"Gerçekten" haber verir 26 Ocak 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formuİletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Lahika

Âyet-i Kerime Meâli

O gün varılacak yer, ancak Rabbinin huzurudur. Yaptığı ve yapmayıp geri bıraktığı her şey o gün insana bildirilir. İnsan, günahlarını örtmek için özürlerini ortaya koysa bile, kendi kendisinin şahididir.

Kıyamet Sûresi: 12-15

26.01.2009


Mûsibet, cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir

Tekrar biri sordu: “Mûsibet, cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir. Hangi fiilinizle kadere fetva verdirdiniz ki, şu mûsibetle hükmetti?

Mûsibet-i âmme ekseriyetin hatâsına terettüp eder. Hazırda mükâfatınız nedir?”

Dedim: “Mukaddemesi üç mühim erkân-ı İslâmiyedeki ihmalimizdir: salât, savm, zekât.

“Zira, yirmi dört saatten yalnız bir saati, beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi. Tembellik ettik; beş sene yirmi dört saat talim, meşakkat, tahrikle bir nev'î namaz kıldırdı. Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık; kefâreten beş sene oruç tutturdu. Ondan, kırktan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekât istedi. Buhl ettik, zulmettik, O da bizden müterakim zekâtı aldı. “Amelin karşılığı kendi türünden birşeyle verilir.”

“Mükâfat-ı hâzıramız ise: Fâsık, günahkâr bir milletten, humsu olan dört milyonu velâyet derecesine çıkardı; gazilik, şehadetlik verdi. Müşterek hatâdan neş’et eden müşterek mûsibet, mâzi günahını sildi.”

Yine biri dedi: “Bir âmir, hatayla felâkete atmışsa?”

Dedim: “Mûsibetzede mükâfat ister. Ya âmir-i hatâdarın hasenatı verilecektir; o ise hiç hükmünde. Veya hazine-i gayp verecektir. Hazine-i gaybda böyle işlerdeki mükâfatı ise, derece-i şehadet ve gaziliktir.”

Baktım, meclis istihsan etti. Heyecanımdan uyandım. Terli, elpençe yatakta oturmuş, kendimi buldum. O gece böyle geçti.

Sünûhat, s. 62, (yeni tanzim, s. 154)

***

(beşerde insan sûretinde şeytanın vekili olan ruh-u gaddar, fitnekârane siyasetiyle cihanın her tarafına kundak sokan el-hannas) der veya dedirir: “Siz kendiniz de dersiniz ki: Mûsibete müstehak oldunuz. Kader zalim değil, adalet eder. Öyleyse, size karşı muâmeleme razı olunuz.”

Şu vesveseye karşı demeliyiz: Kader-i İlâhî isyanımız için mûsibet verir. Ona rızâdâde olmak, o günahtan tevbe demektir. Sen ey mel’un! Günahımız için değil, İslâmiyetimiz için zulmettin ve ediyorsun. Ona rıza veya ihtiyarla inkıyad etmek—neûzü billâh—İslâmiyetten nedamet ve yüz çevirmek demektir.

Evet aynı şeyi—hem mûsibettir—Allah verir, adalet eder. Çünkü günahımıza, şerrimize zecren ondan vazgeçirmek için verir. O şeyi aynı zamanda beşer verir, zulmeder. Çünkü, başka sebebe binaen ceza verir. Nasıl ki düşman-ı İslâm, aynı şeyi bize icra ediyor. Çünkü Müslümanız.

Sünûhat, s. 98, (yeni tanzim, s. 235)

***

..suâl: Bâzı eşhâsın hatâsından gelen bu mûsîbet, bir derece memlekette umumi şekle girmesinin sebebi nedir?

Elcevap: Umumî mûsîbet, ekseriyetin hatâsından ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın o zâlim eşhâsın harekâtına fiilen veya iltizâmen veya iltihâken taraftar olmasıyla, mânen iştirak eder, mûsîbet-i âmmeye sebebiyet verir.

Sözler, s. 158, (yeni tanzim, s. 279)

Lügatçe:

terettüp: Sıralanma, sonuç olarak çıkma.

mukaddeme: Öncü kuvvet.

mûsibet-i âmme: Umumî mûsibet.

ekseriyet: Çoğunluk.

erkân-ı İslâmiye: İslâmın rükûnları, şartları.

salât: Namaz.

savm: Oruç.

Hâlık Teâlâ: Yüce Yaratıcı.

müterakim: Teraküm etmiş, birikmiş.

buhl: Cimrilik, pintilik, el sıkılığı.

mükâfat-ı hâzıra: Hazır olan, mevcut olan mü- kâfat.

hums: Beşte bir.

velâyet: Velilik.

şehadetlik: Şehitlik.

neş’et: Doğma.

âmir-i hatâdar: Hatalı idareci.

hasenat: Güzellikler, iyilikler.

hazine-i gayp: Gayb hazinesi, var olan fakat görünmeyen hazine.

derece-i şehadet: Şehitlik derecesi.

fitnekârane: Fitne çıkararak.

el-hannas: Şeytan.

iltizâmen: İltizam yoluyla. Gerekli bularak, gerekli görerek.

26.01.2009


O’nu pek çok sevmeli

“Cenâb-ı Hak şu dünyayı insan için, insanı da kendisine ibadet etmesi için yaratmış.”

İman sahibi insanlar Allah’ı çok sevmeli ve O’na karşı kusur işlemekten çok korkmalı. Bu sevmenin ve korkmanın en belirgin emaresi ise, O’nun emirlerine uymak ve nehiylerinden yani yasaklarından kaçınmaktır.

Emirlerin başta geleni ise ibadettir.

İman eden, ibadet eder.

Zaten ibadet, imanın hayata uygulanışıdır. İbadetle ve itaatle hayatlandırılmayan bir hayat, zayıflar, nuru söner ve zamanla da kaybolur; ziyan olur gider.

Bir insan için düşünülebilecek en kötü hâl, en karanlık hayat tarzı da budur: İbadetten nasibini alamayan bir hayata sahip olmak.

İbadet bir paratoner, bir emniyet supabı; günah sağanağına karşı da şemsiyedir âdeta.

Her gün yüzlerce günahın hücumuna uğrayan mü'min, imanını, ancak Allah’a kulluğunu göstermekle kurtarır.

Günahlardan kaçınmak da ibadettir.

Rabbimiz, insanı sınırsız duygu ve kabiliyetle yaratmış. Kendisine ihsan edilen duygularını kontrol altına alması ve istidatlarını Allah’ın rızası dairesinde kullanması, insanın halis bir kulluk mertebesine yükselmesi de ibadetle mümkün olur.

İbadetini aksatmadan yerine getiren insanda huzur olur, mutluluk olur. Kalbi ferah olur ve görevini yapmış olmanın sevincini hisseder ruhunda. İbadet, insanın şahsî hayatını da disiplin altına alır. Kendini günlük hayatın akışına terk etmez. Yemesi, içmesi, yatması, kalkması, düşünmesi, konuşması hatta susması bile ölçülü olacağından, iş hayatı ve çevresiyle olan münâsebeti belli bir intizam çerçevesinde olacaktır. Yaydığı güven ve huzur hâlesi, çevresini de saracaktır dalga dalga.

Peygamber Efendimizin (asm) “Her maruf şey, sadakadır” hadisi, ibadetin dairesini genişletmektedir. Meselâ:

Allah’ın emirlerini, İslâm’ın hakikatlarını bildirmek ve yayılmasına vesile olmak sadakadır. Yol göstermek sadakadır. Rahatsız edici şeyleri yoldan kaldırmak sadakadır. Zayıflara, hastalara, düşkünlere yardım etmek sadakadır. Güler yüz, yumuşak söz sadakadır. Sadaka ise ibadettir. Rabbimizin affına ve merhametine vesiledir.

Maksadı Allah’ın rızası olan insanın oturması da, kalkması da, eğitimi de, çalışması da; hatta uyuması bile ibadettir.

Bir hadis-i şeriflerinde Hz. Peygamberimiz (asm):

“Ramazan gelip geçip de kendini affettirmeyenin burnu yerde sürünsün. Anne babası yanında ihtiyarlığa ulaşır da onlar sebebiyle Cennete gitmeyenin burnu yerde sürünsün” buyurmaktadır.

Evet. Ramazanı ihyâ ibadet olduğu gibi; ana babaya izzet, ikram, itaat de ibadettir. İbadet ise, Rabbimizin affına, merhametine ve Cennete dahil olmaya vesiledir.

Biliyoruz ki, Rabbimiz bir fenalığa bir günah yazarken bir iyiliğe, güzel bir davranışa on sevap ihsan ediyor. Bu, bazen onları, yüzleri, binleri buluyor. Yani Cenâb-ı Hak mü’mine Cennet kapısını aralamış.

Cenneti bize vaad eden Cenâb-ı Hak, “Vermek istemeseydi, istemek vermezdi.” Yani Cenneti arzulama duygusuyla bizi tanıştırmazdı.

Kalpleri Allah sevgisiyle çarpan, Mevlâ’ya mecnûn, Cennete meftûn insanların meydana getirdiği topluluğun mutlu ve huzurlu olacağına şüphe yok.

Ümit ederiz ki: Allah’ın (cc) rahmeti, bereketi ve affı böyle bir topluluğun üzerine yağmur gibi yağar.

Dünya ve ahiret saâdetine gark olur güzel insanlar…

26.01.2009


Barla’dan çıkan nur Barla’dan çıktı büyük cengâver

İmanı, zalimleri etti zîr-ü zeber

Ra’d gibi âlemi kapladı serâser

Ömrünü verdi, gönülleri kapladı

Merdâne savundu hiçbir şeyden korkmadı

Ünvan, şan, şöhret hiçbir şeyi takmadı

Rehber oldu, zindanlara sığmadı

Bahadır bir kalp, parlak bir zekâ

Oyunları bozar, büyük bir vefa

Yalan nedir bilmez, saf bir kuvâ

Uzun zaman oldu o üstad hâlâ

Bahr-i umman gibi yazdı Sözler’i

Aşk ile yandırdı fethetti gönülleri

Rüyada çokça gördü Peygamberi

Lütf-i kerem edildi Kur’ân ilimleri

Ayna oldu, çoğaldı nur kalemleri

Dağvârî büyüdü kurtardı nesilleri

Adı büyük, kendi büyük Üstad Hazretleri

FARUK BAHADIR ÖNAL

[email protected]

26.01.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır