütemeyeceğini de anladı. Yeni bir meşruiyet formülü arayışında olması lâzım. O meşruiyet formülünün de özeti Bediüzzaman’ın dediklerinde saklıdır. Nedir? Bediüzzaman Türkiye’de hukukun üstünlüğünün bütün şahıs imtiyazlarının üzerinde olmasını savunmuştur. Herkes kanuna tabi olmalı, hiç kimse hukukun üzerinde olmamalı demiştir. İkincisi; Bediüzzaman adalet istemiştir. Yani, herkes hakkını almalı, haksızlık yapan da mutlaka karşısında hukuku bulmalı. Üçüncüsü de; Devlet dindarlara da bir kısım dinde lakayt ya da dini yaşantısı olmayan insanlara müsaade ettiği gibi müsaade etmelidir.”

YÜKSEK KATILIM

Yüksek katılımın gerçekleştiği program İbrahim Meledlioğlu grubunun ilahileri ile sona erdi. Programa AKP Adıyaman Milletvekili Fehmi Hüsrev Kutlu, DP Sosyal İşler Başkan Yardımcısı İbrahim Becer, DP Ankara İl Başkanı Arif Şimşek, Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Aksu ve Büro Memur-Sen Genel Başkanı Yusuf Yazgan katılırken, çok sayıda bakan, milletvekili ve belediye başkanı telgraf gönderdi.

/ ANKARA

19.03.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Gül: Çanakkale’de onurumuzla destan yazdık

  Siyasî Partiler Kanunu değişsin

  Ekren: Herkes daha hassas olsun

  Dâvâ, dikkati dağıtmasın

  ABD’den ikili tavır

  Dâvâ AKP’ye doping oldu

  Büyükelçi Wilson: Umarım bu mesele çabucak çözülür

  Yargıtay’a şikâyet dilekçesi

  Hisarcıklıoğlu: Partilerin kolayca kapatılması Türk demokrasisine zarar verir

  Büyükanıt: Afganistan’a terörle mücadele kapsamında tek asker gönderilmez

  Türkiye, bütün birimleriyle demokrasiye sahip çıkmalı

  Demokrasiden korkanlar var

  Bardakoğlu: Hz. Muhammed (asm) en güzel model

  Öğretmenin durumu kötü

  Her müdüre bir polis

  Eğitim fonlarında 31 ülkeyi solladık

  Türk doktorlar Afrika’da

  Tuz eken, tansiyon biçer

  Kadınlar ‘birbirine’ sahip çıktı

  Biri mezarda, biri askerde

  Alkolün hafifi, ağırı olmaz


 Son Dakika Haberleri