"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Din ve devlet ilişkileri ekseninde cemaat

Zübeyir Seyda Okay
22 Temmuz 2018, Pazar
İnsanlığın yaratılışından itibaren pek çok karşıt kavram zuhur etmiştir. Meselâ iyi-kötü, güzel-çirkin, gece-günüz, sevap-günah, varlık-yokluk.. vs. Daha da arttırılabilir.

DİN - DEVLET VE CEMAAT

İnsanlığın yaratılışından itibaren pek çok karşıt kavram zuhur etmiştir. Meselâ iyi-kötü, güzel-çirkin, gece-günüz, sevap-günah, varlık-yokluk.. vs. Daha da arttırılabilir. İnsanlık fıtratı gereği bu kavramların karşılığını kendi iç âleminde her daim tartar biçer ve bunun sonucunda kendisine en uygun karşılığı artık o kavramın kendisi haline gelmiştir. Bütün bunlar süregelirken de belli bir düzen koyucuya inanma arzusu -hem kendi üstündeki yükü hafifletmek adına- hem de fıtratı gereği yaşantısını belli bir inanca temellendirme iştiyakı (şiddetli arzusu) ‘DİN’ adını verdiğimiz olgunun dayanağını oluşturmaktadır. 

Tam bu noktada ‘Din nedir?’ sorusuna vereceğimiz cevaplar konumuz için büyük bir önem arz etmektedir. Din; insanların yaratıcılarına olan imanlarını, ona yapacakları ibadetlerin bütününü ve bu imana göre davranışlarının nasıl olması gerektiğini düzenleyen inanış yoludur. Bir başka ifadeyle insanın şahsî ve toplumsal hayatını düzenleyen Cenâb-ı Hakk’ın İlâhî kanunlarıdır. Bu kanunlar insanlık için bir ihtiyaçtır. Allah da bu ihtiyacı hak dinler ile karşılamıştır.

Din; kâinatın, dünyanın, hayatın ve insanın yaratılış gayelerini ve var oluş şekillerini açıklayarak onları manasızlıktan ve abesiyetten kurtarır. Ayrıca toplumu bir arada tutan sıkı bir bağ görevini de üstlenir. Cemaatler ise dinin hayata eksiksiz bir şekilde yansıtılmasını görev bilip ahiret eksenli bir hizmet anlayışı ile oluşmuş yapılardır. Bu yapılar dine hizmet ederek aslında hem topluma hem de devlete hizmet ederek büyük musîbetlere set olma görevini üstlenmektedirler. 

Peki ‘Devlet nedir?’ Kısaca belirli bir insan topluluğunun, belirli bir toprak parçası üzerinde egemenlik sağlamasıyla oluşan ve hukukî kişiliğe sahip devamlı bir teşkilâttır. Yani devleti oluşturan en temel unsur millettir. Millet olmadan devletin olması düşünülemez. Madem öyle, din ve devleti araya toplumu da katarak doğru bir şekilde çözümlemek istersek din-devlet ve cemaatler üçlüsünü bir olarak ele almamız gerekmektedir. 

Günümüzde din-devlet ve cemaat ilişkilerini inceleyip doğru bir şekilde yorumlayabilmemiz için laiklik kavramını doğru bir şekilde tanımlamamız gerekmektedir. Geçmişten günümüze anayasalara baktığımız zaman 61 ve 82 anayasında Türkiye cumhuriyetinin laik bir devlet olduğu yazmaktadır. Buna karşın ne yazık ki tanımı hâlâ yapılabilmiş değildir. Kısaca laiklik, Üstadın tanımıyla dinsize ilişmediği gibi dindara da karışmamak şeklinde özetlenebilir. 

Kanun-i Esasi madde 11’e bakacak olursak ‘Devleti Osmaniyenin dini İslâmdır. Bu esası vikaye (koruma) ile beraber, asayiş-i halkı ve adab-ı umumiyeyi ihlâl etmemek şartıyla memalik-i Osmaniyede maruf olan bilcümle edyanın serbest-i icrası ve cemaat-i muhtelifeye verilmiş olan imtiyazat-ı mezhebiyenin kemakan cereyanı devletin taht-ı himayetindedir.’1 İşte laikliğin özünde de bu vardır zaten. Asayişe ve emniyete zarar vermemek kaydıyla cemaatlerin vazifelerine karışılması haklı bir dayanağa temellendirilemez. 

Peki günümüzde cemaatler aslî vazifelerini yapmakta gerçekten hür müdürler? Cemaatlerin en önemli varlık sebebi iman kurtarmak vazifesi ve dinin hayatımıza en doğru ve eksiksiz bir şekilde yansıtılmasını sağlamak iken devletin bütün bu gerçekleri gözardı etmesi kabul edilebilir mi? 

Din olmadan hayat olur mu peki? Üstad’ın Rus milleti için ‘dinsiz kalamaz’2 demiş olması ve dinden çıkan bir insanın (Müslüman olduğunu varsaydığımızda) yine Said Nursî’nin dediği gibi anarşist olması devletin bekası için en büyük tehdit değil midir? Çünkü anarşist demek düzen tanımayan ve olan düzeni bozmaya çalışan demektir kısaca.

Din ne ile ayakta kalır diye soracak olursak da gereklerinin yerine getirilmesi ve tabi olanlarının şuurlu şahıslar olması ile diyebiliriz. Cemaatler de toplumda bu şuurda kişilerin yetişmesini hedef ittihaz etmiştir. 

Bu hususta cemaatlerin ve devletin birbirlerine karşı yerine getirmesi gereken sormlulukları vardır elbette. Devlet, aslî vazifeleri iman kurtarmak olan cemaatlerin önünde bir engel değil de aksine hizmetlerini yetirmesinde teşvişk edici konumunda olmalıdır. Aksi bir durumda günümüzde örneği mevcut olan ve dini, devleti ve toplumu derinden etkileyen sonuçlar doğurabilmektedir. 

Bir cemaatle iktidarın menfaat üzerine kurulu ilişkisini gayr-ı meşrû bir muhabbet olarak düşündüğümüzde ‘’Gayr-i meşrû muhabbetin cezası merhametsiz azaptır.’’3 kaidesinin hükmünü yerine getirdiğini gayet açık bir şekilde görmüş oluruz. Aslında sorunun temel kaynağında aslî vazifeleri unutmak yatıyor olsa gerek. Bizim dikkat çekmek istediğimiz şey ise herkesin asıl vazifesi ne ise onunla meşguliyet içinde olması ve vazifesini hakkıyla yerine getirmeyi çalışmasıdır.

CEMAATLER VE TOPLUMA KATKILARI 

Namaz dinin nasıl direği ise din de bir milletin direği gibidir. Bir milleti ayakta tutan, bir kutsala olan inancıdır. İnanma olgusu bu kadar mühim iken insanlara dininin vecibelerini doğru bir şekilde yerine getirmeleri hususunda bir rehberin varlığı da o kadar mühimdir. Cemaatleri, iman hizmeti temeline dayalı, belirli bir hizmet metoduna sahip toplumun ahiretini önemseyen oluşumlar olarak ele aldığımız zaman çok önemli bir vazifeyi üstlendiklerini görmüş oluruz. 

Bu hususta ‘’Evet biz bir cemaatiz. Hedefimiz ve programımız, evvelâ kendimizi, sonra milletimizi idam-ı ebediden ve daimî, berzahi haps-i münferitten kurtarmak ve vatandaşlarımızı anarşilikten ve serserilikten muhafaza etmek ve iki hayatımızı imhaya vesile olan zındıkaya karşı Risale-i Nur’un çelik gibi hakikatleriyle kendimizi muhafazadır.’’4 diyen Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin bu sözlerini özellikle cemaatlerin misyon olarak benimsemesi gerekmektedir. Risale-i Nur’da defaatle geçen ‘Zaman iman kurtarmak zamanıdır.’ 5 sözünü yaşayarak okumamız gerekir. İmansızlığın hülâsası anarşiliktir esasında. Anarşinin olduğu yerde huzurdan bahsedilmesi de mümkün değildir. 

Ayrıca cemaatler, müsbet hareket ekseninde uhuvvetin ve kardeşliğin de teminini sağlayarak düşman olacak pek çok şey olduğunu dile getirip mü’minin mü’mine karşı adavetine set olmaktadır. Kıblemiz bir, vatanımız bir, Rabbimiz bir, peygamberimiz bir ve daha nice birlerin olduğunu bıkmadan, usanmadan, kırmadan ve dökmeden kavli leyyin düsturu ile dile getirmektedir. Üç elifin yanyana gelmesi ile yüz on bir kıymetini alması gibi 6- ortamının  yeniden yeşerip geleceğin umut tohumlarını ekmektir aslında topluma. Risale-i Nur’da pek çok yerde cemaatlerin hedef ve programına dair pasajlar bulmak mümkündür. Ve cemaatlerin bu hizmetlerinde muvaffak olması ile anarşi, terör, dinsizlik gibi pekçok olumsuzluğu ortadan kaldırıp hem topluma hem de devlete büyük katkılar sunabilmektedir.

SONUÇ

‘Din hayatın hayatı, Hem nuru hem esası ihya-yı din ile olur’7 diyor Üstad. Bir başka yerde ise ‘’Zira kemalin cemali dindir.’’8 ‘’Hem din saadetin ziyasıdır, hissin ulviyetidir, vicdanın selâmetidir.’’9 Ve yine bir başka yerde ‘’Bu devletin dini İslâmdır. Şu esası vikaye etmek vazifemizdir, çünkü milletimizin maye-i hayatiyesidir.’’10 Dinin önemini ile birlikte cemaatlerin vazifelerini de göz önünde bulundurarak hariçteki fitnelerden, dalâletten kurtulup beş yüz yıldır yattığımız gaflet uykusundan uyanmamızı arzulayan cemaatlerin aslî vazifesini incelediğimizde oluşumlarında en ufak bir dünyevî maksadı barındırmamakla beraber devletle olan münasebetinin asıl sebebinin de toplum ve millet olduğunu söyleyebiliriz. 

Madem ki din devletin yaşama sebebidir ve madem ki cemaatler imana ve dine hizmet ederek toplumun ve devletin bekası adına mühim bir maksat için oluşmuştur. İşte bu noktada cemaatlerin iman hizmetlerine engel olmadan aksine teşvik edici olmak durumundadır devlet. Zaman cemaat zamanıdır11 ve her dâvânın fevkinde bir iman kurtarmak dâvâsı vardır. Cemaatler de bunu temine çalışmaktadırlar. Başka emelleri ise hangi sebeple olursa olsun hizmetine alet etmemelidir. 

  Dipnotlar:

  1- Divan-ı Harb-i Örfi Yeni Asya Neşriyat s. 159.

  2- Emirdağ Lâhikası s. 444.

  3- Sözler s. 359.

  4- Şuâlar s. 469.

  5- Sözler s. 1029.

  6- Lem’alar s. 161.

  7- Sözler s. 717 Lemaat.

  8- Münâzarât, s. 18.

  9- Münâzarât, s. 18-19.

10- Münâzarât, s. 18.

11- Mektubat, s. 439.

Okunma Sayısı: 1231
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı