08 Temmuz 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Basından Seçmeler

Başbuğ bize bunları da anlatsın

TÜRKİYE Cumhuriyeti vatandaşı olarak, karşısındaki zavallının içler acısı halinden ziyade, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’u izlerken inanın çok üzüldüm. Teröristle mücadelenin 26 yıldır hangi zihniyete emanet edildiğini düşündükçe kahroldum.

Bir kez daha anladım, bu kafayla, asla teröristi alt edemezsiniz. Olsa olsa kan ve doku testi yapan Hıfzısıhha Enstitüsü’ne temsilci atarsınız.

Düşünün, bir genelkurmay başkanı, TSK içindeki aymazlıkları, istihbarat zaaflarını, cuntacıları haberleştirenler için “Türk kanı taşıdıklarına inanmıyorum” diyebiliyor.

Merak ediyorum, “Türk halkı öyle karaktersiz ki kandil oldu mu bin mesaj geliyor” diyen paşanın damarlarında akan nedir, Türk kanı mı?

Pimi çekilmiş el bombasıyla 3 askerin şehit olmasına yol açan komutanın damarlarında akan kana ilişkin bir fikriniz var mı?

7 askerin şehit olduğu Çukurca’da MKE yapımı mayınları yerleştiren komutanların kan testini yaptınız mı?

PKK’nın döşediği mayını eliyle imha etmesi için üsteğmene talimat vererek ölümüne yol açan komutanın Türk kanı taşıdığını düşünüyor musunuz?

Dağlıca’da ana kuzuları şehit olurken düğünde eğlenen ve kaya dibinde pusan komutanların damarlarında akan sıvıyla ilgili düşünceniz nedir?

Gece yarısı sınırda dolaşan 50-60 kişilik terörist grubu çoban sandıklarını söyleyen komutanın damarlarına baktınız mı?

Askeri helikopterle uyuşturucu taşıyan komutanların damarlarındaki hangi kana sığındıklarını biliyor musunuz? Listeyi uzatırsak, bilin, kan testinde sınıfta kalırsınız. Ayrıca, bu tür ifadeler, hakaretin de ötesinde “ayrımcılık” suçudur.

Sadece kan testi mi?

Haklarında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen Ergenekon davası sanıklarıyla ilgili beyanları, en basit anlatımla adil yargılamayı etkileme suçudur.

Hele, şu laflar tam evlere şenlik: “26 yılda teröristlerin 30 bini etkisiz hale getirildi. 10 bin de yaralı, teslim olan var. Toplam 40 bin. Örgütün dağ kadrosu yıllara göre değişiyor, ortalama 6 bin diyoruz. Şu anda 4 bin civarındadır. Ortalama 6 bin dersek, 30 bini 6’ya bölerseniz, 5 bin çıkıyor. Matematiksel olarak baktığımızda 26 yılda, güvenlik kuvvetleri 5 defa PKK terör örgütünü bitirmiş, bu bir tespittir.”

İnanın, bu işlemi, bir ilkokul çocuğu yapsa, hem şamarı yer, hem sınıfta kalır. Anlaşılan komutanın, bu yaştan sonra yeniden dört işlem kursuna tabi tutulması gerekecek. Şu ana kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısını mevcut terörist sayısına bölerek terörün 26 yıl içinde 5 kez sıfırlandığını söylemek için herhalde genelkurmay başkanı olmak gerekir.

Türkiye, bunu hak etmiyor.

Paşanın bir de 28 Ocak 2008 tarihli “Darbe planı için neden 2009 seçildi?” başlıklı yazımla ilgili verdiği cevap var. Bu konuda hazırlıklı geldiği ve dakikalarca konuştuğu dikkate alınırsa, sorunun sipariş olma ihtimali yüksek gibi.

Daha önce de Ergenekon yandaşı yazarlar, bu yazım üzerinden fırtınalar koparmıştı. Mesela; paşanın son konuştuğu gazetecilerden Sabahattin Önkibar, yazım üzerine “Bu gazetecileri kim kullanıyor” diye yazanlardan biriydi. Bu yazarların esin kaynağını şimdi daha iyi anlıyorum.

Lafı daha fazla uzatmak da anlamsız...

Türkiye, çağdaş demokrasiyle yönetilen gerçek bir hukuk devleti olsa, Başbuğ bugün emekliydi, yarın en basitinden adil yargılamayı etkileme ve ayrımcılık suçlamasıyla yargı önüne çıkarılırdı.

Şamil Tayyar / Star, 7.7.2010

08.07.2010


Türkler de insan...

GALİBA buna hakikaten inanıyorlar. “Türk” olmanın, insan olmaktan farklı bir şey olduğuna yani... “Türk” doğanların vakitsiz ölmeyi hak ettiğine, “Türk” doğmanın, bir nevi öldürme ehliyeti anlamına geldiğine inanıyorlar. “Türkiye’de askerlik bir vatan borcu” diyor General; kendinden ziyadesiyle emin. Öyle ya, askerliğin her ne hikmetse “vatan borcu” olmadığı başka vatanlara hiç benzemez burası; her “Türk” asker doğar, her “Türk” vatanına borçlu doğar ve bu borcu seve seve, gani gani öder.

General de, “dünyanın neresinde askere davulla zurnayla gönderilen var” diye soruyor nitekim. Haklı tabii, hangi “Türk” asker olmak için can atmıyor ki bugün; gidip Şırnak’ta, Şemdinli’de ölüp öldürerek vatan borcunu ödemek istemeyen bir “Türk”e rastladınız mı hiç? Hangi “Türk” askerden kaçmak ister, hangi “Türk” bedelli çıksın diye uğraşır, hangi “Türk”ün vicdanı, askerliği reddedebilir, hangi “Türk” sırf askere gitmemek için, o üniversite senin, bu üniversite benim dolaşır? Haşa, olmaz öyle şey.

Hem hangi “Türk”ün babası, oğlu bu vatan için ölsün ve öldürsün istemez ki... Oğlu, ölümlerin daha az olduğu bir yerde askerlik yapsın diye kudretlilerin kapısını aşındıran bir “Türk” babası gördünüz mü siz hiç? Oğlunu “sıcak” bölgeye askerlik yapmaya göndermeyen tek bir kudretliye rastladınız mı bu memlekette? Hangi “Türk”ün tezkere için gün saydığına tanık oldunuz, söyleyin; bir “Türk” anasının, askerden tabutu dönen oğlunu “vatan sağolsun” diye karşılamadığı vaki midir, mümkün müdür?

Galiba, buna hakikaten inanıyorlar... Suigeneris bir toplum olduğumuza yani... Kendi genus’umuz var sanki, kendi özgün türümüz var; öyle askerliğin bir “vatan borcu” olmadığı diğer milletlere hiç benzemeyiz biz; asker milletiz asker; “ordu-millet ilelebet elele” bu ülkede... Başka türlüsü genus’umuza uymaz. Hiç merak etmeyin, bu generaller de zaten, asla genus’umuzla oynatmaz.

“İnsan” milletler de var

Kendisini, giderayak daha da yıpratmaktan başka ne işe yaradığını pek anlayamadığım o talihsiz mülakatında, ağzından dökülen kelimelerin manasından bağımsız bir refleks ve sekansla kah gülüp kah somurtan Genelkurmay Başkanı’nı izliyordum önceki gece.

Ordudaki toplam erbaş ve er 430 bin civarındaymış; öyle söyledi. Sonra “Bunları uzman hale getirmek doğru değil artı mümkün de değil” deyiverdi.

Niye mümkün değil? Cevabı tuhaftı:

“Türkiye’de askerlik bir vatan borcu. Yani Türk ordusunun belkemiğini Mehmetçik oluşturuyor. Mehmetçiğin yerini hiçbir şeyle dolduramayız. Dünyanın neresinde askere davulla zurnayla gönderilen var?”

Eh, davul-zurna çalınca, iş başka, tabii... diyordum ki, General’in son cümlesi geldi:

“Bu sistemle oynamaya kalkarsanız, orduyla millet arasındaki bağı da kopartırsınız.”

Ağızdaki baklaydı bu cümle; Türkiye’de profesyonel ordu fikrine direnenlerin, vicdani retçiliği “suç” sayanların, ölmeyi-öldürmeyi bize “vatan borcu” diye belletip, kendilerini yakmayan bir ateşi “en büyük asker, bizim asker” diye avutulan gencecik erlerin bedenleriyle sürekli tazeleyenlerin, bu savaş hiç bitmesin isteyenlerin itirafıydı.

Profesyonel ordu, “Biz asker milletiz” propagandasını imkansız kılacak, omzu kalabalıkların siyasi nüfuzunu kıracak ve hepsinden önemlisi, “vatan borcunu” ödeyenlerin canı üzerinden savaşın rantını yiyenlerin saltanatına son verecek bir adım hakikaten...

Orduyu, milletin vergileriyle ödenen ücreti karşılığında görevini ifa eden ve iyi ifa etmediği zaman da, bunun hesabını yine millete veren bir devlet kurumuna dönüştürecek, yani orduyla millet arasındaki o sağlıksız hiyerarşiyi kıracak bir adım.

General’i dinledikten sonra merak ettim; bizim gibi “asker” millet olmayan, askerliği “vatan borcu” saymaktan vazgeçmiş kimler var diye araştırdım. Halihazırda dünyada seksen beş ülkede askerlik, büyük ölçüde “gönüllülük” esasına dayanıyor. Bu “insan” milletlerde, zorunlu askerlik ya tümden kalkmış ya da “sivil” nitelikli sembolik bir savunma eğitimine indirgenmiş durumda.

İsrail elden gidiyor mu

Sonra, dünkü Haaretz gazetesinde, bizim gibi “asker” milletlerin başından hiç eksik olmayan buyurgan generallerin nasıl karşılayacağını merak ettiğim bir haber okudum.

Malum, her “Türk” gibi her İsrailli’nin de “asker” doğduğuna inanılır. Kadın-erkek bütün vatandaşları zorunlu askerlik hizmeti yapan İsrail, dünyanın en militer toplumlarından biridir.

Ama İsrail bile “gönüllü ordu” için ilk adımları atmaya hazırlanıyor artık, İsrail Maliye Bakanlığı, ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlikten muafiyet yaşının 35’ten 24’e indirilmesine ve erkeklerin zorunlu askerlik hizmeti süresinin altı ay azaltılmasına ilişkin bir taslak üzerinde çalışıyor.

Haaretz’de yazan Açık Üniversite Öğretim Görevlisi Yagil Levy ise bu hazırlığın birkaç adım ötesini şöyle tarif etmiş: “işin aşamalı olarak varacağı nokta, tümüyle gönüllülük esasına dayalı ya da profesyonel bir ordunun kurulmasıdır.”

İsveç, 1 Temmuz 2010 itibariyle, 109 yıllık zorunlu askerlik hizmetine resmen son verip, profesyonel orduya geçtiğini ilan edince kimse şaşırmadı. Her İsveçli’nin “asker” doğmadığını içten içe biliyormuşuz demek ki...

Her İsrailli’nin anasının karnından “vatana borçlu” bir halde çıkmaktan kurtulması ise o kadar kolay olmayacaktır kuşkusuz. İsrail’in suigeneris bir yer olduğunu hatırlatıp, “İsraillinin genus’uyla oynatmam arkadaş” diyerek profesyonel ordu fikrine sonuna kadar direnecek çok İsrailli general var nitekim; Araplarla “sürekli” savaş isteyen sivil-asker çok “general” var İsrail’de. Ama inanın, “asker” millet olmaktan çıkmak isteyen İsraillilerin sayısı da hiç az değil. Onlar da insan zira ve bizim gibi onların da birçoğu, her şeye rağmen, bunun farkında.

Yasemin Çongar / Taraf, 7.7.2010

08.07.2010

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Son Dakika Haberleri

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.