"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Din istismarı ve tekelciliği

Cevher İLHAN
05 Haziran 2018, Salı
Seçime doğru siyasî tansiyon yükselirken bilhassa muhalefetin dini söylemlerine iktidarın tepkisi garip.

Muhalefet adaylarının, “Allah’ın izniyle” diye söze başlamaları, dinî değerlerden bahsetmeleri, camiye - Cumaya gitmeleri, Eyüp Sultan’da, türbelerde duâ etmeleri, “imam hatip okullarını biz açtık, elbette kapatmayacağız” teminatları, “isteyen vatandaşlara devletin dinî eğitim vermesinin Anayasa gereği olduğu” vaadleri, garip bir şekilde iktidar cephesinde tepkilere sebebiyet veriyor.

“Millet ittifakı” içindeki cumhurbaşkanı adaylarının, “Kur’ân kursuna gittim, âilem muhafazakârdır”, “birlikte Kâbe’yi tavaf etmedik mi?” benzeri açıklamalarına “iktidar cephesi”nde savrulan eleştiriler, seçim sürecindeki çarpıklığı bir defa daha açığa çıkarıyor.

Özellikle, İnce’nin, “isteyen başörtüsünü özelde de, devlette de takacak, artık bu mesele bitti”, “babam beni İmam Hatip’e götürüyordu”, “Kur’ân-ı Kerim’i okudum, hâfız olacaktım” sözlerine, hükûmet sözcüsü Bozdağ’ın, “Ben hacıyım’ diye geziyor Muharrem Bey” tepkisiyle, Enerji Bakanı Albayrak’ın da Akşener’e “Birisi de çıkmış, tülbent müzesi yapacakmış, çok şaşırdım” diyerek muhalefet adaylarının “dini istismar ettiğri”ni ileri sürmeleri bunun têzâhürü.

MUHALEFETİN DİNΠMESAJLARINDAN RAHATSIZLIK

Belli ki, baştan beri her fırsatta dinî hassasiyetleri sonuna kadar kullanan, mitinglerde, toplantılarda dinî tabirleri bol bol istimal eden, âyet-hadis okumaktan çekinmeyen, her konuşmada onlarca kez “inşallah” – “maşaallah” kelimelerini sarfedip her fırsatta duâ eden başta Cumhurbaşkanı, Başbakan ve “iktidar cephesi sözcüleri, siyasî rakiplerinini “dinî mesajları”ndan rahatsız.

İktidar adına konuşanlar, muhalefetin de “dine sahip çıkması”ndan memnuniyet duymak yerine, siyasî rekabet damarıyla -birkaç oy hesâbına- en başta kendilerini nakzeden çıkışlarda bulunuyorlar. Âdeta “dinî söylemlerde bulunmak, dine sahip çıkmak bir tek bize hastır, biz kullanırız ama siz kullanamazsınız” gibi garabetler sergiliyorlar.

Bu durum, Bediüzzaman’ın, bundan bir asır önce “din nâmına meydana çıkma”nın “muharriki (harekete geçiren sâikin) İslâmiyet ve dinî hâmiyet” olmasının şart olduğunu belirtip, “Eğer muharrik veya müreccih (tercih edici) siyasetçilik veya tarafgirlik ise tehlikedir. Birincisi (İslâmiyet ve dinî hâmiyet niyetiyle) hata da etse belki ma’fuvdur (affedilir.) İkincisi isâbet de etse mes’uldur” tesbitini bir defa daha doğruluyor.

Bunun ölçüsü olarak da, “Kim fâsık (günâhkâr) siyaseddaşını, mütedeyyin (dindar) muhalifine su-i zan bahaneleriyle tercih etse, muharriki siyasetçiliktir. Hem umûmun mâl-i mukaddesi (mukaddes ortak değeri) olan dini, inhisar zihniyetiyle kendi meslektaşlarına daha ziyade has göstermekle, kavi (kuvvetli) bir ekseriyette dine aleyhtarlık meyli uyandırmakla nazardan düşürmek ise, muharriki tarafgirliktir” izâhıyla ortaya konuluyor. (Sünûhat, 65-67)

BAŞKALARINI “DİNE ALEYHTARLIĞA” SEVKETMEK…

Yine Bediüzzaman “Mesela, iki adam döğüşürler, biri zayıf düşeceğini hissederken, elindeki Kur’ân-ı kaviye (kuvvetliye) uzatmakla himâyesini dâvet edip, kavi bir ele vermek lâzımdır. Tâ beraber çamura düşmesin. Kur’ân’a muhabbetini, hürmetini göstersin. Kur’ân-ı Kur’ân olduğu için sevsin. Eğer (Kur’ân’ı) kavinin karşısına siper etse, himâyet damarını tahrik etmeye bedel, hiddetini celb eder (çeker.) Kur’ân’ı kavi bir hâdimden (hizmekârından) mahrum bırakmakla, zayıf bir elde beraber yere düşerse o, ‘Kur’ân’ı kendi nefsi için sever’ demektir” diyor.

“Menfi siyaset”le “Dinin dahilde (içte, Müslümanlara, vatandaşlara karşı) menfi bir surette istimal edilmesiyle dine tecâvüze sebebiyet veren” bu halin “menfi siyaset” olduğunu ve dini dahilde istimal eden siyasetçilerin “menfi siyasetçiler” olduğunu” kaydediyor. (a.g.e.)

Samîmiyet, başkalarının dine sahip çıkmasından memnuniyet duyup bunu teşvik etmeyi gerektirir. Aksi halde, siyasî rant hesâplarıyla siyasî rakiplerinin dine sahip çıkmasından gocunmak, dini siyasetinde istimal ve istismar peşinde olduğunun tezâhürüdür.

Ve dini siyasette istimal ve istismar, “adüvv-ü dinden (din düşmanından) daha fazla dine zarar verir.”

Okunma Sayısı: 2794
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı