"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir gönül sultanı

Zeynep Sare
08 Ekim 2017, Pazar
“Ölüm hak diyoruz da.. Ölümü ve de özellikle ölenlerimizi ne kadar içselleştirebiliyoruz acaba?

Ölenler bizi beklemiyorlar mı? 

Vefa gerekmiyor mu haklarında?”

Adı Sultan..

Yani anneannem.. 

Bağrı yanık mı yanık bir gönül insanı..

Kadrini bilemediğimiz bir inci tanesi..

Kıymetlim..

 Bir insan ömrüne ne çok acı, ne çok sabır sığdırırmış insan, anneannem gibi.. 

Düşünceli yüzünden yılların hüznünün okunduğu.

Dedemin kıyamadığı, bağa tarlaya dahi götürmediği, nazenin canı...

Ama hayat işte. Sürprizleriyle dolu dopdolu hayat...

Evet, anneannem, yanına annemi de alıp zamanında Aydın Ovasına çalışmaya giderlermiş köyümüzden..

Giderler ve oralarda çadırlarda kalırlarmış. Yani bir ay boyunca en zor şartlar altında. Mevsimlik işçi sıfatıyla...

Dedem de gitmiş bir keresinde.. 

Ne acılar bırakarak gerisinde..

Anneannem ve 5 küçük çocuk..

Annem iki buçuk yaşlarında, dayım ise henüz beşikte bir bebek..

Vefat etmiş oralarda gencecik yaşında.

Hangi hastalıktan olduğu bilinmeyen. 

Bir acı bırakmış, bilinmeyen mezarıyla birlikte...

Anneannem “tuz torbası erken asıldı boynuma” derdi de anlamazdım bu sözün mânâsını.

Henüz ortaokulda bir çocuktum ilk duyduğumda. Sonradan, anneannemin ne zorluklarla o çocukları büyüttüğünü öğrendikçe anlamış oldum mânâsını..

Tahta nalınlarla, topağa bata çıka, kilometrelerce yürüyerek ekin tarlalarına başak toplamaya gittiğini, orakla biçilen buğday tarlalarındaki yerde kalmış, kurda kuşa bırakılmış başakları topladığını ve onları öğütüp çocuklarına ekmek pişirdiğini öğrendiğimde anladım..

Gönül sultanı anneannem.

Ne derin bir ruh âlemi vardı anneannemin.

Dıştan baksan herhangi bir köylü kadını görünümüyle sade, sessiz, kendi halinde ve basit.

Ama içi dünyasıyla bambaşkaydı; hassas mı hassas, duygulu mu duygulu.

Dinini bütün yüreğiyle yaşamaya gayret eden, Allah  ve Peygamber sevdalısı anneannem.

Çocukluğumdaki dinî hayatımı, inancımı şekillendiren iki kişiden biri olacak kadar temsil insanı.

İlki ben ilkokuldayken Kur’ân öğrenmek için gittiğimiz cami hocamız İbrahim Hoca,

İkincisi de annemden can, anneannem..

İki ciltlik Mustafa Darîr’in “Sîretün-Nebî “kitabı vardı.. “Hadi bana Seyrettün Nebi oku” diyerek durmadan okumamı ister, okudukça da gözlerinden yaşlar süzülürdü.

Her Cuma sabahı Yukarı Cami’yi süpürmeye giderdi. Bir nevi ibadetti bu onun için, hiç aksatmadığı.

Yokuş yukarı yolu iki büklüm beliyle elinde bastonuyla yürür, hiç de şikâyet etmezdi.

Çok uzaktı evle caminin arası. Ev aşağı mahallede, cami yukarı mahallede. O zamanlar elektrik süpürgesi de yok ki.

Elinde sarı saman süpürgesiyle süpürür dururdu.

Kambur beliyle,

Tutmayan diziyle,

Ve gönlündeki Allah aşkıyla...

Ve hiç ihmal etmeden yıllarca gücü tükenene kadar.

Sultan’ımdı anneannem, gönlümün sultanı...

Vefatı da ayrı bir ders vermişti çevresindekilere. 

Yattığı yatağında abdest alır gibi hareketler yaparken ruhunu teslim etti diye anlatırdı annem.

Anneannemden namazını devamlı onda kıldığı eskimiş seccadesi hatıra kaldı. Paha biçilemez kıymette şehadet belgesi.

Seccadeye, secdeye sadece başını değil yüreğini koymuş bir ömrün hatırasına kıymet biçilebilir miydi ki?

Okunma Sayısı: 734
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı