Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 02 Temmuz 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

Çünkü O, îmân edip güzel işler yapanları mükâfatlandıracaktır. Onlar için günahlarından bağışlanma ve ardı arkası kesilmeyecek hoş bir rızık vardır.

Sebe’ Sûresi: 4

02.07.2006


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

Kim ki, can boğaza gelmeden önce Allah'a tevbe ederse, Allah bunu kendisinden kabul eder.

Câmi'ü's-Sağîr c: 3-3614

02.07.2006


Namaz, mânevî huzura yapılan bir davettir

Suâl: “Yukîmûne”1nin fiil sigasıyla zikrinde ne hikmet vardır?

Cevap: Ruha hayat veren namazın o geniş hareketini ve alem-i İslâma yayılmış olan o intibah-ı ruhaniyi muhataba ihtar edip göstermektir. Ve o güzel vaziyeti ve o muntazam haleti hayale götürüp tasvir etmekle sami'lerin namaza meylini ikaz edip artırmaktır.

Evet, dağınık bir vaziyette bulunan efradı büyük bir sevinçle içtimaa sevk ettiren malum aletin sesi gibi, alem sahrasında dağılmış insanları cemaate davet eden ezan-ı Muhammedinin (a.s.m.) o tatlı sesiyle, ibadete ve cemaate bir meyil, bir şevk husule gelir.

Sual: “Yusallûne”2 kelimesine bedel, itnablı “Yukîmûne’s-salâte”3nin zikrinde ne hikmet vardır?

Cevap: Namazda lâzım olan tadil-i erkân, müdavemet, muhafaza gibi "ikame"nin mânâlarını müraat etmeye işarettir.

Arkadaş! Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nispet ve ulvi bir münasebet ve nezih bir hizmettir ki, her ruhu celb ve cezb etmek namazın şe'nindendir. Namazın erkanı, Fütuhat-ı Mekkiye'nin şerh ettiği gibi, öyle esrarı havidir ki, her vicdanın muhabbetini celb etmek, namazın şe'nindendir. Namaz, Halık-ı Zülcelal tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde manevi huzuruna yapılan bir davettir. Bu davetin şe'nindendir ki, her kalb, kemal-i şevk ve iştiyakla icabet etsin ve mi'raçvari olan o yüksek münacata mazhar olsun.

Namaz, kalblerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlahiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbaniye imtisal ettirmek için yegâne İlahi bir vesiledir. Zaten insan, medeni olduğu cihetle, şahsî ve içtimaî hayatını kurtarmak için, o kanun-u İlahiye muhtaçtır. O vesileye müraat etmeyen veya tembellikle namazı terk eden veyahut kıymetini bilmeyen, ne kadar cahil, ne derece hasir, ne kadar zararlı olduğunu bilahare anlar, ama iş işten geçer.

İşârâtü’l-İ’câz, s. 46-47

Dipnotlar:

1- “Dos doğru kılarlar.” (Bakara Sûresi: 3.): 2- Namaz kılarlar. 3- “Namazı dos doğru kılarlar.” (Bakara Sûresi: 3.)

Lügatçe:

intibah-ı ruhanî: Ruh uyanıklığı.

sami': İşiten.

itnab: Uzatma.

tadil-i erkân: Namazın rükûnlarının hakkını vermek.

müdavemet: Devam etme.

ikame: Yerleştirme, oturtma.

müraat: Gözetme, koruma, bakma, hıfzetme.

02.07.2006


Evrâd-ı Kudsiye'den

88. Sen bütün noksan sıfatlardan münezzehsin. Seni gereği gibi zikredemedik, ey bütün yaratıkları tarafından anılan Mezkûr!

89. Sen bütün noksan sıfatlardan münezzehsin! Sana lâyık şükrü yapamadık, ey bütün mahlûkatın kendisine şükrettiği Meşkûr!

90. Allah’ım, bize nîmet olarak verdiklerinin şükrünü yapmamızı nasip eyle! Şüphesiz Sen kudretinin sıfatları, yaratıklarının sıfatından yüce olan Allah’sın! Sen insanı yaratırken, buna şâhid olan bir zıddın yoktu. Ruhları yaratırken, Seni engelleyebilecek bir ortağın yoktu.

91. Allah’ım ağlamayan gözden, ürpermeyen kalpten, huşû duymayan gönülden, kabul edilmeyen duâdan, fayda vermeyen ilimden, dinlenilmeyen sözden, doymayan nefisten, küçük bir yardımı insanlardan esirgemeyi hoş karşılamaktan Sana sığınırım.

02.07.2006


Zübeyir Gündüzalp'in Kaleminden

Dine hizmeti gaye edinen güzide topluluk

Her asırda İslâmiyete hizmet eden güzide bir kavmi Cenâb-ı Hak, İslâmlar içinde meydana getirir. Bunları hizmet-i diniyede muvaffak kılar. Bu ehl-i hizmet, Cenab-ı Hak indinde çok makbuldür. Ve Allah Teâlâ’nın sevgisine mazhardır. Bunlar hakkında dünyevî ve uhrevî hayır ve saadetleri irade buyurur. O muhterem ve muazzez topluluk da Cenab-ı Hakkı sever. Dine hizmeti gaye-i hayat edinir. Halık-ı Kerim’e ibadet ve taâatı ve nehy-i İlâhîden (Allah’ın koyduğu yasaklardan), masiyet ve günahlardan kaçmayı seve seve, can ve gönülden îfâ ederler. Sahip oldukları tahkikî iman kuvvetiyle bunda müstesna bir sûrette muvaffak olurlar.

02.07.2006


Münşî

Allah (c.c.), Münşî’dir. Yani, varlıkları eşsiz bir şekilde inşâ ve terkip eder, her şeyi san’atlı bir biçimde halk eder. İnsanı topraktan yaratır, meyveleri unsurlardan inşâ eder, canlıları sudan ihyâ eder.

Münşî ismi Hazret-i Ali’nin (r.a.) Peygamber Efendimizden (a.s.m.) rivâyet ettiği Cevşenü’l-Kebir’de gelmiştir. Cenâb-ı Hakkın varlıkları kâh yoktan ve hiçten yarattığını, kâh inşâ ve san’at ile îcat ettiğini beyan eden Bedîüzzaman, çok isimlerinin cilvelerini göstermek gibi ince hikmetler için Cenab-ı Allah’ın kâinatın unsurlarından bir kısım mevcûdâtı inşâ ettiğini, emrine harfiyen tâbi olan zerreleri ve maddeleri, rezzâkiyet kanunuyla onlara gönderdiğini ve onlarda çalıştırdığını kaydeder.

İnşâ ve terkibin, mevcût olan unsurlardan ve eşyadan toplamak sûretiyle yeni bir varlığa vücut vermekten ibâret olduğunu beyan eden Bedîüzzaman, eşyanın terkip ve inşâ yoluyla îcadında, ferdiyet cilvesi ve ehadiyet sırrı ile, yani Yaratıcının birliği sırrı ile, hadsiz ve vücub derecesinde bir kolaylık bulunduğunu, eğer ferdiyete verilmez ve şirke havâle edilirse, en küçük ve ehemmiyetsiz görülen bir şeyin inşâsında bile, hadsiz derece müşkülât ve hattâ imkânsız derecede bir zorluk meydana geleceğini kaydeder.

Bedîüzzaman’a göre, kâinattaki mevcûdatın, gayet külfetsiz olarak, kolaylıkla ve gayet mükemmel bir sûrette vücuda gelmeleri ferdiyet cilvesini açık bir sûrette göstermekte, her şeyin doğrudan doğruya Zât-ı Ferd-i Zülcelâlin san’atı olduğunu ispat etmektedir. Hurma ağacında tecellî eden Musavvir ismiyle, meyvelerinde tecellî eden Münşî ismi zâtta birdirler, yani Allah’a aittirler.

(Risale-i Nur'da Esma-i Hüsnâ)

02.07.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004