"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ker-belâ

M. Latif SALİHOĞLU
10 Ekim 2018, Çarşamba
En mübarek bir neslin başına, en büyük belânın açıldığı, en yakıcı fâcianın yaşandığı günün adıdır Ker-belâ.

Fahr-i Kâinat Resûl-i Ekrem’in (asm) nesl-i mübareki ve aziz torunları Kerbelâ mıntıkasında vahşice, gaddarca katledildiler. Üstelik, hem aç-susuz bırakılarak, hem de türlü kahır ve işkencelere mâruz bırakılarak...

İslâm tarihinin bu en elîm hadisesi, Hicrî’ye göre 10 Muharrem 61, Milâdî takvime göre ise 10 Ekim 680 tarihinde vukû buldu.

* * *

Bu fecî hadisenin gelişme seyri hakkında, ana hatlarıyla şunlar söylenebilir:

Hz. İmam-ı Ali (kv) ile Hz. Muaviye arasında başgösteren “Devletin idare şekli” hakkındaki dahilî sıkıntılar, onların evlâtları arasında daha bir şiddet kazanarak devam etti.

Âl-i Beyt’ten olan nesil, (Hz. Hasan-Hz. Hüseyin...) hilâfetin ve devlet idaresinin ehliyet, liyâkat ve seçim (intihab) yöntemiyle belirlenip yürütülmesini savunuyordu. Onların karşısında vaziyet alan Emevî Hanedanı (Muaviye, Yezid, Velid...) ve taraftarları ise, yönetim şeklinin monarşik esasa göre, yani bir hanedan tarafından ve babadan oğula intikal etmek sûretiyle devamından yana tavır koymuşlardı.

Bölge devletleri, ne yazık ki monarşiye destek verecek bir duruş, bir vaziyet arz ediyordu.

Peygamberimizin torunu Hz. Hasan (ra), Müslümanlar arasında fitne-fesat yayılmaması, kardeş kanı dökülmemesi için, hilâfetinin altıncı ayında hakkından fergat ederek, devlet başkanlığı makamını Hz. Muaviye’ye (ra) terk etti. Bu suretle, dahilî fitne bir derece duraklama gösterdi.

Âb-ı rû-yi Habib-i Ekrem için, 

Kerbelâ’da revân olan dem için, 

Şeb-i firkatte ağlayan göz için, 

Rah-i aşkında sürünen yüz için. 

Nur-u İslâma zafer ver ya Rabbi!

(Hasan Feyzi)

Hz. Muaviye’nin vefatından sonra, hilâfet makamına tekrar Hz. Hüseyin gelecekti. Lâkin, gelişmeler tam tersi istikamette oldu. Hz. Muaviye’nin oğlu Yezid, Hilâfetin Emevîler eliyle devam etmesi yönünde gayet sert ve keskin bir tavır koydu. Üstelik, buna karşı gelenlerin şiddetle cezalandırılması tarzında bir politika takip etti.

İşte, Hz. Hüseyin, bu müstebidane (diktatörce) politikayı kabul etmedi. Reddetti ve buna karşı koymaya karar verdi. Bu sebeple, bütün ısrarlara ve artan baskılara rağmen, Sultan Yezid’e biat etmedi. Devleti Şam’dan yöneten Yezid ise, işbaşına getirdiği valilerin eliyle, kendisine muhalif olanları cebren ve icabında kan dökerek de olsa bastırma, yıldırma ve ortadan kaldırma yolunu tercih etti.

* * *

Yezid, Suriye bölgesinde babasının kurmuş olduğu saltanatı devam ettirirken, Hz. Hasan ise, Haremeyn-i Şerifeyn'de (Mekke-Medine) manevî hakimiyetini kurmuş ve halifeliğini ilân etmiş durumdaydı. İslâm dünyası, bu sûretle “hilâfet mi, saltanat mı?” ikilemiyle karşı karşıya kalmış ve kelimenin tam anlamıyla derin ve acıklı bir ihtilâfa düşerek ikiye ayrılmış bulunuyordu.

Hz. Hüseyin (ra), gerek ideal yöntemi ve gerekse liyâkati itibariyle şüphesiz haklıydı. Ne var ki, bölge ve dünya siyaseti itibariyle genel konjonktür, yukarıda da temas ettiğimiz gibi, İslâm toplumunu farklı bir istikamete doğru sürüklüyordu. Özetle, liyâkata göre seçim sistemi metodu, hemen her yerde hüküm sahibi olmuş feodalitenin (ağa, kral, sultan, hakan...) işine gelmiyordu. Bu sebeple, dahilî ve haricî bütün rejimler ve yönetimler, bir bakıma Yezid'in barajına su taşımakta, ona kuvvet vermekteydi.

Hz. Hüseyin ise, bölge genelinde olduğu gibi, biat etmek maksadıyla kendisini memleketlerine dâvet eden Kufeliler tarafından bile, son kertede yalnız ve desteksiz bırakıldı.

İki tarafın kuvvet dengeleri arasında zaten esaslı bir uçurum vardı. Yezid’in 5 bini aşan askerî gücüne mukabil, Hz. Hüseyin’in yanında sadece ve sadece 72 kişi kalmıştı. Onlar da, günlerdir aç ve susuz bırakılmıştı. Nihayet, Kerbelâ yakınlarında karşılaşan iki taraf arasında şiddetli bir muharebe başladı. Detayları ve sonuçları itibariyle de yürekleri dağlayan bu çatışmada, başta Hz. Hüseyin ve çocukları olmak üzere, taraftarlarının çoğu şehit edildi.

İşte, o gün bugündür, hiçbir Müslüman kendi çocuğuna Yezid ismini vermediği gibi, o kanlı mezâlime sebebiyet verenler ile fiilen kan döken zalimlerin hemen hiçbiri iflâh etmedi, dünya hayatında rahatın, huzurun yüzünü görmedi. Adeta Cehennem azabını çeke çeke dünyadan gittiler. Şüphesiz, o gün yaşananların ayrıca bir Mahkeme-i Kübrâ safhası var.

Okunma Sayısı: 1632
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı