"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Cesur yürek: Cemil Meriç (2)

M. Latif SALİHOĞLU
14 Haziran 2017, Çarşamba

İslâm tefekkürünü temsil ediyor

Bir başka ziyaretimiz esnasında, Bediüzzaman Said Nursî`nin hayatı ve temsil ettiği İslâm tefekkürü hakkında hacimli bir çalışma yapmak istediğini ifade eden Cemil Meriç, bu hususta ayrıca Prof. Şerif Mardin’e de bazı tavsiyelerde bulunduğunu anlattı.

Meriç Hoca, aynı arzusunu başkalarıyla da paylaştığını biliyoruz. Ne var ki, böylesi bir çalışmada bulunmaya son yıllarda giderek bozulan beden sağlığı el vermediği gibi, buna ömrü de kifâyet etmedi.

Ama, yine de elinden geldiğince bu meseleyle alâkadar oldu. Hemen her vesileyle Said Nursî ve eserlerini idrak nazarlarına sunmaya çalıştı.

İşte, aşağıda okuyacağınız satırlar, onun bu hususta nasıl bir arzu ve düşünce atmosferi içinde bulunduğunun açık bir göstergesi.

Cemil Meriç’e göre, İslâm tefekkürünü temsil eden Bediüzzaman’ın celâdeti (üstün cesaret, yiğitlik, kahramanlık...) ise, taşıdığı sağlam îmanın tezahürüdür.

Hayatının son yıllarında tanıma şansına nail olduğu Said Nursî ve eserleri ile ilgili olarak, yazılı/sözlü çok tesirli ve sitayişkâr beyanlarda bulunan Meriç, Üstad Bediüzzaman’ın, evet bilhassa “celâdet” noktasında bir kahraman olduğuna ve bu asırda “İslâm tefekkürünü temsil makamı”nda bulunduğuna inandığını söylüyor.

İşte, bu konularla ilgili olarak 1981’de Cemil Meriç’le yapılan bir mülâkattan kısa bazı bölümler…

Suâl: ‘Vak`a-yı Hayriye’den (Tanzimat’tan) beri (1839) bizde İslâm tefekkürünün büyük isimleri çıkmamıştır’ diyorsunuz. Bunun…

Cevap: Çıkmamıştır. Said Nursî var. Hürmete lâyık başka bir adam tanımıyorum. Ben onu tanıdım.

“Ben, `Müslüman mütefekkir` deyince, celâdetiyle, cihadetiyle onu tanıdım, başka tanımadım.

“Hepsi `Pırt!` deyince kaçan, firar eden insanlar. Mehmet Âkif de dahil. Bir tane başka göremedim ki…

“Ama, mâzide var. Onları da yazdım. Ben Tanzimat’tan bugüne kadar gelen Türk edebiyatını, Türk düşüncesini gayet iyi bilirim. Bunların arasında iki tanesini çok seviyorum: Cevdet Paşa’yla Tunus’lu Hayreddin. Ötekiler karışık.

“Namık Kemâl şairdir. Severim, ama şair olarak severim. Aynı zamanda İslâmı müdafaa eden bir şairdir. O tarafını da beğenirim. Diğerlerini de öyle.. Yani, bunlar şairdirler, İslâm tefekkürü diye bir tefekkürün içine giremezler. Ama, İslâmın müdafiidirler.

“Saygı gösteririm. Bahsederken hürmetle bahsederim. Ama, benim uğraşma saham değil bunlar. İnsan her şeyle uğraşmaz, her şeyi bilemez ki… Evet, Tanzimat’tan sonra büyük İslâm mütefekkiri yok. Olsaydı, zaten bu hale gelmezdik. Yani olsaydı, bir mücadele olurdu… Hiçbir mücadele olmadı. Giyin dediklerini giydik, atın dediklerini attık. Dili de mahvettik…

“Bütün bu cinayetler olurken, herkes pustu, sindi… Tek sesini çıkaran Said Nursî oldu, o kadar.”

Sual: Bu yüzden mi celâdetine daha fazla önem verdiniz?

Cevap: Tabiî, son derece mühim. İslâm, celâdet demektir. Başka bir şey değil... Şahsiyet, celâdet demektir. (Yerine göre) kabadayılık demektir. Hiçbir tehlikeye girmeden, hiçbir şey olmaz. Fakaat, o kısım ayrı mesele.

“İslâm tefekkürü bakımından Said Nursî’nin değeri nedir? O ayrı bir tetkik mevzuudur. Bu dâvâda, benim ele aldığım dâvâda, mühim olan insanların insan olması, şahsiyetli olması, kahraman olması, celâdet göstermesidir.

“Bunlar beşerî kıymetlerdir. İslâmın bu kıymetlere sahip olduğuna inanıyorum.

“Elbette. Zaten (İslâmlar) bu kıymetlere sahip olmasaydı, dünyayı istilâ edemez, muzafferiyetler kazanmazdı. Kazandı ve bu celâdeti kaybettiği gün, düştü, sukût etti… Her darbeye, her zıpçıktıya teslim olan bir hale geldi.

“Günahlarımız büyüktür, maalesef. Ve günahlarımızın başında celâdet mahrumiyeti gelir; medenî cesaretten mahrumiyet, yani.” (Yeni Devir, 9 Ocak 1981; Ayrıca bakınız: Suffe Yıllığı 1982, s. 262.)

Kutay, Said Nursî`yi anlatmıyor

Mütefekkir bir şahsiyet olduğu kadar, münekkit bir düşünür de olan Cemil Meriç, yine bir ziyaretimiz esnasında söz dönüp dolaştı Cemal Kutay’ın Said Nursî hakkındaki çalışmasına geldi. Meriç Hoca, bu hususla alâkalı olarak salonda hazır bulunanları adeta şoke eden şu değerlendirmeyi yaptı:

“Said Nursî hakkında benim ciddiye alabileceğim bir çalışma henüz ortada yok. İyi niyetli birtakım çalışmaların farkındayım. Fakat bunları asla kifayetli buluyor değilim. İlim camiasının dikkatini çekecek, onları akademisyenleri tatmin edecek ve muarızları da dize getirecek evsafta bir çalışma yapmak lâzım. Bakalım, böylesi bir hizmet kime, yahut kimlere nasip olacak…

“Cemal Kutay’ın yaptığı çalışmaya gelince… Kutay, bu kitabında Said Nursî’yi değil, kendini anlatıyor. Ne yazık ki öyle… Keşke böyle bir çalışma hiç yapılmasaydı, böyle bir kitap hiç yayınlanmasaydı. Bediüzzaman’ı ve dâvâsını anlamaktan, anlatmaktan çok uzak bir kitap müsveddesidir bu. Faydadan çok, zararı olduğu kanaatindeyim…”

Okunma Sayısı: 5784
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah TUNÇ

    14.6.2017 09:41:06

    ''Celadet'in anlamı;Yiğitlik,kahramanlık demektir. Aynı zamanda gözü peklik,bahadırlık,salabet ve metanet manalarını da içeriyor. Cemil Meriç o ceberut devirde,bir tek ''Celadet sahibi Bediüzzaman'ı görür. O şiddetli istibdadın hüküm sürdüğü devirde,zulme, istibdada,karşı celadetli duran,teslim olmayan,'' Dünyayı başıma ateş yapsanız Hakikatı Kur'aniyeye feda olan bu baş size eğilmeyecektir'' deyip,hak bildiği yolda korkusuzca yürüyen bir Bediüzzaman ve bir avuç talebesi var hizmet meydanında. Başkada kimse görünmüyor. Yine o devirde Hak uğrunda kimse Bediüzzaman gibi ağır bir bedel ödememiş ve İslam tarihinin en çetin muharebeleri olan Uhud ve Bedir muharebelerinde çekilen eza ve cefalara benzetiyor çektiklerini. İşte celadet,cesaret,şecaat böyle zamanlarda belli olur. Bugün hak uğruna ve zulümleri def etme noktasında İslam alemi ne durumda? Müspet hareket metoduyla bu celadetin neresindeyiz?...

  • Ali Tam

    14.6.2017 03:23:51

    Genellikle sahura yakin okudugum bu satirlariniz en kaliteli bir bal kadar mugaddi ve leziz... Muazzez Üstadimiz Bediüzzaman Said Nursi hakkinda benim sahsi kanaatime göre icinde yasadigi zamanin acik ara masivadan en korkusuz en cesur insanidir. Onda azamî derecede Allah korkusundan masiva icin birsey kalmadigini kalben bildigimi anladim. Üstadimizin masivadan korkusuzlugu dogrudan basta Peygamberimiz ASM ve Heyber Kalesinin Fatihi, Esedullah ve ceddi Hz. Ali RA'i hatirlatiyor. Hayatinda ve Dar-i Bekaya irtihalinden sonra da talebelerine tasarrufu devam eden Üstadimiz hazretlerinin manevi himayesi bana sahsen devamli güven veriyor. Bu ne bir mübalaga ne de hürmette ifrattir, sahitlerim Risale-i Nur Külliyati ve talebeleri...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı