"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Haydar Gündüzalp Ağabey’in ardından

Abdullah ŞAHİN
11 Kasım 2018, Pazar 00:49
Bundan belki de kırk yıl önce hayatımızı her yönüyle değiştirip, maddî manevî, inkişafımıza vesile olan Nurlar’ı tanıdığımız yıllarda, saff-ı evvel Nur Talebelerinin, o en zor şartlarda hayat ve hizmet mücadeleleriyle yazdıkları kahramanlık hikâyeleri bizi “Nurun kahramanı“ Zübeyir Ağabeye ve onun Ermenek’teki ailesine yönlendirdi.

Memleket olarak da Ermenekli olduğumuzdan, hatırladığım kadarıyla, Adana’da Nurlar’ı tanıdığımız yetmiş altılı yıllarda bulduğumuz ilk fırsatta anne-baba ve akraba-i taallukata sıla-i rahimden sonra, köyümüze 40 km uzaklıktaki Ermenek’e gidip Haydar Gündüzalp Ağabeyi şoför olarak çalıştığı Ermenek Devlet Hastahanesi’nde ziyaret ettik. Kendimizi tanıttıktan sonra, rahat konuşalım diye birlikte hastahane bahçesine çıkıp duvarların üstüne oturduk.

İnce ve zarif görünüşü, ağırbaşlılığı ve samimimiyetiyle ilk görüşmemizde Haydar Ağabey doğrusu beni çok etkilemişti. Hastahane şoförü olmasına rağmen hastahanenin en üst görevlisi gibi herkesin onu sevip hürmet ettiğini her ziyaretimde açıkça görüyordum. Her seferinde çayları bizzat kendi eliyle doldurup bize ikram eder, bir ihtiyacımız olup olmadığını sorardı.

Evleri tam da bizim yol güzergâhında olduğundan Ermenek’e bağlı köyümüze giderken de gelirken de kendisine uğramadan edemezdik. Hatta şaşıp yanılıp uğramadığımız olursa bunu hissedip daha sonra sözleriyle bunu ihtar ederdi.

Her ziyaretimizde, acelemiz de olsa, mutlaka birşeyler ikram etmeden bırakmazdı. Zübeyir Ağabeyin hayatının belli bir kısmını geçirdiği odada bizleri misafir edip, o büyük kahramanın hatıralarından ve kendisinin, dayak yeme pahasına, koruma koridorunu yararak Üstad Bediüzzaman Hazretleri’ni ziyaretlerini ve benzer hatıraları bizlere anlatırdı.

Geçmiş yıllarda Adana’da Zübeyir Ağabeyle ilgili bir seminer hazırlıyordum, bir bahar mevsiminde Ermenek’e uğrayıp Haydar Ağabeyden bazı bilgileri almak üzere kendisine uğradım. Zübeyir Ağabeyin de doğduğu ev olan şehir merkezinin biraz uzağındaki bağevine gittik. Evin bir kısmı hasar görmesine rağmen şeftali çiçekleri ve diğer ağacların ve cevizlerin arasından görünüşü çok muhteşemdi.

Sıcağı sıcağına kamerama, bağevinin, bahçeye nazır muhteşem görüntülerini alarak seminerde Adanalı kardeşlere elektronik ortamda arz ettim.

Yıllar sonra emeklilikle 2010 yılında Bilgi Koleji’ne (Daha önceki ismi Zübeyir Gündüzalp Koleji) idareci olarak geldiğimde bir yıl kadar Haydar Ağabeyle hemen hemen her gün müşerref olurduk.

O, aslında Ermenek’te herkesin açıkça gördüğü Nur’un parlak bir yıldızıydı. Seksenli yaşlarına rağmen her gün termosuna demlediği çayını bardaklarıyla birlikte çantasına koyup, esnaf esnaf dolaşır, onlara çay ve Nuranî sohbetler ikram ederdi. Bu çay ikramlı ziyaretlere birkaç kez ben de katılmış ve çok feyiz almıştım.

Bir gün evinde bize meyan kökü içine kuru incir doğranmış halde yaptığı meyan kökü çayından ikram etmiş, bu şifalı çayı Zübeyir Ağabeyin zaman zaman içtiğini bize söylemişti.

Ben “Ağabey bu çay çok hoşumuza gitti “ deyince, aradan iki gün geçmişti ki bir baktık Haydar Ağabey elinde iki dolu termos bizim okula çıkageldi. Termoslardan birinde normal çay, diğerinde ise meyan kökü çayı vardı. Seksenlik ve hasta haliyle iki kilometreye yakın yolu elinde termoslar olduğu halde yürüyerek geldiğini ögrenmemiz okul personeli ve öğretmenlerini çok etkilemişti. Ağabeyimizin ikram ettiği çayları afiyetle içtik.

Biz kendisini tekrar hakettiği ifadelerle öğretmenlere tanıttık, kendisi de bize hatıralarından bahisle, askerde, hastahanede ve daha sonra meccanen çaycılıkla iştigal ettiğini gülerek anlattı. Ben kendisine “İnşallah abi Cennette de çaycı olursun” şeklinde lâtife etmiştim.

Daha sonra bu hatıra “Haydar Ağabeyle Nur Çaycısı Olabilmek” başlığıyla Yeni Asya Gazetesi’nde yazı olarak yayınlanmıştı.

Haydar Ağabeyle daha bir kısmını hatırlayamadığımız, her biri cihandeğer, birçok hatıramız oldu.

En son bundan bir ay kadar önce kendisini hasta yatağında evinde ziyaret etmek nasip oldu. Ağır hastalığına rağmen, kendisini her zamanki gibi mütevekkil ve şükreder bir halde bulduk. O halde yine bir şeyler ikram etmeden bizi bırakmadı. Onu ziyaretten sonra Ermenek Nur kahramanlarından hasta olup duâ bekleyen Küçük Haydar (Haydar Açıkbaş) kardeşi ziyaret edip her ikisine de Cenâb-ı Allah’tan şifa niyaz ettik.

Günler sonra 2 Kasım Cuma günü Oğlu Mehmed’in ”Abiler, ablalar, teyzeler halalar! Ben annemi, ablamı ve halamı kaybettim; şimdi de babam çok hasta, onu da kaybedersem ben ne yapacağım, lütfen duâ edin” şeklindeki feveranları üzerine, ben sosyal medyadan Mehmet kardeşe, “Kardeş sen merak etme Haydar Ağabey inşallah şifa bulup daha Fecr-i Sadık baharlarını da görecek” temennileriyle mukabele ettim.

3 Kasımda aldığımız yüreklerimizi dağlayan gurbet ve ayrılık haberiyle Adana Nur kahramanlarından 15 kişilik bir grupla Pazar sabahı Ermenek yollarına düştük. Kendisini şu karanlık ve kasavetli dünya zindanlarından Cennet bahçelerine, Türkiye’nin dört tarafından gelen Nur kahramanlarıyla birlikte uğurladık.

Cenaze namazının kılındığı şehrin geniş meydanlarından birinde bulunan tarihi Sıpas Camii’nde kalabalık bir cemaate vaaz eden cami imamı, vaazının sonunda Haydar Ağabeyi tanıtarak ondan naklettiği hatıra cemaati çok etkiledi. İmam Efendi ”Haydar Ağabey ilerlemiş yaşına ve hastalıklarına rağmen bastonuyla zor yürüdüğü halde cemaate devam eder, namazlarını da, yavaş da olsa, ayakta kılardı ederdi.

Dizlerindeki rahatsızlıktan imama ittibada zorluk çekerdi. Bir gün kendisine, Haydar Abi, bu camide oturarak namaz kılma hakkı herkesten ziyade senin hakkın, bu şekilde kendini zorlayıp üzme, dedim. 

Bunun üzerine kendisi bana: ‘Benim iki ayağım var ve zor da olsa ayağa kalkabiliyorum; ne zaman ki, tek ayak üzerinde de olsa, ayağa kalkamaz duruma gelirsem o zaman namazı oturarak kılarım.’ diye mukabele etti.”

Kiymetli Ağabeyimiz sen hiç merak etme !

Nur’un Fecr-i Sadık baharlarını inşallah biz hepimiz adına buradan seyrederken, sen de hepimiz adına kabrinden seyredeceksin. Emanetin olan Mehmed’in ve torunların, Nur kahramanlarının sıcak ve şefkatli sinelerinde hayatlarına devam edecek.

Sen sadece günah cihetiyle aramızda yoksun; sevap cihetiyle Nur’un şahs-ı manevisi içinde yaşamaya devam edeceksin.

Rabbim seni Hafız Ali Ağabeyler ve birçok Nur kahramanları gibi kabir meleklerinin suallerine Kur’ân Hakikatleri Risale-i Nurlar’la cevap verenlerden kılsın.

Hepimiz için dünya fani ömür kısa olup, ahiret hazırlığı için zaman daraldı.

Sana uğurlar olsun, o yüce Resulün (asm) sancağı altında, Üstadımızla ve bütün sevdiğimiz dost ve akaribimizle Cennette buluşmak temennisiyle, ölümün yüzüne gülerek gidenlerdensin inşallah.

Okunma Sayısı: 1038
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı