17 Temmuz 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Lahika

Âyet-i Kerime Meâli

O gün insanlar, hiçbir tarafa sapmaksızın, kendilerini çağıran İsrafil’in dâvetine uyacaklar. Rahman’ın korkusundan bütün sesler kısılmıştır; artık fısıltıdan başka hiçbir ses işitemezsin.

Tâhâ Sûresi: 108

17.07.2010


Aile, dünya hayatının cennetidir

Nev-î beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cemiyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevî saadet için bir Cennet, bir melce’, bir tahassüngâh ise, âile hayatıdır.

Üçüncü delil: İnsanların hayat-ı içtimâiyesinin medârı olan gençler, delikanlılar, şiddet-i galeyanda olan hissiyâtlarını ve ifratkâr bulunan nefis ve hevâlarını tecavüzâttan ve zulümlerden ve tahribâttan durduran ve hayat-ı içtimâiyenin hüsn-ü cereyânını temin eden, yalnız Cehennem fikridir. Yoksa, Cehennem endişesi olmazsa, “El-hükmü lil-galib” (Galip olan hükmeder) kaidesiyle o sarhoş delikanlılar, hevesâtları peşinde bîçare zayıflara, âcizlere dünyayı Cehenneme çevireceklerdi. Ve yüksek insaniyeti, gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi.

nDördüncü delil: Nev-î beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cemiyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevî saadet için bir Cennet, bir melce’, bir tahassüngâh ise, âile hayatıdır. Ve herkesin hânesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hâne ve âile hayatının hayatı ve saadeti ise, samimi ve ciddî ve vefâdarâne hürmet ve hakikî ve şefkatli ve fedâkârâne merhamet ile olabilir. Ve bu hakikî hürmet ve samimi merhamet ise, ebedî bir arkadaşlık ve dâimî bir refâkat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hududsuz bir hayatta birbiriyle pederâne, ferzendâne, kardeşâne, arkadaşâne münâsebetlerin bulunmak fikriyle, akîdesiyle olabilir.

Meselâ, der: “Bu haremim, ebedî bir âlemde, ebedî bir hayatta dâimî bir refîka-i hayatımdır. Şimdilik ihtiyar ve çirkin olmuş ise de, zararı yok. Çünkü, ebedî bir güzelliği var; gelecek. Ve böyle dâimî arkadaşlığın hatırı için, her bir fedâkârlığı ve merhameti yaparım” diyerek, o ihtiyâre karısına, güzel bir hûri gibi muhabbetle, şefkatle, merhametle mukabele edebilir. Yoksa kısacık, bir iki saat sûrî bir refâkatten sonra ebedî bir firâk ve müfârakata uğrayan arkadaşlık, elbette gayet sûrî ve muvakkat ve esassız, hayvan gibi bir rikkat-i cinsiye mânâsında ve bir mecâzî merhamet ve sun’î bir hürmet verebilir. Ve hayvanâtta olduğu gibi, başka menfaatler ve sâir gâlip hisler, o hürmet ve merhameti mağlûp edip, o dünya cennetini cehenneme çevirir.

İşte, imân-ı haşrînin yüzer neticesinden birisi, hayat-ı içtimâiye-i insaniyeye taallûk eder. Ve bu tek neticenin de yüzer cihetinden ve faydalarından mezkûr dört delile, sâirleri kıyas edilse, anlaşılır ki, hakikat-i haşriyenin tahakkuku ve vukuu, insaniyetin ulvî hakikati ve küllî hâceti derecesinde katîdir. Belki, insanın midesindeki ihtiyacın vücudu, taamların vücuduna delâlet ve şehâdetinden daha zâhirdir ve daha ziyâde tahakkukunu bildirir. Ve eğer, bu hakikat-i haşriyenin neticeleri, insaniyetten çıksa, o çok ehemmiyetli ve yüksek ve hayattar olan insaniyet mahiyeti, murdar ve mikrop yuvası bir lâşe hükmüne sukut edeceğini ispat eder. Beşerin idare ve ahlâk ve içtimâiyâtı ile çok alâkadar olan içtimâiyyun ve siyâsiyyun ve ahlâkiyyunun kulakları çınlasın. Gelsinler; bu boşluğu ne ile doldurabilirler? Ve bu derin yaraları ne ile tedâvi edebilirler?

Bediüzzaman, Sözler, 10. Söz, Mukaddime

LÜGATÇE:

şiddeti galeyan: Şiddetli coşma, kaynama.

ifratkâr: Aşırı giden.

süflî: Aşağıda bulunan, alçak, âdî.

melce’: Sığınılacak yer. Halas olacak, kurtulacak yer.

tahassüngâh: Sığınak, kale, korunulacak yer.

sermedî: Ebedî, sürekli.

ferzendâne: Evlâda yakışır sûrette,

refîkai hayat: Hayat arkadaşı.

müfârakat: Ayrılmalar, ayrılıklar.

rikkati cinsiye: İnsanın kendi cinsinden olana acıması.

taallûk: Bağlılık, münâsebet; alâkalı oluş; âit olma.

taam: Yemek, yiyecek, gıdâ.

lâşe: Leş.

içtimâiyyun: Sosyologlar.

siyâsiyyun: Siyâset adamları.

ahlâkiyyun: Ahlâkçılar; ahlâk ilmiyle uğraşan kimseler. Pedagoglar.

17.07.2010


Tâ'dil tatil günlüğü...

(Bir okuma programından geriye kalanlar...) (20-26 Haziran)

Şükrenlillah, bugün yine latîf bir sabahın haşrinde uyandık zamana.. Hayırlara vesile olmasını dilediğimiz ve rızalillâhı talep ettiğimiz bir okuma programına “Bismillâh” diyoruz bugün. Herkeste tatlı bir telâşe, ayrı bir saadet var.. “7’den 70’e” ifadesi kalıba dökülüyor şimdi; yaşça büyükler, küçükler, gençler, çocuklar hakikatin yurduna seyahate çıkıyor... Çantalar eşyayla dolu, zihinler aşkla. Otobüse binerken bir şey dikkatimi çekiyor. Kültür Merkezinin karşısındaki düğün salonu ve dâvetlileri çarpıyor gözüme. İrili ufaklı kızlar açık saçık kıyafetleri ile dikkatimi çekiyor. İçim burkuluyor âdetâ.. Bir şey diyememek, bir şey yapamamak çok yakıyor canımı. Sonra dönüp bizim topluluğumuza bakıyorum, nûra müştak bu topluluk bana itaati ihtâr ediyor.

Dünyâ hâli deyip bir Estağfirullah ve bir Elhamdulillahla temizliyorum zihnimi. Günâha tevbe, itaate şükür.. Otobüs ilerledikçe beton binalardan, modern hayatından kıskacından ve göğü saklayan her şeyden uzaklaşıyoruz. Özlemişiz göğü görmeyi; güneşe bakarken gözümüzün kamaşmasını, bulutların gökte salınışını ve o mâsum maviliği.

Seyahatimiz bitti, Asya Sosyal Tesislerine geldik.. Gök aşikâr, toprak aşikâr.. Elhamdulillah diyor insan böyle güzelliğe.

***

Gece vakti şimdi.. Sükût kadar sükût, harf kadar harf.. Şems gurûb etti, gurbete çıktı, vekili kamere bıraktı asumânı.. Elektrikler kesik, fırsattan istifade kaleme kâğıda sarılıyorum. Biraz telefon ışığı, biraz ay ışığı ve düşen yıldırımın rengi, kâğıda yansıyan, kaleme kader olan. Elimde kâğıt kalem bekliyorum ceffelkalem cümleleri, cümle âlem cümlesizliğe vuruyor şimdi kendini.

Bulutlar göğü katmerlemiş, lacivert göğün üzerinde pamuk tarlası adetâ. Yağmur yağıyor, duruyor. Gökten arza gözyaşı: yağmur. Topraktan yere toprak kokusu. Bu biraz hayat biraz da ölüm; yağmur bereket, topraksa ölüm çünkü.

Elektrikler kesilse de okuma programı devam ediyor.. Küçük hanımlar, gündüz okudukları Âyetül Kübrâyı ve Tabiat Risâlesi’ni kâinatta görüp okuyarlar şimdi.. Kâinâtı okumak diyorum en güzel okumak olsa gerek. Ve diyorum: okunmayan kitap dâim mahzundur..

***

Yeni bir güne “hoşâmedi” diyoruz, vakt-i seher âyân oldu.. Aklıma bir ezgi geliyor, beni sehere uyandıran ezgi: ”Doğan her gün salahımdır/ Çiçekler secdegâhımdır/ Esen rüzgârlar ahımdır/ Zaman ağlar seher vakti/ Yanar dağlar seher vakti“ *

Seher, Rabbin isimlerine âyineliği karşımda şimdi.. Güneş bulutlara değdiriyor ellerini.. Bu muhteşem manzaraya hangi akıl “öylesine olmuş” diyebilir ki? Diyebilen âkıl mıdır bilmem..

Bulutları seyreyleyince cevşenden bir nidâyı tekrarlıyor zihnim: “Yâ men huve, yunşiussehâbe sigâl” (Ey yüklü bulutları yoktan var eden..) ve devam ediyor nidâ: “Sen bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, senden başka ilah yok ki bize imdâd etsin.”

Ey bulutları yoktan var eden Rab, Sen varsın ve yoktan var edensin; Sen varsın ve Senden diliyorlar imdadı.. Kâinat yalanlıyor yalancıları, mevcudât yalanlıyor yalancıları, yalancıların mevcudları bile yalanlıyor onları.. Şairin feryâd ile dediği “Feryad ki imdâdıma imdâd edecek”** yok mısrâını da yalanlıyor kâinat, yalanlıyor cevşen, yalanlıyor Kur’ân.. Amennâ ondan başka ilah yok ki bize imdad etsin.

Şükrenlillah deyip sırr-ı tefekkürü yakîn kılmaya çalışıyoruz kalbe.

***

Namazlardan sonra kahvaltı için mutfağa gidiyoruz. Ablalarımız, cemaatten annelerimiz öyle çok yoruluyorlar ki bizim için. Hacer ve Nuriye annelerimiz bizim için çok yoruluyorlar, ama yüzlerinde bir yorgunluk ifadesi dahi görmedim. Rızalillahı talep etmek bu olsa gerek.. Gezer Ailesine (bütün bir aile efradı okuma programımız için çalıştı) Hacer Annemize, Ayten Ablamıza ve yardım için gelen ablalarımıza da hassaten teşekkür.. Hak onlardan razı olsun.

Küçük hanımlar bazen yemek seçiyor, yemekler bitirilmiyor.. İsrafın önüne geçilemiyor, azaltılsa da. Üzülüyoruz. Ders programına İktisat-Şükür-Ramazan Risâlelerini aldık. Ciddî anlamda etkileri oldu, Elhamdulillah. Ve program süresince gördük ki ailenin verdiği eğitim gerçekten çok mühim imiş. Üstadın validesinden aldığı eğitimi, bütün bir ilim hayatından efdal görmesi bu sebepten olsa gerek..

Asya Soysal Tesisleri güzel bir mekân, tesisin çevresi de hakeza öyle.. Fakat biraz daha yeşil görmek istiyor göz, İnşaallah sonraki zamanlarda o da olur..

***

Program genel olarak güzel geçiyor, kardeşler genelde çok ilgili.. Dersi bir defasında dışarda yaptık, ciddî mânâda etkilendiler/ etkilendik.. İki kitap arasında bir dersti bu, elimizde kırmızı kitaplarla beraber kâinat kitabını da okumaya koyulmuştuk.

Bazı sabahlar tembellik etmezsem güneşin doğuşuna şâhit oluyorubm.. Bu Allah’a olan inancımı daha da kavileştiriyor ve ona olan hayretimi, haşyetimi.

Güneşin gurûbu bambaşka birşey zaten.. İnanılmaz bir güzellik..

Bulutlar aklımızı başımızdan alıyor.. Rab göğü öyle zinetlendirmiş ki, Maşaallah, Subhanallahlarla takdis ediyor insan bu güzelliği. Muhakemât okumak üzere hazırlamıştım kendimi. Biraz muhakemat çalıştıktan sonra, Mesnevî-i Nuriye’yi aldım elime. Göğe karşı tefeül etmek de bir başka oluyor doğrusu. Öyle bir sahife geliyor ki şaşırıp kalıyorum. “Her şeyin içine melekût, dışına da mülk denir” diyor Üstad, kim kime mülk şaşırıyorum.. Kim mazruf, ne ona zarf şaşırıyorum..

***

Kardeşler dediğim gibi derslere ilgili.. Konuşmaları, soruları kadar cevapları da oldukça muzip.. Konuşmaları, soruları ümitlendiriyor, şevklendiriyor bizleri.. Fakat bazen yaramazlıkları yoruyor, acaba küçükken kamplarda ablalarımıza çok mu çektirdik de şimdi bize de yaramaz kardeşler düşüyor demeden geçemiyorum. Bir Rabia’mız var, yaşıtlarına göre biraz ufakça, ama beni utandıracak derecede de ilmi var, bazen çok hayret ediyorum nasıl bu kadar şeyi biliyor diye.. “Gülümse Çocuk” derslerinde ablalarından çok şey öğrenmiş.. Arkadaşlarını toplayıp onlara ilâhî söylüyor.. Arkadaşlarından alaka gördükçe daha da artırıyor söylediklerini. Derste sorduğu o acib sorular, arkadaşlarının dikkatini çekiyor.. Bu sebebten derslerimiz de oldukça neşeli.. Bir defasında kardeş tesbihat ezberi yapıyor. Yanındaki kardeş de konuşuyor.. Ona dönüp, telkinde bulunuyor hafif kürdî şivesiyle: Yâhu bi’ sussana “tepsiyat” yapıyorum. Uzun süreli bir gülüşme oluyor kızlar arasında.. Hemen savunuyor kendini küçük hanım: “Ne yapayım ya dilim sürçtü..”

Bir defasında da ilmihal dersinde mezhepleri yapıyoruz, kardeşin biri hangi mezhepten olduğunu bilmiyor.. Dersten sonra annesine sormuş.. Sevinerek bize geldi, diyor ki: “Ablaaaa, çok sevindiiiiim ben “hanife”ymişim..” Yine gülüşmeler, tebessümler.. Rab istikametten ayırmasın bu masumları..

Oyun saatinde ve aralarda dışarı çıkartıyoruz kardeşleri.. Kâh etrafı temâşaya çıkılıyor kâh oyunlar oynanıyor. Çevre halkı bize karşı oldukça yardımsever.. Tesisin yanında bir meyve bahçesi var, bazen kardeşlerimiz oraya gidiyor. Bahçenin sahibi olan çift oldukça güleryüzlü.. Bol bol kiraz toplandı.. Küçük kardeşler ağaçta iken, Allah’ın rububiyetinden ve halk etmesinden sual ettik.. Ruhumuz da kalbimiz de İnşaallah müstefid oldu..

***

Program bitiyor bugün.. “Göz açıp kapayıncaya kadar” ifadesi nasıl da yerini buldu, öyle çabuk geçti ki lâtif anlar.. Kardeşlerime anlattığımdan ziyade kendi nefsime anlattım, anlatmaya gelmiştik, ama anladım ki en çok da kendi nefsimize anlatıyormuşuz, en ziyade muhtâç olan nefsimiz imiş. Çok şeyler öğrendim Elhamdulillah.. Tabiat Risâlesi’ni tabiatta okuduk, bu hakikaten çok güzeldi.. Rab herkese nasîp etsin..

Programda maddî-manevî türlü türlü emeği geçen büyüklerimden rabbim ebeden daimen râzı olsun.

Dipnot:

* Seher vakti, Mustafa Demirci

**Şair Nigâr Hanım

ELİF RUHEFZÂ ALTUNER

17.07.2010

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Son Dakika Haberleri

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.