14 Temmuz 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Aile-Sağlık

Serinlemek kâbusunuz olmasın

YAZ geldi ve sıcak havalar kendini belli etmeye başladı. Sıcak yaz günlerinde serinlemek isteyenler havuzlara koşuyor.

Ancak temizlik şartlarına dikkat edilmediği takdirde, serinlemek hayatımızın kâbusu haline gelip sağlığımızı olumsuz şekilde etkileyebiliyor. Özellikle havuzlardan bakteri kapıp, enfeksiyonlara yakalananların sayısı çok fazla... İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Nafiz Karagözoğlu, havuzlarda başta temizlik şartlarına çok dikkat edilmesi gerektiğini belirterek birçok noktanın altını önemle çizdi.

Havuz yerİne ‘denİz’İ tercİh edİn…

“Havuz suyu yerine deniz suyunu tercih edin. Çünkü havuzlar insanların ortak kullandıkları bir alan olduğu için hastalık bulaştırmada etkili olabiliyor” diyen Dr. Karagözoğlu, şunları söyledi: “ Havuzların herkes tarafından bilinen çok önemli iki özelliği vardır. Biri çok kalabalık topluluğun bir arada bulunması; ikincisi de tüm vücuttaki floraların havuz suyuna geçmesidir. Havuza giren kişilerin burun florası, deri üzerindeki bakteriler, idrar yolu akıntıları havuz suyuna karışabiliyor. Bu tip floralar normal özelliklere sahipken, deri üzerindeki mantarlar, çok zararlı bazı bakteriler, yarası olanların yara üzerindeki bakterileri havuz suyuna daha kolay bulaşabiliyor. Çocuklar ve hassas cilt yapısı olanlara bu tür bakteriler daha çabuk zarar verebiliyor. Deniz serinlemek için tercihlerimizin başında yer almalıdır. Bu tür sağlık sorunlarına denizde pek rastlanmamaktadır. Çünkü denizin kendi dezenfeksiyon özelliği vardır. Bunun için deniz suyundan enfeksiyon kapmanız zordur.”

Çocuklarda daha çok dikkat gerekir

Dr. Karagözoğlu, “Havuzlarda büyükler kadar çocuklara da dikkat edilmelidir. Böyle yerlerde insanlar özen göstermiyorlar. Çocuk havuzlarında çocukların idrar yapmaları bulaşıcı hastalıklara dâvetiye çıkarıyor” diyerek sözlerin şöyle sürdürdü: “Bu konuda anne-babaların dikkat etmesi gerekiyor.Özellikle havuz iyi dezenfekte edilmemişse idrardaki hastalıklar bulaşabiliyor. Meselâ viral menenjitler havuz suyuyla daha çabuk bulaşabiliyor. Temiz olmayan havuzlara kesinlikle girmemek gerekiyor.”

14.07.2010


Kalbin gerçek dostu: Hurma

Kalbimizin yeni dostu bulundu: Hurma Bugüne dek kalp ve damar hastalıklarından korunmada elmanın sihirli gücü biliniyordu.

İsrailli bilimadamları kalbin gerçek dostunun hurma olduğunu ispatladı. İsrailli bilim adamları, hurmanın, kalp ve damar hastalıklarından korunmak için önerilen elmadan daha etkili olduğunu açıkladılar. İsrail’de yapılan bir araştırmada, elma ve hurmanın yararları karşılaştırıldı. Hurmanın lif, mineral ve fenol açısından zengin olduğunu söyleyen bilim adamları, elmada daha fazla bakır ve çinko bulunduğunu, buna karşılık hurmada sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve demir miktarlarının elmadan iki kat fazla olduğunu belirttiler. Bilim adamları, düzenli yenilmesi halinde kalp ve damar hastalıkları riskini azaltan bu meyvelerin içindeki yararlı maddelerin daha çok kabuklarında bulunduğunu kaydettiler.

14.07.2010


Boyun ağrısını ciddiye alın

BOYUN ağrısının, fıtık, omurlarda kireçlenme, disklerde bozulma, tümör ve enfeksiyon belirtisi olabileceğini söyleyen uzmanlar uyarıyor.

Özellikle büro işi yapanlarda uzun süre belli pozisyonlarda kalındığı için, işe bağlı boyun ağrısına sık rastlandığını ifade eden Hisar Intercontinental Hospital Fizik Tedavi Uzmanı Prof. Dr. Lütfiye Müslümanoğlu, ‘’Boyun ağrısı çok şiddetli değilse ilk birkaç gün ağrı kesici ilâç alma, boyun ve sırta sıcak veya soğuk uygulama yapmak iyi gelebilir. Bu uygulamalarla geçmezse, uzman hekime başvurmak gerekir’’ dedi. Boyun ağrısından korunmak için bir çok yöntemin uygulanabileceğini vurgulayan Müslümanoğlu, şunları söyledi: ‘’Uzun süre aynı pozisyonu koruyan işler yapıyorsanız, saat başı işinize mola verip, ayağa kalkıp biraz dolaşın, boyun ve sırt egzersizlerinizi yapmaya çalışın. Sırtınızı destekleyen büro sandalyesi kullanın, dik oturmaya çalışın, omuzlarınızla kalçalarınız aynı hizada olacak şekilde oturun. Bilgisayar kullanıyorsanız monitörün göz hizasında olmasına dikkat edin. Gece yatarken boyundaki kavisi destekleyecek orta sertlikte bir yastık kullanın. Dinlenirken ve televizyon izlerken boyun ve sırt bölgenizin düzgün pozisyonda olmasına dikkat edin. Telefonu boynunuzla omzunuz arasında sıkıştırarak konuşma yapmayın. Haftada en az 2 gün 1 saate yakın yürüyün veya yüzün.’’

14.07.2010


Damar tıkanıklığında ‘trombolitik’ tedavi

BEYİNDEKİ damarların tıkanması halinde hayatî tehlike taşıyan damar içi pıhtıların eritilerek damarların açılmasını sağlayan ‘’trombolitik tedavi’’, Sağlık Bakanlığı hastaneleri içinde ilk kez Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uygulanmaya başladı.

Sağlık Bakanlığı Ankara Numune Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nurullah Zengin, kan damarları içindeki tehlikeli pıhtıların eritilerek damarların açılmasını sağlayan ‘’trombolitik tedavi’’ uygulaması olduğunu belirterek, yöntemin akciğer embolizminde, toplar damar pıhtılaşmasında, kalp krizindeki tıkalı koroner damarlarda, beyin damarlarındaki tıkanıklıklarda, bypass cerrahisi yada stent yerleştirilmiş damarlarda, kol ya da bacaklardaki ani oluşan atardamar tıkanıklıklarında uygulandığını ifade etti. Zengin, tedavide özel pıhtı eritici ilâçlar kullanıldığını ve damar hastalıklarının tamamına yakınında bu ilâçların pıhtı olan damarın içine çok ince borular kullanılarak verildiğini anlatarak, şunları kaydetti: ‘’Türkiye’de Sağlık Bakanlığı hastaneleri içinde beyin damarları içindeki tehlikeli pıhtıların eritilerek damarların açılmasını sağlayan pıhtı eritici tedaviyi yapan ilk hastaneyiz. Uygulanan bu yöntem sayesinde beyin damarı tıkanıkları tam olarak ortadan kaldırılabiliyor. Tanısal amaçlı uygulamalarda da rutin olarak yapılıyor. Tedavi amaçlı ise yarısı stent uygulaması olmak üzere 40 civarında hastaya uygulama yapıldı.’’

14.07.2010


Sağlıklı beslenmede kırmızı et önemli

ULUDAĞ Üniversitesi (UÜ) Veteriner Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Tayar, insanların sağlıklı ve dengeli beslenmelerinde hayvansal kaynaklı gıda grubunun bir çeşidi olan etlerin çok önemli yerinin bulunduğunu bildirdi.

Etin içerdiği besin ögeleri, insan organizmasının doku yapım ve onarımında büyük önem taşıdığını dile getiren Tayar, özellikle büyüme, gelişme çağındaki çocuklar, hamileler, orta yaşın üzerindeki yetişkinlerde günlük beslenmede ortalama 100-150 gram etin tüketilmesi gerektiğini kaydetti. Tayar, etlerin A ve B grubu vitaminleri, demir, magnezyum ve çinko gibi mineraller bakımından çok zengin olduğunu belirterek, şöyle konuştu: ‘’Etlerin içerdiği proteinin biyolojik kalitesi oldukça yüksektir. Yani vücut proteinine dönüşüm oranı ortalama yüzde 80-85 olduğundan insan organizması için çok değerlidir. Etler beslenmemizde iyi bir protein kaynağı olarak yer alırlar. Proteinler, vücudun büyümesi, gelişmesi ve hastalıklardan korunması için gerekli olan en önemli besin maddesidir. Et proteini, biyolojik değeri yüksek olan bir proteindir. Ette bulunan proteinlerin kaliteli olmasının sebebi, insan beslenmesi için gerekli olan exogen-aminoasitlerin hepsini yapısında bulundurmasıdır. Bu proteinlerin vücutta emilimi yüzde 97-98’dir. Yani vücutta neredeyse tamamını kullanılır.’’

Bir kişinin günlük alınması gereken proteini bitkisel gıdalardan karşılayabileceğini anlatan Tayar, ‘’Ancak bu durum, vücudun protein ihtiyacının karşılandığı anlamına gelmez. Çünkü bitkisel proteinler, exogen-aminoasitleri bakımından daha fakirdir’’ dedi. Et tüketimindeki düşüklüğün ve buna bağlı protein yetersizliğinin, gelişme bozuklukları ve sağlık problemlerine yol açtığını ifade eden Tayar, şunları kaydetti: ‘’Türkiye’de büyüme geriliği problemlerinin sebebi de proteince zengin gıdalarla beslenilmemesidir. Beyin gelişiminin yüzde 90’ı 3 yaşına kadar tamamlandığı için, enerji ve protein yetersizliği, zeka gelişimini olumsuz etkiler. Bu yüzden beyin gelişiminin sağlıklı olması için çocuk yaşta et tüketimi büyük önem taşıyor. Özellikle demir, ette organizmanın kolay özümseyeceği şekilde bulunur. Bu yüzden kansızlık tedavisinde et fazlaca önerilen bir temel besin maddesidir. Kırmızı et yerine proteinin bitkisel kaynaklardan karşılanması mümkün olabilir, ancak önemli bazı aminoasitlerin vücuda alınması gerekiyor. Bunun için de kırmızı et tüketmek gerekiyor.’’

14.07.2010

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Son Dakika Haberleri

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.