18 Ağustos 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Aile-Sağlık

Bu akşam iftarda pirpirim yiyelim

ŞİVEYDİZ, pirpirim, lolaz, abugannuş, kübban, nohut dürümü, maş piyazı, beyran çorbası… Daha önce bu yemekleri duydunuz mu? Bu mönü Gaziantep yöresine ait yemeklerden sadece birkaçı…

Kübban Restoran sahibi Mehmet Yılmaz, konuklarına çeşitli lezzetler sunduğu Antep mutfağını, gazetemiz için anlattı.

1979 yılında Gaziantep’te küçük bir işletme ile yemek sektörüne giren Mehmet Yılmaz, 1992’de İstanbul’a gelerek Gaziantep lezzetlerini İstanbul halkıyla buluşturdu. Yılmaz ve Faruk Güllü 2007’de birlikte açtığı mekânda, kebap ve tatlıyı aynı yerde konuklarına sunuyorlar.

Kübban restoranın belli bir bölümünde yer alan Güllüoğlu baklavaları, kebap ve tatlıda ustaları bir araya getirmiş.

“Malzemenin hepsi kaliteli olduktan sonra, san'at devreye girer” diyen Yılmaz, kebap için kullandıkları etlerin Balıkesir yöresine ait olduğunu ve mesleğe başladığı yıldan bu yana aynı kasaptan alış veriş yaptıklarını söylüyor. Yılmaz, Balıkesir yöresinin etlerinin en büyük özelliğinin, hayvanların kekikle beslenmeleri olduğunu, bu yüzden de tatlarına farklı bir aroma geçtiğini vurguluyor.

Küçük bir işletme ile işe başlayıp, büyük bir restorana sahip olan Mehmet Yılmaz, başarısının sırrını şöyle açıklıyor: “İşini sevmek, dürüstçe yapmak. Basitçe bir pilav yapıyorsan ya onu lâyıkıyla yapmalı ya da servise hiç konmamalı diye düşünüyorum. Örneğin biz pilavı firik buğdayıyla, sadeyağ ile (tereyağının özü alınarak %99 oranında süt yağı muhtevasına sahip yağ) yapıyoruz. Bunlar lezzet katıyor. Ben bir daha dünyaya gelsem yine bu mesleği seçerim.”

Antep’in yemeklerini başarıyla sunan Yılmaz, Türkiye genelinde 900 küsur yemek çeşidi olduğunu, bu yemeklerin 297 çeşidinin ise Antep yöresinden geldiğini ifade ediyor. 2 bin 500 metrekare kapalı alana sahip restoranın mutfağı 750 metrekare alandan oluşunca, birbirinden lezzetli yemekler de daha rahat ortaya çıkıyor. 900 kişinin ağırlanabildiği restoran, Kübban ismini, Gaziaantep yöresine ait, kabaran bir ekmekten alıyor.

Ramazan mönüsünün açık büfe gibi olduğunu söyleyen Yılmaz, misafirimizin gözü neyi görüyorsa canı onu istiyor diyor. Kübban restoranın kişi başı 47 buçuk lira olan iftar mönüsü şöyle: İftariyelik; siyah zeytin, peynir, hurma, bal, kaymak, helva, mevsim salata, çiğköfte, soslu patlıcan, abugannuş, kavun, karpuz. Ara sıcaklar; içli köfte, Antep dolma, fındık lahmacun. Ana yemekler; Kuzu tandır, alinazik, satırda kıyma kebap, tavuk, firik pilavı. Tatlılar; güllaç ve havuç dilimi baklava. Sınırsız meşrubat, ayran ve Türk kahvesi.

Kübban Restoran sahibi Yılmaz sözlerini şöyle tamamlıyor; “Bizde patron yoktur, ben ustayım. Patron misafirdir, onu memnun etmeyi hedefliyoruz. Eti, malzemeyi en güzelinden alırsın, usulüne uygun hazırlarsın, ama pişerken az geçirse ya da az pişirse lezzet olmaz. Yine her şey iyi olur, ama garson arkadaş bir hata yapar, yine bütün emek boşa gider. Bu işte her aşama çok önemlidir. Biz girişten çıkışa kadar misafirlerimizi en iyi şekilde ağırlamaya çalışıyoruz.”

18.08.2010


Güneş lekeleri kendiliğinden düzelmiyor

Uzmanlar, halk arasında ‘Al basması’ ya da ‘Gebelik lekesi’ olarak bilinen güneş lekeleri (melazma) tedavisinin oldukça zor olduğunu belirtti.

Lekelerin kendiliğinden asla düzelmeyeceğini ifade eden uzmanlar, güneşe mesafeli davranmanın önemine değiniyor. Yaz aylarında bronzlaşmanın büyüsüne kapılanlar pek çok tehlike ile karşı karşıya kalıyor. Güneşin zararlı etkileri, deri yaşlanması ve cilt kanseri ile birlikte deride ömür boyu kalabilen ve kendini tekrarlayan güneş lekelerine sebep oluyor. Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ahu Birol, kozmetik görünüm bozukluğunun kişilerde psikolojik sorunlara sebep olabileceğine işaret etti. Sıklıkla kadınlarda, özellikle koyu tenli kişilerde güneş lekelerinin görüldüğünü aktaran Ahu Birol, “Hastalığın oluşumunda en önemli neden genetik faktör ve güneş ışığıdır. Doğum kontrol hapı kullanımı ve gebelikte ortaya çıkan hormonal değişiklikler hastalığın ortaya çıkışını kolaylaştırır. Melazma güneş gören bölgeler ile sınırlıdır. Özellikle alın, burun, çene, üst dudak ve yanakta yerleşim gösterir. Tedavisi oldukça zordur. Tedavi edilmezse kendiliğinden düzelme ihtimali yoktur. Tedavi sonrası nüks sık görülür. Doğum kontrol hapı bırakılsa dahi pigmentasyon kalıcı olmaktadır. Tedavi uzun süreli uygulanmalıdır” dedi.

18.08.2010


Çay ve tatlıyı yemekle tüketmeyin

DİYETİSYEN Deniz Şafak, iftar yemeğinin hemen ardından çay içilip tatlı yenmemesi gerektiği uyarısında bulunarak iftarla sahur arasında da en az 2 litre su tüketilmesi gerektiğini söyledi.

Bağcılar Belediyesi Ramazan çadırında konferans veren ünlü diyetisyen Deniz Şafak, Ramazan ayında nasıl beslenilmesi gerektiğine dair önemli bilgiler verdi. Sağlıklı beslenmede ilk önceliğin doğru kaynaklardan bilgi almak olduğunu ifade eden Şafak, “Sağlıklı beslenme vücudumuzun ihtiyacı olan besinleri almaktır” dedi. Pek çok hastalığın en önemli sebebinin susuzluk olduğunu ifade eden Şafak, Ramazan ayının yaz mevsimine gelmesiyle vücudun su ihtiyacının fazla olduğuna dikkat çekti. Dr. Şafak, hastalıklardan korunmak için iftarla sahur arasında en az 2 litre su tüketilmesi gerektiğini söyledi. Çay, meyve suyu, ayran gibi diğer içeceklerin suyun yerini tutmadığını anlatan Şafak, mutlaka su içilmesi gerektiğini vurguladı. İftarın yapılmasının hemen ardından çay içilmemesi uyarısında bulunan Şafak, yemeğin hemen ardından içilen çayın vitaminleri öldürdüğünü söyledi. Yine tatlının da yemekle birlikte tüketilmemesi uyarısında bulunan Şafak, çay içmek veya tatlı yemek için yemeğin üzerinden 2 saat geçmesinin daha sağlıklı olduğunu söyledi. Şafak, tatlılardan da şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların tercih edilmesini gerektiğini vurguladı. Sağlıklı beslenmenin önemli olduğunu ifade eden Deniz Şafak, “Kilo problemi için 3 yaşında çocuklarla çalışıyorum. 3 yaşında çocuklar geliyorsa ne oluyor diye oturup düşünmemiz gerekiyor. Onun için bol meyve yemeli, sebzeli yemekleri tercih etmeliyiz. Et tüketimini ise ölçülü yapmalıyız. 2 kap sıcak yemek beslenme için yeterli” diye konuştu.

18.08.2010


Kardiyoloji Uzmanı Dr. Şeker’den kalp uyarısı

KARDİYOLOJİ Uzmanı Dr. Mehmet Şeker Ramazan ayında kalp hastaları için tekliflerde bulundu.

Kardiyoloji Uzmanı Dr. Şeker, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin en önemli ölüm sebeplerinden birisi olduğunu, özellikle gelişen tıbbî imkânlar ile hayat süresinin uzaması ve bu hastalıkların sıklığını, yakalandıktan sonra beklenen hayat süresini uzatmadığını ifade etti. Dr. Şeker, “Oruç tutmaya başlamak ile normal rutin yaşam şeklimizde belirgin değişiklikler olur. Özellikle bu değişikliklere uyum sağlamak Ramazanın ilk haftasında daha zordur. Oruç tutulan süre oruç tutulan mevsim ve memleket şartları ve meteorolojik değişiklikler bu uyum sağlama dönemine iyi ya da kötü etkiler yapmaktadır. Bu Ramazan dönemi gibi yazın sıcak aylarına rastlayan dönemlerde özellikle kaybedilen su miktarının artması ile bu uyum sağlama dönemi daha da uzun ve zor olacaktır. Bu nedenle yeme ve içmenin serbest olduğu dönemlerde kaybedilen sıvı ihtiyacı azamî sınırlarda karşılanmalıdır. Oruç tutmasında sakınca olmadığına karar verilen hastaların ilaç düzenleri doktorları ile görüşülerek yeniden ayarlanmalıdır. Oruçlu olunan dönemde alınan besin miktarının azalması ile kalori alımı da düşmektedir. Ancak hareketsizlik dolayısıyla kalorinin yakılması da azalmaktadır. Bu sebeple dengenin bozulması ile kilo almaya başlanabilir ve kolesterol değerleri istenilmeyen şekilde bozulabilir. Bu sebeple iftarda ağrı ve hazmı zor gıdalar tüketilmemelidir. Ağır yemek tüketimi ile bağırsaklara yönlendirilen kan hacmi artar. Zaten gün boyu kaybedilen su dolayısıyla kanın pıhtılaşma kabiliyeti artacağı için özellikle ciddî damar hastalıkları olan hastalarımızda ani ve hayatî sorunlar doğabilir” ifadesini kullandı.

18.08.2010


Sahura mutlaka kalkılmalı

YOZGAT Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Cahit Kayhan, Ramazanda oruç tutanların mutlaka sahura kalkmaları gerektiğini söyledi.

Sahurun sağlık açısından önemine dikkat çeken Başhekim Kayhan, sahurun bireyleri oruca hazırlayan en önemi öğün olduğunu ifade ederek, “Uyanamama bahanesiyle sahurun asla atlanılmaması gerekir. İftarda yenilen yemeklerle oruç tutulduğunda, açlık dönemi daha da uzar ve kan şekerinin düşmesine neden olur” dedi. Kan şekerinin dengeli gitmesi için sahura mutlaka kalkılması gerektiğinin altını çizen Kayhan şunları söyledi: “Ramazanda bireylerin günlük enerji, protein, vitamin ve mineral ihtiyacı değişmemekte, ancak aç kalınan süre uzamaktadır. Bu nedenle sahurda çok yemek yerine daha yavaş sindirilen ve daha uzun süre tokluk hissi sağlayan proteinli ve lifli yiyecekler tercih edilmelidir. Bu besinler tam tahıllı ürünler, süt ürünleri, et çeşitleri, yumurta, sebze ve meyvelerdir. Lifli yiyecekler tercih edilerek, Ramazanda en sık görülen sorunlardan biri olan kabızlık problemi de önlenebilmektedir. Beyaz undan yapılmış hamur işleri ve şekerli yiyeceklerden ise, insülin salgısını uyararak çabuk acıkmaya neden oldukları ve kabızlığı tetikledikleri için kaçınılmalıdır. Ayrıca bol sıvı tüketilmesi gerekir. Bu nedenle iftar ile sahur arasındaki zamanın iyi değerlendirilmesi ve bol bol sıvı tüketilmesi gerekir.”

18.08.2010


Her yıl 1,8 milyon genç ölüyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 12 Ağustos 2010 tarihinde başlangıcını ilân ettiği ‘’Dünya Gençlik Yılı’’ ile dünya genelinde her yıl meydana gelen ‘’erken ölümlere’’ ve bu ölümlerin sebeplerine dikkati çekmeyi hedefliyor. DSÖ’nün resmî internet sitesinden derlenen bilgilere göre, dünya genelinde her yıl 15-24 yaş grubunda 1.8 milyon genç vefat ediyor. Genç ölümlerin temel sebepleri arasında sigara kullanımı, hareketsizlik, korunmasız cinsel ilişki, trafik kazaları, şiddet olayları ilk sıralarda yer alıyor. DSÖ’nün açıklamasına göre, gençlere ait bazı istatistikler, üye ülkeler sorunların çözümü için acil tedbirleri devreye sokmazsa, geleceğe yönelik karamsar projeksiyonlara sebep olacak veriler içeriyor. Her yıl HIV’e yakalananların yüzde 40’tan fazlası 15-24 yaş grubundan, yine bu yaş grubunda 150 milyondan fazla genç sigara kullanıyor ve her gün dünya genelinde en az bin genç, trafik kazalarında vefat ediyor. ‘’Gençlerin sağlıklı olduğu’’ yönündeki inanışın tekrar gözden geçirilmesi gerektiğine işaret eden DSÖ, erken ölümlerin nedenlerinin iyi bilinmesi gerektiğini, 15-24 yaş grubunda başlayan sigara kullanımı ya da hareketsizlik gibi alışkanlıkların ise yetişkinlik döneminde hastalıklar ve sorunlar olarak bireylerin karşısına çıktığını belirtiyor. ‘’Sağlıklı genç nesiller’’in BM’nin milenyum hedefleri arasında yer aldığını hatırlatan DSÖ açıklamasında, ‘’Büyüme döneminde sağlıklı alışkanlıkları teşvik etmek, genç insanları sağlık risklerinden koruyacak daha iyi adımlar atmak, ülkelerin sağlık ve sosyal altyapılarıyla, yetişkinlerin karşılaşabilecekleri sağlık sorunlarının önüne geçilmesi bakımından hayatî önem taşımaktadır’’ ifadelerine yer veriliyor.

ÖZEL POLİTİKA UYGULANMASI

GEREKEN

KONULAR

DSÖ, üye ülkelerin gençlerin sağlığına yönelik bazı alanlarda özel politikalar uygulamasının önemine işaret ederek, ‘’gençlik yılı’’ boyunca, destek vereceği özel düzenleme gerektiren konuları şu şekilde sıralıyor:

Erken hamilelik: Dünya genelinde her yıl 15-19 yaş grubunda 16 milyon kadın doğum yapıyor. Erken yaşlarda hamilelik ve doğumdaki risk, ileri yaşlardakinden çok daha yüksek oluyor. DSÖ, evlilik yaşına sınırlama getirilmesi, koruma yollarının iyi öğretilmesi ve erken hamileliklerde sağlık kurumlarına erişimin kolayca sağlanması yönünde politikalar geliştirilmesini öneriyor.

HIV: HIV taşıyıcılarının yüzde 40’tan fazlasını 15-24 yaş grubu oluşturuyor. Her gün 2 bin 500 yeni genç insana bulaşan hastalığın önüne geçilebilmesinde, gençlerin bilinçlendirilmesinin hayatî rol oynadığına işaret eden DSÖ, yapılan araştırmalara göre, gençlerin sadece yüzde 30’unun bu virüsten nasıl korunacaklarına dair tam ve doğru bilgiye sahip olduğuna dikkati çekiyor.

Dengesiz beslenme: Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki çocukların önemli bölümü, gençlik dönemine yetersiz beslenmiş ve tam gelişememiş olarak girerken, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, dünya genelinde obez gençlerin sayısı da hızla artıyor. Dengeli beslenme ve egzersizin çocukluk ve gençlik döneminde kazandırılması gereken bir alışkanlık olduğunu belirten DSÖ, ülkeleri özellikle hızla artan obezite konusunda tedbir almaya dâvet ediyor.

Gençlerin ruhsal sorunları: 15-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 20’si, bu dönemde depresyon başta olmak üzere ruh sağlıklarıyla ilgili sorun yaşayabiliyorlar. Gerekli tedbirler alınmazsa, bu sorunlar topluma şiddet, intiharlar ve başka sorunlar olarak geri dönebiliyor. DSÖ, sorunun çözümünde okulların önemli rol oynadığını, artan sorunların uzman kişiler tarafından teşhis edilip çözüm aranması gerektiğini belirtiyor.

Sigara kullanımı: Sigara tiryakilerinin büyük bölümü, bu alışkanlığını gençlik döneminde kazanıyor. 15-24 yaş grubunda 150 milyon kişinin sigara kullandığını ve rakamların arttığını ifade eden DSÖ, sigara reklâmlarının yasaklanmasından, sigara fiyatlarının yeniden düzenlenmesine, kapalı mekânlara yasak getirilmesine kadar bir dizi tedbirin, gençlerin sigaraya başlamasının önüne geçebileceğine dikkati çekiyor.

Aşırı alkol tüketimi: Birçok ülkede gençlerin aşırı alkol tüketiminin erken ölümler kadar, bu kişilerin gelecekteki sağlık sorunlarına da sebep olduğu belirtilirken, alkol tüketiminin riskli davranışları tetiklemesi dolayısıyla, farklı nedenlerden yaralanma, hastalık ve ölümlere sebep olabileceği kaydediliyor.

Şiddet: Şiddet ve şiddet eğilimi de genç ölümlerin temel sebepleri arasında yer alıyor. DSÖ, bu sorunların üstesinden gelebilmek için hükümetlerin gençlere yönelik kapsamlı politikalar üretmesi gerektiğini belirtiyor.

18.08.2010

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Son Dakika Haberleri

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.