"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bahçesaray’dan Başkale’ye

M. Said ZEKİ
03 Eylül 2018, Pazartesi
Muş’tan Nurs’a olan yolculuğumuzu daha önce yazmıştık.

Nurs’a veda edip Şirin Deresi’ni takiben köy yolundan ana yola; Tatvan-Hizan-Bahçesaray yol ayrımına geldik. ‘Gide gide taa yol ikileşti.’ Köylülere sorduk: ‘Hangi yol iyidir’? Van’a ya geldiğimiz yoldan Tatvan üzeri gidecektik, ya da Bahçesaray üzerinden. Köylüler Bahçesaray yolunun yapıldığını, güzel olduğunu söylediler. 

Ama yol arkadaşım Hüseyin Bey tecrübelerine dayanarak, köylülerin tarifinden ziyade şoför birine sormak gerektiğini söyledi. Hacı Mehmet Abi şoför birisini bulup sordu. O da onay verince Bahçesaray üzerinden gitmeye karar verdik. Daha önceki gelişimizde vakit akşama yaklaştığı için Bahçesaray üzerinden gitmeyi, güvenlik ve yolu bilmememiz sebebiyle tavsiye etmemişlerdi. 

MÜKÜS VEYA BAHÇESARAY

19. yüzyılda Kırım Bahçesaray’dan gelen Kırım Tatar Göçmenlerine dolayısıyla bu ismin verildiği söylenmektedir. Eski adı Müküs’tür. Daha ziyade Van-Gevaş üzerinden 3000 metre rakımlı Karabet Geçidi’nden geçilerek, kıvrım kıvrım ve dolambaçlı yollarla ilçeye ulaşılırken; biz Hizan-Bahçesaray yolunu tercih etmiştik. İlçenin Van’a uzaklığı 110 km’dir. 

Geçitteki rakımın yüksekliğinden dolayı Temmuz ayında bile geçen senelerde yağmış olan eski kar görülebilir. Bu yükseklikte insan kendisini arabada değil, uçakta hissediyor. İlâhî ressam tarafından masmavi gökyüzüne serpiştirilmiş bulutlar, yüksek dağlar, dik yamaç ve vadiler, küçük dereciklerden yaratılmış muhteşem manzarayı, tertemiz havayı soluyarak mestolmuş vaziyette tefekkür ediyoruz. Yaz mevsiminde bu yüksek yaylalara hayvancılık için göçebeler gelip, kış başlarken yaylaları terk ediyorlarmış. Son zamanlarda ne kadar yapılabiliyor Allah bilir.

KIRMIZI BENEKLİ ALABALIK 

İlçenin ortasında çağlayarak akan Müküs Çayı’nda bol miktarda alabalık bulunduğu; oldukça kıymetli bir tür olan kırmızı benekli alabalıkların Bahçesaray ve Çatak’ta yaşadığı, soğuk ve temiz suları seven kırmızı benekli alabalıkların avlanmasının yasak olduğu bilgisi veriliyor. Müküs Irmağı rafting sporları için de çok uygun. Kış sporları için de elverişli tabiat şartlarına sahip olan Bahçesaray’da Karabet Geçidi yaylasında kayak da mümkün. Ayrıca Müküs Çayı üzerindeki Kırmızı Köprü de görülmeye değer.

‘Müküs balı ve cevizi meşhurdur’ diyorlar. Ama Müküs’ün asıl meşhurluğu Bediüzzaman Hazretleri’nin talebesi Müküs’lü Hamza ile çok bilinmese de Kürt edebiyatının Yunus Emre’si ünvanı verilen Fakî-yi Tayran’dan ileri geliyor.

KUŞLARIN DİLİNİ BİLEN ŞAİR

Her yıl adına Kültür ve Sanat Festivali düzenlenen Fakî-yi Tayran ya da mahalli söyleyişle Feqiyê Teyran; Klâsik Kürt edebiyatının en önemli ve en tanınan mutasavvıf-şairlerinden biridir. Bahçesaray’da yaşamış olup; türbesi de buradadır. Asıl adı Muhammed olan Feqîyê Teyran (1560-1640) gerek şiir dilinin sadeliği ve gerekse de işlediği tasavvufî konulara hâkimiyeti ile klâsik Kürt edebiyatında ayrı bir yere sahiptir. Özellikle tasavvufî ve irfanî şiirler yazmış, eserleri günümüze kadar hem sözlü hem de yazılı şekilde aktarıla gelmiştir.

Bununla beraber şairi mahlasından da anlaşıldığı gibi, Feqîyê Teyran’ın (kuşların fakihi) kuşdilini bildiği ve kuşlarla konuşabildiği söylenir. Feriduddin Attar’ın meşhur eseri Mantıku’t-Tayr’da geçen “Sîmurg” hikâyesine benzer tarzda “Şêx Sen’an” hikâyesini manzum bir şekilde yazan Feqîyê Teyran’ın kuşlarla konuşamadığı düşünülse bile, tasavvufi gelenek içinde kullanılan kuş metaforundan/temsilinden çok iyi yararlanmış bir şairdir. Melayê Cizîrî ve Feriduddin Attar’a yakın bir edebi söyleme sahip olduğu görülen şairin Divan’ı dışında, “Şeyh-i Sen’an”, “Hespê Reş” “Zembilfiroş” ve “Bersîsê Abid” gibi manzum hikâyeleri de vardır.

MÜKÜSLÜ HAMZA EFENDİ (1892-1958) 

İleri görüşlü ve mücadeleci bir kişiliğe sahip olan Müküslü Hamza Efendi, Müküs’te Mîr Hasan Veli Medresesi’ni, Van’da Horhor Medresesi’ni, İstanbul’da İstanbul Üniversitesi Fars Dili ve Edebiyatı ile Medresetü’l-Vaizîn’i bitirmiştir. İmam olarak orduya intisap etmiştir.

Müküslü Hamza ile Said Nursî’nin tanışıklıkları Van’da Horhor Medresesi’nde olmuştur. Müküslü Hamza, Said Nursî’den Van’da Horhor Medresesi’nde ders almış, kendisinin öğrencisi olmuştur. Said Nursî bu medresede yaklaşık 200 öğrenciye ders vermiştir. Müküslü Hamza, İstanbul’a eğitim için gittiğinde oradaki eğitimin aksi tesiriyle ırkçılığa kaymış, fakat daha sonra Said Nursî’nin ikazıyla bu düşüncesinden vazgeçmiştir.

“EYVAH! NE KADAR BOZULMUŞSUN!“

Bediüzzaman bu hadiseyi Tarihçe-i Hayat’ta şu şekilde anlatmaktadır: “Eskiden, Türk olmayan bir talebem vardı. Eski medresemde, hamiyetli ve gayet zekî o talebem, ulûm-u dîniyeden aldığı hamiyet dersi ile her vakit derdi: ‘Salih bir Türk, elbette fasık kardeşimden ve babamdan, bana daha ziyade kardeştir ve akrabadır.’ Sonra aynı talebe, talihsizliğinden, sırf maddî fünûn-u cedîde okumuş. Sonra, ben, dört sene sonra esaretten gelince onunla konuştum. Hamiyet-i milliye bahsi oldu. O dedi ki: ’Ben şimdi, rafizî bir Kürdü, salih bir Türk hocasına tercih ederim.’ Ben de, ’Eyvah!’ dedim. ‘Ne kadar bozulmuşsun?’ Bir hafta çalıştım, onu kurtardım, eski hakîkatli hamiyete çevirdim.” 

Aynı zamanda bir yayıncı da olan Hamza, Said Nursî’nin ‘’İşârâtü’l-İ’câz’’ ile “Onuncu Söz’’ adlı eserlerini yayınlayan ve ilk “Tarihçe-i hayatı”nı yazan kişidir. Bediüzzaman’ın kardeşi Abdulmecid Ünlükul ile yakın arkadaşlığı vardır. Okul arkadaşı Prof. Ali Nihad Tarlan’ın kızkardeşi ile evlenmiştir.

KİTAP YAYINI İÇİN 10 YIL HAPİS!

Müküslü Hamza Efendi, Mayıs 1925 yılında öğretmenlik yaptığı Mardin’in Ömerli ilçesinde tutuklanarak Diyarbakır’a gönderilir. Diyarbakır İstiklâl Mahkemesi’nde 1919’da İstanbul’da yayınladığı Mem û Zîn yüzünden yaklaşık on yıl ceza alarak Kastamonu Hapishanesi’ne gönderilir. Kitap yayını 1919’da, yargılanma 1925 yılındadır. Üç yıl sonra çıkan genel afla hapishaneden çıkan Müküslü Hamza Efendi, İstanbul’dan sonra bir süre Mısır ve Lübnan’da kalır, ardından da Suriye’ye gider. Burada öğretmenlik ve lise müdürlüğü yapar. Vefat edinceye kadar orada kalır ve 1958 yılında Suriye’nin El-Haseke şehrinde vefat eder. Mezarı buradadır.

««« 

Meydanda bulunan çınarların altında çay molasında Müküslü Hamza Efendi ve Fakî-yi Tayran hakkında bu bilgileri öğrenirken; epey esprili olan ilçe sakinlerinden ilçe meydanında politikacıların altında konuşma yaptığı bir ağacın ismini de öğreniyoruz: Yalan ağacı! Neden bu ismin verildiğini tahmin edersiniz her halde!

«««

Çay molasından sonra Gevaş–Başkale istikametinden Hakkâri’ye doğru yola çıkıyoruz. Yolcu yolunda gerek!

Okunma Sayısı: 791
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı