Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 16 Nisan 2007
Mehmet Fırıncı ve Mehmet Kutlular ; Mehmet Emin Birinci'yi anlattı...indirmek ve dinlemek için tıklayınız

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

İnsanı ateşte pişmiş gibi kup kuru bir çamurdan yarattı. Cinleri de dumansız, saf ateşten yarattı.

Rahman Sûresi: 14-15

16.04.2007


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

Bazı nâfile namazlarınızı evde kılın. Evlerinizi kabirlere çevirmeyin.

Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 110

16.04.2007


Rahmetin büyük bir çiçeği: Bahar

Hem insan ruh, kalb, akıl cihetiyle hayat ve letâif sahifeleriyle Hayy, Kayyûm ve Muhyî gibi ne kadar esmâ-i kudsiye-i nurâniyeyi okur ve okutturur, kıyas edebilirsin.

İşte, Cennet bir çiçektir. Hûri tâifesi dahi bir çiçektir. Rûy-i zemin dahi bir çiçektir. Bahar da bir çiçektir. Semâ da bir çiçektir; yıldızlar, o çiçeğin yaldızlı nakışlarıdır. Güneş de bir çiçektir; ziyâsındaki yedi rengi, o çiçeğin nakışlı boyalarıdır. Âlem, güzel ve büyük bir insandır; nasıl ki insan, küçük bir âlemdir.

Hûriler nev'i ve ruhânîler cemaati ve melek cinsi ve cin tâifesi ve insan nev'i, birer güzel şahıs hükmünde tasvir ve tanzim ve icad edilmiştir. Hem herbiri, külliyetiyle, hem herbir ferdi tek başıyla, Sâni-i Zülcemâlinin esmâsını gösterdikleri gibi, Onun cemâline, kemâline, rahmetine ve muhabbetine birer ayrı ayrı aynalardır. Ve nihayetsiz cemâl ve kemâline ve rahmet ve muhabbetine birer şâhid-i sâdıktır. Ve o cemâl ve kemâlin ve rahmet ve muhabbetin birer âyâtıdır, birer emârâtıdır. İşte, şu nihayetsiz envâ-ı kemâlât, daire-i vâhidiyette ve ehadiyette hâsıldır. Demek, o daire haricinde tevehhüm olunan kemâlât, kemâlât değildir.

İşte, hakaik-ı eşyanın esmâ-i İlâhiyeye dayandığını ve istinad ettiğini, belki hakiki hakaik o esmânın cilveleri olduğunu ve herşeyin çok cihetlerle, çok dillerle Sâniini zikir ve tesbih ettiğini anla, “Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin” (İsrâ Sûresi: 44.)’in bir mânâsını bil ve “Şiddetli zuhurunda gizlenmiş olan Allah’ı her türlü noksandan tenzih ederiz” de. Ve âyetlerin âhirlerinde olan “O’nun kuvveti her şeye gàliptir ve O herşeyi hikmetle yapar.” (İbrâhim Sûresi: 4.) “Çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici olan da ancak O’dur.” (Yûnus Sûresi: 107.) “O herşeyi hakkıyla bilir; O her şeye hakkıyla kàdirdir” (Rum Sûresi: 54.) gibi zikir ve tekrarlarındaki bir sırrı fehmet.

Eğer bir çiçekte esmâyı okuyamıyorsan ve vâzıh göremiyorsan; Cennete bak, bahara dikkat et, zeminin yüzünü temâşâ et. Rahmetin şu büyük çiçekleri olan Cennet ve bahar ve zeminde yazılan esmâyı, vâzıhan okuyabilirsin, cilvelerini ve nakışlarını anlar, görürsün.

Sözler, s. 576, 577

Lügatçe:

rûy-i zemin: Yeryüzü.

âyât: Âyetler, deliller.

tevehhüm: Zannetme, evhamlanma.

vâzıhan: Açıkça.

emârât: Emareler, işaretler.

ziyâ: Işık.

letâif: Latifeler, duygular.

esmâ-i kudsiye-i nurâniye: Allah’ın nurânî ve kudsî isimleri.

şâhid-i sâdık: Doğru şahit.

envâ-ı kemâlât: Mükemmellik çeşitleri.

daire-i vâhidiyet ve ehadiyet: Cenâb-ı Hakkın umumen kâinatta ve herbir şeyde tecellî eden birlik dairesi.

hakaik-ı eşya: Eşyanın hakikatleri.

16.04.2007


Mehmet Emin Birinci'den Hatıralar

Risâlelerin matbaada basıldığı günler

Kirazlı Mescid Sokağındaki daracık evde hizmetlerimizi yürütmeye devam ediyorduk. Bir taraftan Kur’ân’ın tefsiri olan Nur Risâlelerini okuyor, diğer taraftan muhtaçlara ulaştırmak için teksirle ve İslâm yazısı ile çoğaltıyorduk. (...)

Cenâb-ı Hak, bize mütevekkilâne sabır ve sebat imkânı vermiş, gelecekte inkişâf edecek büyük dâvânın bir nev'î bekçiliğini yapma görevini bizlere yüklemişti. Allah rızası için bu kudsî hizmeti elimizden geldiği kadar yapmaya karar vermiştik.

1954 Mart’ında askere gitmek üzere ayrıldım. Askerlik müddetince boş zamanlarımda birçok Risâle yazdım. Büyük Sözler Mecmuasını tashih için Üstada gönderdim. Üstad Hazretleri tashih ettikten sonra arkasına duâ yazarak geri gönderdi.

Askerden sonra

Askerlikten sonra İstanbul’a geldim. Eski arkadaşlarımızla tekrar çalışmaya başladık. Bu arada Ankara’da Risâle-i Nur’lar matbaada basılmaya başlamıştı. Allah rahmet eylesin, Ankara Hukuk Fakültesinde okuyan Atıf Ural, İstanbul’dan bir yardımcı istedi. Arkadaşlar beni gönderdiler. İlk olarak Sözler mecmuası tab ediliyordu.

Risâleler tab ediliyor

O zamana kadar ancak el yazısı ve teksirle çoğaltılabilen Nur Risâlelerinin 1957 senesinde resmen matbaalarda basılması büyük sevinçle karşılanmıştı. Her tarafta bayram havası vardı. Üstad Hazretleri bu Risâlelerin basılmasına o kadar ehemmiyet veriyordu ki, çabuk tashih edilip, formaların basılması için Tahirî Ağabeyle Ceylân kardeşimizi de Ankara’ya göndermişti. Basılan formalar biraz geç kalınca mutlaka sordurur, merakla neticeyi beklerdi.

Bir gün matbaacılar araya bir iş sokup, bizim baskı işimizi 15 gün kadar geri bırakmışlardı. Ceylân Ağabey bunu fırsat bilerek hemen Hz. Üstada bir mektup yazıp müsaade isteyerek, peder validesini ziyaret etmek istemişti. Üstad Hazretlerinden gelen cevap, ‘Nurların Ankara’da basıldığı bir zamanda medreseyi—uyuyarak dahi olsa—beklemek oradan ayrılmadan daha hayırlıdır’ şeklinde idi. (...)

Sözler Mecmuasının baskısı bitince o zaman DP Isparta Mebusu olan Nur Talebesi Dr. Tahsin Tola’nın nezareti altında bir kamyona yükleyip İstanbul’a cilt için gönderdik. Din düşmanlarının ihbarlarıyla, polis kitaplarımıza el koyar diye endişeleniyorduk. Dr. Tahsin Tola’nın dokunulmazlığı olduğu için, herhangi bir müdahaleye karşı kitaplar benim diyecek ve polislere teslim etmeyecekti. Bütün mesuliyeti üzerine alan kahraman doktorun ihlâsı ve Allah’ın inâyetiyle hiçbir hâdise ile karşılaşmadan kemal-i rahatla kitapları İstanbul’a naklettik. Hâzâ min fadlı Rabbî.

Sözler Mecmuasından sonra Lem’alar ve Mektubat tabedildi.

Son Şahitler, c. 4, s. 393-94

16.04.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004