Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 25 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

Hakkı getiren kimse ile onu tasdik edenler ise, takvâ sahiplerinin tâ kendileridir.

Zümer Sûresi: 33

25.02.2008


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

Yemeklerinizi takvâ sahiplerine yediriniz. İyiliklerinizi mü'minlere yapınız.

Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 633

25.02.2008


Çocukların iman dersini ihmal etmemeli

Aziz, sıddık kardeşlerim,

Birincisi: Risâle-i Nur’un fıtraten ve zamanın vaziyetine göre talebesi olacak, başta, masum çocuklardır. Çünkü bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Adeta gayr-ı müslim birisinin İslâmiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa, peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevî belâ olur. Ahirette de onlara şefaatçi değil, belki dâvâcı olur: “Neden imanımı terbiye-i İslâmiye ile kurtarmadınız?”

İşte bu hakikate binaen, en bahtiyar çocuklar onlardır ki, Risâle-i Nur dairesine girip dünyada peder ve validesine hürmet ve hizmet ve hasenatı ile onların defter-i a’mâline vefatlarından sonra hasenatı yazdırmakla ve ahirette onlara derecesine göre şefaat etmekle bahtiyar evlât olurlar.

Risâle-i Nur’un ikinci kısım talebeleri: Fıtraten Risâle-i Nur’a muhtaç, bir derece de dünyadan ürkmüş veyahut küsmüş kadınlardır. Hususan bir derece yaşlı da olsa, Risâle-i Nur, ona hakîkî bir gıda-yı mânevîdir. Çünkü Risâle-i Nur’un dört esasından birisi şefkattir ki, ism-i Rahim’in mazhariyetinden gelmiş. Kadınların da en esaslı hâssaları ve fıtrî vazifelerinin mayası, şefkattir.

Üçüncü kısım: Fıtrî olmasa da, vaziyeti itibarıyla Risâle-i Nur’a ekmek ve ilâç gibi muhtaç olan hastalar ve ihtiyarlardır. Çünkü, Risâle-i Nur hayat-ı bakiyeyi güneş gibi gösterdiğinden ve dünyevî hayatın fanilik cihetinde mahiyetini tam gösterdiğinden, dünyevî hayatlarına ya hastalık veya ihtiyarlıkla darbe gelen ve gaflet veya dalâlet cihetiyle ölümü idam tevehhüm eden hastalar ve ihtiyarlar Risâle-i Nur’a o derece muhtaçtırlar ve öyle bir tesellî, bir nur alırlar ki, onların hastalık ve ihtiyarlığını sıhhat ve gençliğe tercih ettiriyor.

Emirdağ Lâhikası, s. 39, Y.A.N.

Lügatçe:

ders-i imanî: İman dersi.

erkân: Rükünler, esaslar.

fıtraten: Yaratılışça.

istiskal: Sakil, hor ve hakir görme.

defter-i a’mâl: Amel defteri.

hasenat: İyilikler.

hâssa: Özellik, hususiyet.

hayat-ı bakiye: Sonsuz hayat.

tevehhüm: Vehmetme, kuruntu.

25.02.2008


Levh-i Mahv ve İsbat

Levh-i Mahv ve İsbat, bir terimdir. Yok ediş ve var edişin gözle görünen levhası, gözün önünde seyredilen mekânın duvara asılan bir levhası olarak ifade etmek mümkündür. Sözlüklerde, görülen ibretli manzara, üzerine yazı veya şekil çizilebilen düzlük, seyredilen yerin çizilmiş sûreti, âyet, hadis ve büyüklerin sözlerinden seçilmiş ibretli söz gibi anlamlarda kullanılmaktadır.

Bulunduğumuz mekânın üstünde, bulutlu, fırtınalı, şimşekli, yağmurlu bir hava devam ederken, bir müddet sonra bütün bunların dağıldığını, berrak, masmavi, güneşli bir havanın ortaya çıktığını defalarca görüp seyretmişizdir. Ardından, kısa bir süre sonra, tekrar havanın karardığını, sert ve ekşi yüzünü gösterdiğini, bulutlardan damla damla gözyaşları ile yerdekilerin rengârenk gülen çiçekler haline dönmesi için muhteşem rahmet damlalarının indiğini hayretle ve ibretle seyretmişizdir. İşte bu bir “mahv ve ispat” levhasıdır.

Şu şehadet âleminde, duygularımıza hitap eden her şey, belli bir ömre, belli bir zamana bağlıdır. Şehadet âlemine gelmeden önce onun bulunduğu yer berrak, yazısız bir levha idi. Cismaniyeti tadan her şey, belli bir süre sonra, tekrar bu berrak levhanın içinde yerini almaktadır. İnsandan hayvana, bitkilerden cansızlara kadar her şey bu levhanın içinde bulunmaktadır. Bu levhaların belli bir teşhir müddeti vardır. Bu müddetin dolması, onların yerlerinin değiştirilmesini, başka bir mekâna taşınmasını gerektirmektedir. Bu levhada yerini alan her şey, bir müddet sonra buradan kaldırılacak, levha tekrar berrak hâle gelecek, yenileri gelip o levhadaki yerini almaya devam edecektir. Bu teşhir, sadece bu levha ile sınırlı değildir. Başka yerlerde başka sergiler açılacak, burada teşhir edilen, teşhir esnâsında kaydedilen bütün sûretler, yeni teşhirgâhlarda gösterime sunulacaktır.

Zerreler, gayb âleminden gelen gezginlerdir. Uzun bir yolculuğun ardından şehadet âlemine çıkarlar. Harika bir intizam ve ölçü içinde şehadet âlemi denilen şu görünen âlemin aslını ve neslini dokumaktadırlar. Her şey muhteşem bir hikmet ve ölçü içinde ortaya çıkmaktadır. Bu zerreler, her şeyin dedelerini meydana getirdiği gibi torunlarını ve daha sonrasını da meydana getirmektedirler. Akıp giden zaman içinde, şu varlıklar harika bir kumaş gibi dokunmakta, levhada görünmektedir. Kâinatın kurulmasından beri, var ediş, arkasından yok ediş, yerine yenilerini var ediş devam edip gitmektedir. Zamanın ipine takılı olarak bu kumaşın dokunması hep devam edecektir. Bir müddet bu levhada teşhir edilenler, ömrünü tamamladıktan sonra kaldırılıp yerine yenileri asılmaktadır. Bunların hepsi bir “levh-i mahv ve isbat” levhasıdır. Yaratılış ağacı, geçmiş, gelecek ve gayb âleminin etrafında dal budak salmaktadır. Yani, bir program dahilinde, zerrelerle şu varlıklar dokunmaktadır. Her varlığın kendine mahsus vücutları, o programa uygun şekilde kesilip biçilmektedir. Bu programa, Kur’ân dilinde “İmam-ı mübîn” denmektedir. “Kitab-ı mübîn” denilen, kudret defterindeki kalıplara göre bu vücut elbiseleri dikilmektedir. Teşhiri tamamlandıktan sonra da kaldırılmaktadır.

“Levh-i Mahv ve İsbat” denilen zamanın misâlî sayfalarında, varlıkların ilmî vücuttan çıkıp, kudret tezgâhlarında dokunan hâricî vücudu giymeleri ne muhteşem ve harika âyetlerdir!

Levh-i Mahv ve İspat; devamlı şekilde, hayat ve ölüme, varlık ve yokluğa mazhar ve müptelâ olan eşyanın değişmelerinin, yaşadığı sürecin kaydedildiği defterdir. Yazılıp silinen bir tahtasıdır. Bu silinip yazılma denen süreç, zamanı ifade etmektedir. Şu kadar yıl yaşadı. Şu zamanda doğdu. Falan tarihte öldü. Zaman denilen şey, işte budur. Kimi bir yılı bin yıl gibi yaşar, öylesine geniş meyve elde eder. Kimi de bin yıl yaşar, bir yıl kadar hâsılâtı yoktur. Hayat ve zaman denilen şey, elde edilen hasılât ile doğru orantılıdır. Sürenin uzunluğu veya kısalığından çok, meydana çıkardığı neticelerdir mahv ve ispat. Bir dakikada şehit olan birinin, kırk yıl kadar bir zamanda elde edilen bir velâyetten elde edilen neticeyi elde etmesi bundan dolayıdır. Bir gram altını olanın, yüz kilo toprağı olandan daha fazla sermayesi vardır. Beş vakit namaz ile zamanı mayalayan kimsenin, yirmi dört saat ibadet etmiş gibi bir sonuç elde etmesi de “ispat”ı etkili hâle getirmesindendir. Hayatının her ânını böyle etkili kullanan kimselere, Cennet’in ikram edilmesi de böyledir. “İspat”ı, kendisinden istenilen kıvamda kullanan kimseler, kömürü elmasa çevirmektedirler. Aynı hayatı yaşarlar, biri aynı ham maddeden kömür dizer, diğeri elmas. Kısa bir ömürde, karbon atomlarını elmas meydana getirecek şekilde dizenler, ebedî Cenneti netice verecek bir hasılât elde edeceklerdir.

Görünen âleme gelen her varlık için bir “levha” açılmaktadır. Hayat serüveni bu sayfada kayıtlıdır. Yokluktan varlığa, görünen âleme gelmiştir. “İspat” levhasında kayıtları tutulmaktadır. Yaşadığı hayat serüveni içinde geçirdiği dakikaların bir kısmı “mahv” yokluk sayfasında kaydedilirken, verimli kullanılan kısımlar ise “ispat” sayfasında kayıt altına alınmaktadır. Hayatın her alanında “mahv” ve “ispat” iç içe, bazen de yer değiştirerek var olmaya devam edecektir. İmanla buluşan dakikalar, “ispat” levhasında kaydedilirken; inkâr ile karartılan dakikalar “mahv” levhasında yerini almaktadır. Zaten inkâr kelimesi de nekre yani belirsizlik ifade eden bir kökten gelmektedir. Belirsizlik de bir çeşit yokluk değil midir? Yokluk ifade eden “mahv” levhasında yerini almasından daha tabiî ne olabilir? Olumsuz ve verimsiz kullanılan her dakika böyledir. Yokluk levhasında yerini alır. Çalışanın Allah’ın dostu olmasındaki sır da bundandır. Çalışmak var olmaktır. İspat levhasına adını yazdırmaktır. Vitrine çıkmaktır. Var olmak teşhîre lâyık bir iştir. Yokluk niçin teşhir edilsin ve nesi teşhir edilsin? Adı üstünde, yokluk.

“Levh-i Mahv ve İspat” yani, yazar bozar levhası, bilmemezlikten veya kararsızlıktan ileri gelmez. Belki kaydı tutulan şeyler, sürekli değişmekte olduğundan, bu değişkenliklerin kaydının tutulmasından dolayı ‘var ve yok oluşlar’ vardır.

Sebeplere bağlı olarak gelişen sonuçların, sebeplerinden birinin ortadan kalkması, sonucun ortaya çıkmasına engel olur. Bir bahçenin meydana gelmesi için birçok hizmetin bir arada bulunması gereklidir. Bunların hepsi bir arada olursa bahçe meydana gelir. Meselâ, diğer hizmetlerin tamamını devam ettirmekle birlikte, sadece su verme işi terk edilse, o bahçe meydana gelmez, kurur. Yokluk için bir tek sebep yetmektedir. Ama, sadece su vermekle de bahçe meydana gelmez. Bütün sebeplerin bir arada bulunması gereklidir. İşte bir bahçeye su vermek, belâları def eden bir sadaka gibidir. Sadakanın meydana getirdiği mânevî atmosfer, belânın gelmesine vesile olan birçok sebebi ortadan kaldırmakta, belânın canlanmasını ve hayat bulmasını engellemektedir. Sadaka, belâyı yokluk levhasına gönderip; dostluk, yardımlaşma, sevgi, malından fedakârlık gibi birçok duyguya hayat vermekte ve belânın kurutmaya çalıştığı bu bahçeyi canlandırmaktadır. Bütün bu gelişmeler de yokluk ve varlık ifade eden “mahv” ve “ispat” levhasında yerini almaktadır.

İnsanların keşif ve kerâmetleri, sebepler ve şartlarla sınırlı olan “mahv” ve “ispat” levhalarını görmek, buna dayanarak yaklaşmakta olan iyilik ve kötülükten haber vermektir. Bazen sebeplerin doğru olarak keşfi sebebiyle bunlar doğru olarak çıkmaktadır. Bazen de, sebeplerin değişmesini göremedikleri için ve bilgileri de daha sabit olan “levh-i mahfuz”a çıkamadığından dolayı, arada meydana gelecek değişmeleri ve sebeplerde meydana gelecek boşlukları görememekte, sonuçlarda meydana gelecek değişmeleri hissetmemektedirler. Daha sonra değişecek şartları göremediği için söyledikleri doğru çıkmayabilir. Söyledikleri doğrudur ama eksiktir.

Âlemdeki hadiseler hızla değişse, yok oluş levhasında yerlerini alsalar da, onların kayıt edilen filmleri, ebedî manzaralar olarak misâl ve âhiret âlemlerinde “ispat” levhasında yerlerini almaktadırlar. Ebedî manzaralar olarak kalacaklardır.

Atmosferdeki muhteşem faaliyetler, şimşeklerin gürültüsü, bulutların bir anda fezayı doldurmaları, bir sünger olup yeryüzünü sulamaları; kısa bir süre sonra da bütün bunların ortadan kaldırılıp güneşin gülen yüzünün ortaya çıkarılması muazzam bir “mahv ve ispat levhası”dır. Bunları yapan o harika güç ve kuvvet, dünyayı ve bütün âlemi “mahv” levhasına sarıp, âhiret olarak “ispat” levhasına getirecektir. Ebedî manzaralar olarak, ebedî “ispat” levhalarında teşhir edecektir.

Ali Sarıkaya

25.02.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri