05 Mart 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR Mobil İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Dizi Yazı

Komutan ‘eşinin başını aç’ dedi

1988 yılında yaş kararıyla ordudan ihraç edilen eski kıdemli üsteğmen Mehmet Yüksel Güneş, 28 Şubat sürecinde komutanının "Eğer eşinin başını açarsan ortada bir sorun kalmaz" dediğini ifade etti.

Ne zaman ve ne şekilde ordudan ihraç edildiniz?

Ağustos 1998 yılında Konya Personel Okulu’nda Kıdemli Üsteğmen olarak görev yaparken YAŞ kararları ile ihraç edildim. İhraç kararından önce de bir iki defa çağrılıp ikaz edilmiştik. O zaman beni ikaz etmek isteyen komutanlarım, “Mehmet seni tanıyoruz. Çalışkansın, dürüstsün, önemli bir askerimizsin. Ama hareketlerine dikkat etmelisin” diye uyarmışlardı. Ben de tabiî ki hangi hareketimden dolayı ikaz edildiğimi ısrarla sordum. Konuştukça asıl konuya gelindi. Bana eşimin başörtüsünden dolayı ikaz edildiğim ve eşim başını açtığı takdirde ortada bir sorun kalmayacağı söylendi. Yani tamamen eşimin tesettüründen dolayı orduda disiplinsizlikle suçlanmıştım. Halbuki o güne kadar çok sevilen ve üstün hizmetler veren bir askerdim. Komutanlarımız da bunu defaatle söylemişlerdi. Netice itibariyle biz tabiî ki bu akıl almaz teklifi kabul etmedik. Eşim başını açmadı. Bunun üzerine de 4 Ağustos 1998’de 14 yıllık askerlik görevimizden tek bir kararla ihraç edilmiş olduk.

Görev süreniz boyunca dindar olmanızdan dolayı bir sıkıntı yaşadınız mı?

Şimdi bir asker orduya katıldığı zaman önce bakılıyor, kendisinde yahut ailesinde herhangi bir İslâmî emare var ise, yani tesettür, sakal, gümüş yüzük, eşinin veya annesinin başı kapalıysa, babası sakallıysa, vs... bu hemen “Şüpheli Sakıncalı Personel” olarak fişleniyor. Derhal potansiyel bir suçlu ve tehlikeli personel statüsüne alınıyor. Bu noktada hafiyeler devreye giriyor. Bu insanlar sizi 2 yıl boyunca sürekli takip ediyorlar. Her attığınız adım takip ediliyor. Evinize ziyaretler yapılıyor. Bu ziyaretlerde aile yapınız, eviniz inceleniyor. Size kritik sorular soruluyor. Meselâ Yarbay bir amirimiz evimize ziyarete gelmişti. 6 yaşındaki çocuğuma Atatürk’le ilgili, din ile ilgili sorular sordu sürekli olarak. Şimdi biz yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkeyiz. Eğer bir insanımızda İslâmî bir emare ararsanız iki yıl boyunca, illaki birşeyler bulursunuz. Ya namaz kılar, ya oruç tutar, ya camiye gider, ya bir türbeye gider duâ eder. Ya da ailesinde muhakkak dindar insanlar bulunur. Özellikle bu hafiyeler de üstlerine elleri boş bir raporla gitmemek için ne bulurlarsa yazarlar. O insanı attırmak için ellerinden geleni yaparlar. Sözkonusu sicil formunda meselâ “sosyal durumu” şeklinde bir madde var. Sicil amirinin insafına kalmış bunu nasıl dolduracağı. Burada özellikle içki içer mi, içkili toplantılara, balolara katılır mı gibi kriterler sözkonusu. Yani özellikle orduda sadece böyle insanlar bulunsun istiyorlar. Yani orduda dini hassasiyeti olan insanlar bulunmasın arzu ediyorlar. Her halde ilerde bir ihtilâl yaparsak eğer, bu kişiler sorun çıkarır diye düşünüyorlar. Halbuki İngiliz ordusunda, Amerikan ordusunda dindar subaylar var. Bunlar her türlü inançlarını ve ibadetlerini açıktan yerine getirebiliyorlar. Din subayları bile var. Bu orduların hiçbiri bu sebeple batmadı. Bizim ordumuz neden dinden bu kadar korkuyor? Ben harb okuluna yazılırken bana böyle bir şeyden bahsedilmemişti. Yani bir gün namaz kıldığım için yahut eşim kapalı olduğu için ihraç edileceğim söylenseydi, ben hiç bu okula yazılmazdım. Sırf eşim kapalı olduğu için o dönemin hükümetinin yanlısı olduğumuz iddia edildi. Komutanlarım “Biz senin aslında bu siyasî görüşe sahip olmadığını biliyoruz. Ama biz de üzülerek bunu sana söylemek durumundayız.” diyorlardı. Bazı komutanlar da sırf sicil almak için ve rütbe yükseltmek için kendi komutası altında hiç dindar insan bırakmamaya özen gösteriyorlardı. Birilerine hoş görünmek için bunu yapıyorlardı. Bu uğurda da bizim gibi iyi askerleri de harcadılar. Nitekim o zaman kimin komutasında eşi tesettürlü asker yoksa o daha çok yükselme şansı yakalıyordu. Bize yapılan ikazlardan birinde “Eşinizin kıyafeti çağdaş Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırıdır” denilmişti. Ben de bunu red ettim tabiî. Zira hiçbir kanunda bu yazmaz. Tamamen hukuksuz ve gayri kanunî bir gerekçe. 28 Şubat sürecinin etkisiyle böyle bir furya başlamıştı. Halbuki o zamandan önce benim eşim rahatça ordu evlerine giriyordu, hatta düzenlenen bir çok organizasyona da katılabiliyordu. Ancak 28 Şubat sürecinin etkisiyle herşey birdenbire değişti. Eşim öğretmendi, öğretmenlik yapamamaya başladı. Bununla kalmadılar beni de eşimin tesettürü sebebiyle ihraç ettiler. Atılmamdan hemen sonra Albay lojmanda benim evime ziyarete geldi. “Ne ben ne de Tümgeneralimiz senin atılman için herhangi bir girişimde bulunmadık. Bu tamamen yukarıdan kaynaklanan bir karardır” dediler. Halbuki benim 1. ve 2. Sicil Amirlerimin raporu olmadan atılmam tamamen illegal bir durumdur. Zira 1. ve 2. Sicil Amirlerim iki defa bana 60’tan aşağı sicil notu verirse, işte o zaman ancak atılabilirim. Şimdi Albay’ım ve Tümgeneral’im öyle bir talepte bulunmadıklarını ve düşük sicil notu vermediklerini söylüyorsa, burada ciddî illegal bir durum sözkonusudur. Demek ki askeriye içinde kuralları ve herşeyi hiçe sayan bir zihniyet, bu atılmaları sağlıyor. Bir diğer hukuksuz durum da şöyleydi. Normalde bizim atıldığımız YAŞ toplantısı Cuma günü yapıldı. Bu kararlar yasalar gereği Cumhurbaşkanı’nın imzası olmadan yürürlüğe girmez. Halbuki bize YAŞ’ın olduğu gün “Tedbirinizi alın, hazırlığınızı yapın atıldınız” şeklinde bir bilgi geldi. Yani daha Cumhurbaşkanı onaylamadan bu karar kesinleşmiş oldu. Nitekim Cumartesi günü de resmen tebliğ ettiler. Cumhurbaşkanının onayına bile gerek görmediler. Bu da hukuksuzluğun ve haksızlığın en bariz örneğidir...

Sonradan hakkınızı aramak için birşeyler yaptınız mı?

Ben atıldıktan sonra Bilgi Edinme kanunu çıktığında, bir dilekçe vererek atılma gerekçemi sordum. Bana kanun gereği bir cevap yolladılar. Cevapta YAŞ kararı ile atılma gerekçelerimin bulunduğu bir belge ulaştırıldı. Ancak belgenin neredeyse her tarafı karalanmıştı. Sadece kısaca “İslâmî devrim yanlısı olmanız sebebiyle” şeklinde bir ibare vardı. Belgenin her tarafının neden karalanmış olduğunu soran bir dilekçe daha gönderdim. Bunların devlet sırrı kapsamına girdiğinden ve gizli olması sebebiyle karalandığını söylediler. Halbuki bunlar benim ordudan atılma gerekçelerim. Atılan benim ve bu benden nasıl gizlenebilir. Bu nasıl bir devlet sırrı olabilir.

UMUT YAVUZ

[email protected] YARIN: İNANÇ HÜRRİYETİNİ GURBETTE TATTILAR




Gündemin nabzını tutmak için tıklayın!
www.sentezhaber.com

PAŞALAR YARGILANDIKLARINA ŞÜKRETSİN

Ordudan atılmış bir Türk Silâhlı Kuvvetleri

mensubu olarak hisleriniz nedir? Peygamber ocağı olarak bilinen bir kurumda bu tür bir muameleye maruz kalmanızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında bu zihniyet ordumuzda her zaman vardı. Ne zaman bir sağ iktidar hükümete gelse, orduda bir rahatsızlık oluşur. Ordumuz sağ iktidarları sevmiyor. Bunun kendilerine “Atatürk’ten ve İnönü’den bir miras olarak kaldığını” iddia ediyorlar. Hatta Abdullah Öcalan’ın Ecevit döneminde yakalanması da bence bir sol iktidarı parlatmak için yapılmış olabilir. Çünkü ordu sağ iktidarları istemiyor. Şimdi EMASYA deniliyor... 28 Şubat’la birlikte başladığı sanılıyor bunun. Halbuki bu süreçten önce de EMASYA vardı. Bu EMASYA toplantılarına biz de katılmak durumunda kalıyorduk. O zaman bizlerden dinî yayınları, radyoları takip etmemiz, camileri denetlememiz ve etrafımızdaki başörtülüleri, namaz kılanları fişlememiz isteniyordu. Ne yazık ki dindar bilinen subaylar bile, sırf rütbeleri ellerinden gitmesin diye, bu fişleme ve denetleme faaliyetlerine destek veriyorlardı.

Şimdi yine Ergenekon, günlükler ve darbe planları sebebiyle yüksek rütbeli askerlerin ve generallerimizin gözaltına alındığına ve sorgulandıklarına şahit oluyoruz. Ben buradan Paşalara seslenmek istiyorum. Bence hakim önüne çıkarıldıklarına şükretmeliler. Zira bizim öyle bir şansımız da olmamıştı. Bizi yargılamadan, sorgulamadan ihraç ettiler. Benim gibi yaklaşık 2 bin tane subay atıldı bu şekilde... Şimdi bence gitsinler paşa paşa ifade versinler. Hatta itiraf etsinler darbeci olduklarını. Bunu inkâr etmesinler. Zira böylesi daha onurlu bir davranış olur.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ALLAH ALLAH DEDİĞİMİZ İÇİN ATILDIK

Genelkurmay Başkanı “Allah Allah” diyen bir

ordumuz olduğunu söylemişti halbuki...

Sayın Genelkurmay Başkanı “Allah Allah” diyen bir ordu bunları yapmaz diyor. Halbuki biz tam da “Allah, Allah” dediğimiz için ordudan atılmıştık. Benim gibi binlercesi bu sebeple atıldılar. Yine sayın Genelkurmay Başkanı orduya karşı “asimetrik psikolojik harekât” yapıldığını iddia ediyor. Ama sayın Genelkurmay Başkanım ordumuz bu tür uygulamalarıyla kendi kendine asimetrik psikolojik harekât yapmış olmuyor mu? Ordunun imajı ve güvenilirliği bu şekilde sarsılmıyor mu? Siz şimdi bizim gibi ordudan atılanları ve bunların yakınlarının ordu hakkındaki düşüncelerinin ne kadar sarsılacağını ve zedeleneceğini bir düşünün. Ordunun ülkemizde itibarı yüksek deniliyor. Evet yüzde 70-80 civarındadır. Yüksek görünür. Ama esasında ordu gibi önemli bir kurumun itibarının ve saygınlığının yüzde 100 olması gerekmez mi? Zira hangi siyasî görüşten olursa olsun bütün vatandaşlarımızın bizzat hizmet verdiği ve gönülden bağlı olduğu yegâne kurumdur. Bence itibar ve güvenilirlik yüzde 70’lere düşmüşse, ordumuzun bunu kendisine sorması gerekir, bu insanlar neden bize inanmıyor, güvenmiyor diye... Bize bu zulümleri yapan ve bizi haksız yere sırf dindar olduğumuz için ihraç eden kendi ordumuz... Bunu bir CIA ve MOSSAD yapmadı. Ordumuz bu şekilde kendisini din düşmanı konumuna sokmaktadır. Bence bu durumun düzeltilmesi için derhal YAŞ ile ihraç edilenlerin önce yargı önüne çıkarılıp, yargılanma ve savunma haklarının verilmesi gerekir. Daha sonra ise haklarının ve itibarlarının iade edilmesi şarttır.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

05.03.2010

 
Sayfa Başı  Geri


Önceki Dizi Yazı

  (04.03.2010) - SIRF BAŞÖRTÜLÜYÜM DİYE ÜNİVERSİTEDE ÇALIŞTIRILMADIM

  (03.03.2010) - BİR NESİL ZORUNLU HİCRET YAŞADI

  (02.03.2010) - Katsayının hedefi, kast sistemi

  (28.02.2010) - Türkiye’nin kalbine saplanan postmodern darbe

  (14.02.2010) - Yakın istikbalin hür ülkesi Türkıye’ye hoşgeldınız

  (13.02.2010) - İslâm, her türlü kolaylığı tanır

  (12.02.2010) - ‘Yeni Asyabizim için çok önemli’

  (11.02.2010) - Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yok

  (10.02.2010) - YAŞAYAN FOSİLLER ÜLKESİ

  (09.02.2010) - Devlet vatandaşın ayağına gidiyor

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu

Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.
Kurumsal Linkler: Risale-i Nur Kongresi - Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim oktay usta yemek tarifleri Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl