11 Kasım 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Güncel

 

Müslümanlar da Dinlerini yaşayabilmeli

Almanya’da, İslâm’ın ve Müslümanları ülkenin bir parçası olup olmadığı tartışmaları sürerken, İslâm ve Müslümanları hedef alan açıklamalara anlamlı bir cevap, araştırmalarıyla uluslar arası Gerda Henkel 2010 ödülüne lâyık görülen Alman bilim insanı Prof. Dr. Gudrun Krämer’den geldi.

İslâm, Almanya’nın bir parçası Araştırmacı Krämer, “İslâm Alman kültürünün yeni bir ögesi, bir parçasıdır” dedi. Almanya ve Batı dünyasında yapılan bir diğer hataya dikkat çeken bilim kadını Prof. Dr. Gudrun Krämer, aşırılık ve terörün İslâmla aynıı kefeye konulmasının yanlışlığına vurgu yaptı. Prof. Dr. Krämer, “Bunları İslâmla aynı keyefe koymak, Aman toplumunun aktüel araştırmalardaki görüşlerine de dayanarak, bütün Alman toplumunun Neonazilerden oluştuğunu söylemek gibi olur. Bir şeyi görmezden gelemeyeceğimiz gibi, diğerlerini de görmek, algılamak gerekir” dedi. Aşırı, köktenci İslâmcıların kendi ülkelerinde bile halkın çoğunluğunu arkasına alamadığını, çoğu zaman yalnız kaldıklarını hatırlatan İslâm bilimci Krämer, bunların görmezden gelinmemesi gerektiğinin altını çizdi.

WULFF’A DESTEK VERDİ

Gudrun Krämer, “İslâm Almanya’nın bir parçasıdır” diyen Cumhurbaşkanı Christian Wulff’a da hak verdi. Prof. Dr. Krämer, “Bu bir gerçeğin tanımlanmasıdır” dedi. Almanya’da milyonlarca Müslüman bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Krämer, anayasaya göre onların da kendi dinlerini pratiğe dökme hakları olduğunu dile getirdi. Araştırmacı Prof. Dr. Krämer, “Tarihte İslâm Alman kültürünün bir parçası değildi. Ama İslâm Alman kültürüne yeni bir öge olarak katılmıştır” ifadelerini kullandı.

11.11.2010


 

‘Mavi Yıldız' koruma altında

Dünya üzerinde yapılan incelemelerde nesli tükenmek üzere olan ve Bern Sözleşmesi gereği ‘çok tehlikeli ve mutlak korunması gereken’ kategorisinde yer alan Amsonia orientalis ‘Mavi Yıldız’ bitkisi Kocaeli Üniversitesi’nde koruma altına alınarak, çoğaltılmaya başlandı.

Mavi Yıldız bitkisi Dünyada sadece Yunanistan’ın kuzeydoğusunda ve Türkiye’nin kuzeybatısında son derece dar yayılış gösteren, nadir ve tükenme tehdidi altında olan bir bitki türü. Yunanistanlı botanikçiler tarafından 1974 tarihinden sonra hiçbir verinin bilim dünyasına sunulmaması, bitkinin sadece Türkiye’de kaldığı bilgisini kuvvetlendiriyor. Yunanlı proje ortakları ile Yunanistan’da yapılacak arazi çalışmaları sonucunda mavi yıldızın sadece Türkiye’de kaldığı kayıtlara geçirilerek, dünyaya ilan edilecek.

11.11.2010


 

Samanyolu’nda yeni keşif

Amerİkan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’nın Fermi Uzay Teleskopu, Samanyolu galaksisinin merkezinde yaklaşık 50 bin ışık yılı genişliğinde ‘dev’ bir yapı gözlemledi.

Bilim dergisi The Astrophysical Journal’de yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, gama ışınlarıyla tesbit edilen kabarcık şeklindeki yapı, aslında galaksinin merkezindeki çok büyük bir karadelikten püsküren kalıntılar olabilir. Virgo (Başak) takımyıldızından, Grus (Turna) takımyıldızına kadar uzanan yapının milyonlarca yıl yaşında olabileceği belirtiliyor. Devasa kabarcığın, milyonlarca yıl önce patlayan bir yıldızın ya da yıldız kümesinin yol açtığı inanılmaz boyuttaki gaz boşalmasından da kaynaklanabileceği kaydediliyor.

11.11.2010


 

118 yıldır şifa dağıtıyor

Ankara’ya 80 kilometre uzaklıktaki Ilıca Vadisi’nde yer alan Ayaş İçmece ve Kaplıcaları, 118 yıldır şifa dağıtıyor. Bin yatak kapasitesine sahip olan Ayaş Kaplıcaları, fizik tedavi merkezi olarak da hizmet veriyor.

Ayaş İçmece ve Kaplıcaları’nın içme suyu kalitesi olarak dünyada üçüncü olduğu belirtiliyor. Karbondioksit ve çeşitli mineraller bakımından muhtevası zengin olan suyun sıcaklığı 51 santigrat dereceye kadar çıkıyor. Kaplıcanın işletme ortağı Muhlis Bal, Ayaş Kaplıcaları’nın 1892 yılında açıldığını ve üç kuşaktır hizmet verdiğini belirterek, tesisin 12 ay boyunca açık olduğunu söyledi.

11.11.2010


 

AB Türkiye’ye ikiyüzlü yaklaşmayı bırakmalı

Türkİye-AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eşbaşkanı Helene Flautre, Türkiye’nin AB katılım müzakerelerini engelleyen Fransa, Almanya ve Kıbrıs Rum kesimine tepki gösterdi.

Flautre, yaptığı yazılı açıklamada, AB Komisyonu’nun yayımladığı İlerleme Raporu’nun, Türkiye’nin AB yolunda sürdürdüğü ilerlemeyi kayda geçirmesinden memnuniyet duyduğunu belirtti. Açıklamasında “AB üyeliği için demokratik ve anayasal reform yolunda ilerleyen Türkiye, hakkaniyetli şekilde övülmelidir” ifadesini kullanan Flautre, önceliğin mevcut reformların uygulanması ve yeni anayasa konusunda fikir birliği sağlanmasına verilmesini istedi. Flautre, Türkiye’nin terörle mücadelesini insan haklarına tam saygılı yürütmesi, ifade ve basın özgürlüğünden taviz verilmemesi gerektiğini ifade etti. Helen Flautre, yazılı açıklamasında şunları kaydetti: “Türkiye-AB ilişkilerinin genel durumu bugün açıklanan İlerleme Raporu’nu gölgeledi. AB’nin göbeğindeki ülkelerin (bilhassa Fransa, Almanya ve Kıbrıs Rum kesiminin) Türkiye’nin AB perspektifini, bu ülkenin uyguladığı reformlardan ve Kopenhag Kriterleri’ne saygı için kaydettiği ilerlemeden bağımsız olarak engelleme isteği kabul edilemez. Bu uygunsuz yaklaşım, Türkiye’deki demokratik reform çabalarına gerçek bir tehdit ve Avrupa projesinin uzun vadeli çıkarlarına muhalefettir. Bu ülkelerin Türkiye’nin katılımına ikiyüzlü yaklaşımını terk etme vakti geldi geçiyor.”

AB taahhütlerini yerine getirsin

DIşİşlerİ Bakanlığı, AB’nin İlerleme Raporu’nda Türkiye’de son bir yıl içerisinde siyasî kriterler açısından sağlanan gelişmelerin kayda geçirilmesinden memnuniyet duyulduğunu bildirdi. Türkiye’nin, stratejik hedef olan AB üyeliği istikametinde üzerine düşenleri kararlılıkla yapmayı sürdürüldüğü vurgulanan Bakanlık açıklamasında, ‘’Aynı zamanda AB’nin de Türkiye’ye yönelik taahhütlerini yerine getirmesini bekliyoruz’’ denildi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, AB Komisyonu tarafından 1998’den bu yana Türkiye için düzenli olarak hazırlanan ve müktesebata uyum konusunda son bir yıl içinde katedilen mesafeyi yansıtan İlerleme Raporu’nun 13’üncüsünün ve AB’nin genişleme gündemine ilişkin tesbit, değerlendirme ve öncelikleri içeren Genişleme Stratejisi Belgesi’nin dün yayımlandığı hatırlatıldı. 2010 İlerleme Raporu’nda, Türkiye’de son bir yılda gerçekleştirilen siyasî reformlara geniş şekilde yer verildiği belirtilerek, ‘’Kayda geçirilen olumlu tesbitler, ülkemizde gerçekleştirilen, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin en yüksek evrensel standartlara yükseltilmesini amaçlayan çalışmaların yansımasıdır. Ülkemizde son bir yıl içerisinde siyasî kriterler açısından sağlanan gelişmelerin İlerleme Raporu’yla bu şekilde kayda geçirilmesinden memnuniyet duyuyoruz’’ ifadesi kullanıldı.

11.11.2010


 

Oyunu reformlarla bozun

nİngiliz "Financial Times" gazetesi, Türkiye'nin AB sürecini değerlendirdiği başyazılarından birinde, AB ile müzakere sürecine başlayan hiçbir ülkenin sonunda reddedilmediğini vurguladı, ama AB'nin oybirliğiyle müzakerelere başlama kararının ardından beş yıl geçtiğini ve ilerlemenin durduğunu hatırlatarak, “2005 yılından bu yana müzakere edilmesi gereken 35 fasıldan ancak 13'ü açılabildi. 18'i ise engellenmiş durumda” ifadesini kullandı.

BAZI AB ÜYELERİ DE TÜRKİYE'Yİ ENGELLEMEKTEN VAZGEÇMELİ “Türkiye'ye üyelik için yol açacağı taahhüdünde bulunan AB, şimdi ayak diriyor” görüşünü dile getiren gazete, bilhassa Fransa'nın ve Rumların çıkardığı engellemelere dikkat çekerken, “Türkiye, fasıllar müzakereye açılmasa da reformları sürdüreceğini açıkladı. Bu doğru bir hamle. Türkiye Reformları uygulayarak kötü niyetleri ortaya çıkarabilir. AB üyesi ülkeler de Ankara'nın AB yolunu engellemeye son vermeli” diye yazdı. FT: Oyunu reformlarla bozun İngiliz “Financial Times” (FT) gazetesi, “AB üyesi ülkelerin, Ankara’nın AB yolunu engellemeye son vermesi gerektiğini” yazdı. Gazete dünkü sayısında yer alan başyazılarından birinde, Türkiye’nin AB üyelik süreci değerlendirildi. “Türklerin Umutsuzluğu” başlıkla yazıda, AB ile müzakere sürecine başlayan hiçbir ülkenin sonunda reddedilmediği kaydedildi ve “Türkiye, başvurusu reddedilen ilk ülke mi olacağı şeklindeki merakında haklı görülebilir” denildi. AB’nin oybirliğiyle müzakerelere başlama kararının ardından beş yıl geçtiği ve ilerlemenin durduğu belirtilen yazıda şunlar kaydedildi: ”Türkiye’nin üyeliğine karşı olanlar, bunu geciktirmek için kitaptaki tüm hileleri kullanıyor. Gerçeği gizleyip, kaçamak tutum almaları yanılgıya dayanıyor. Türkiye gibi hızlı büyüyen ve Ortadoğu’da etkili olan bir ülkeyi kabul etmek, AB’yi ekonomik ve stratejik olarak güçlendirir. AB liderleri Türkiye’nin üyeliğini desteklemeli.” Bunun, Türkiye’nin “AB’ye üye olmaya tam olarak hazır olduğunu söylemek anlamına gelmediği” ifade edilen yazıda, AB ilerleme raporunda da belirtilen Türkiye’deki dinî ve etnik azınlık hakları ve basın özgürlüğü gibi konuların önündeki engellerin aşılması gerektiği vurgulandı.

“KÖTÜ NİYET ORTAYA

ÇIKARILABİLİR”

Türkİye’nİn üyeliğinin önündeki tek engelin bu standartlardaki uyuşmazlık olmadığı belirtilen yazıda, şöyle denildi:”Türkiye’ye üyelik için bir yol açacağı taahhüdünde bulunan AB, şimdi ayak diriyor. 2005 yılından bu yana müzakere edilmesi gereken 35 fasıldan ancak 13’ü açılabildi. 18’i ise engellenmiş durumda ve çoğu Türkiye’nin üyeliğine muhalefetlerini açıkça ilan eden Fransa ve Kıbrıs gibi ülkeler tarafından ve apaçık siyasî nedenlerle... Türkiye, beğeni toplayan bir şekilde, fasıllar müzakereye açılmasa da, bu alanlarda reformlar yapmayı sürdüreceğini açıkladı. Bu doğru bir hamle. Reformları uygulayarak Türkiye, Avrupa’nın kötü niyetini ortaya çıkarabilir.” Gazete, Türkiye’nin üyeliği önündeki en ciddî engellerden birinin, Türk kamuoyunun AB üyeliği isteğini kaybetmesi olduğunu ve üyeliğe muhaliflerin bunu umduğunu da yazdı. Ülke içinde AB üyeliğine desteğin düştüğü, Türkiye’nin üyeliğinin en büyük destekçileri olan İngiltere ve İspanya’nın daha az ses çıkardığı kaydedilen FT’deki yazıda şu ifadelere yer verildi: ”Bu ülkeler pozisyonlarını daha güçlü savunmalı. Engellenen fasılların görüşülmeye başlanması için bastırmaları iyi bir etki yapabilir. Kıbrıs sorununun çözümü için bir yol bulunmalı. Kıbrıs’ı Türkiye ile sorunu bitmeden üyeliğe almak ciddî bir hataydı. AB, Kıbrıs sorununun çözümü için daha fazla şey yapmalı. Bu kolay olmayacaktır, ama ödül daha güçlü bir birlik olacaktır.”

11.11.2010


 

Kürtçe savunma talebi reddedildi

Terör örgütü PKK’yı da bünyesinde bulunduran Kürdistan Toplular Birliği (KCK/TM) ana dâvâsını tıkayan Kürtçe savunma talebi reddedildi.

Diyarbakır 6’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nin Kürtçe savunma ve tercüman atanması ile ilgili kararına karşı sanık avukatlarının 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yaptığı itiraz karara bağlandı.

Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi oy birliğiyle, sanık avukatlarının itirazını reddetti. Mahkeme gerekçesinde, sanıkların kollukta ve nöbetçi hâkimlikte Türkçe savunma yaptıklarını hatırlatarak, sanıkların Türkçe bildiklerinin anlaşıldığını belirtti. KCK duruşmasında Kürtçe savunma krizi geçtiğimiz hafta Çarşamba günü Kamuran Yüksek’in tüm sanıklar adına 30 sayfalık Kürtçe savunmayı okumak istemesi ve mahkeme heyetinin bunu reddetmesi üzerine kriz çıkmıştı. Son duruşmada mahkeme avukatlardan talep gelmediğini belirterek kararını tekrar açıklamıştı. Bunun üzerine avukatlar, “Mahkemeye sunduğumuz dilekçe ile mahkemenin talebin reddine ilişkin ara kararının, değerlendirilmek üzere 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesini talep ediyoruz” demişti. Mahkeme heyeti, sanık avukatlarının hazırladığı dilekçenin, dosyada bulunan Kürtçe savunma ve tercüman talebinin reddine ilişkin kararla birlikte değerlendirilmek üzere 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesini kararlaştırmıştı. Son duruşmada ise KCK sanığı Selma Irmak, Kürtçe konuşarak savunmasını Kürtçe okuyacağını söylemişti.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan 7 bin 578 sayfalık iddianamede, 104’ü tutuklu 152 kişi hakkında ‘devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma’, ‘örgüt üyesi ve yöneticisi olmak’, ‘örgüte yardım etmek’ iddiasıyla ‘15 yıl’ ile ‘ağırlaştırılmış müebbet’ arasında değişen hapis cezaları isteniyor.

11.11.2010


 

Şahin, BDP’ye SPK’yı hatırlattı

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, BDP Grup toplantısında Türkçeden başka bir dille hitap edilmesinin Siyasî Partiler Kanunu’nun 81. maddesinin hükümlerine aykırı bir faaliyet olduğunu belirterek, ‘’Tüm siyasî partilerimizin, onların yetkililerinin bu kurallara uymaları gerektiğini TBMM Başkanı olarak hatırlatıyorum.

Aksi halde yasalarda bu tür davranışlara hangi sonuçlar bağlanmışsa onlar ile ilgili işlem yapılır’’ dedi. Şahin, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Osman Budak ve beraberindeki heyeti kabulünde soruları cevapladı. BDP Grup Başkanvekili Bengi Yıldız’ın önceki gün grup toplantısında Kürtçe konuşmasıyla ilgili bir soru üzerine Şahin, şunları kaydetti: ‘’Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuralları olan bir devlettir. Siyasî partilerimizin uyması gereken esaslar hem Anayasamızda hem de Siyasî Partiler Kanunu’nda açıkça ifade edilmiştir. Siyasî partiler, tüzük ve programlarının yazımı ve yayımında, kongrelerinde, açık ve kapalı salon toplantılarında ve propagandalarında Türkçeden başka bir dil kullanamazlar. Bu yasalarımızda açıkça bellidir. Dolayısıyla siyasî partilerimiz de bu yasalar çerçevesinde faaliyette bulunmalıdırlar. TBMM’de grubu bulunan bir siyasî partinin grup toplantısında Türkçeden başka bir dille hitap edilmesi Siyasî Partiler Kanunu’nun 81. maddesinin hükümlerine aykırı bir faaliyettir. Tüm siyasî partilerimizin, onların yetkililerinin bu kurallara uymaları gerektiğini TBMM Başkanı olarak hatırlatıyorum. Aksi halde yasalarda bu tür davranışlara hangi sonuçlar bağlanmışsa onlar ile ilgili işlem yapılır.’’

11.11.2010


 

Cephe ülkesi olmayalım

Amerikan CNN televizyonu, “ABD ve müttefiklerinin, İran’ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin Türkiye’de yapılmasını istemediğini ve başka bir yer önereceğini” öne sürerken, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley de, İran ile ‘’5 artı 1’’ ülkeleri arasındaki toplantının yeri ve tarihi konusunda henüz bir netlik bulunmadığını ifade etti.

Nükleer pazarlıkta Türkiye devre dışı mı? NATO'nun 19-20 Kasım'da Lizbon'da yapılacak olan zirve toplantısının tarihi yaklaşırken, Türkiye'de kurulması öngörülen füze kalkanıyla ilgili tartışmalar devam ediyor. Türkiye'nin konuyla ilgili nihaî tavrının, “Soğuk Savaşta olduğu gibi bir cephe ya da kanat ülkesi olmayacağız” diyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun açıkladığı çizgide kalıp kalmayacağı konusu ise belirsizliğini koruyor. NATO’nun yeni Stratejik Konsepti’nin kabul edileceği ve aynı zamanda füze savunma sisteminin de gündemin önemli maddeleri arasında yer alacağı Lizbon zirvesi yaklaşırken, zirvede NATO’nun geleceği açısından önemli kararlar alınması bekleniyor. NATO’nun 19-20 Kasım’da Lizbon’da düzenlenecek devlet ve hükümet başkanları zirvesinin en önemli gündem maddelerini yeni Stratejik Konsept, füze savunma sistemi, Afganistan ve NATO-Rusya ilişkileri oluşturuyor. Türkiye’yi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığındaki heyetin temsil edeceği zirvede, yeni Stratejik Konsept, füze savunma sistemine ilişkin belge ve Afganistan ile ilgili çeşitli belgelerin kabul edilmesi bekleniyor. Zirveye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da katılacak. Türkiye, füze savunma sistemine (FSS) ilkesel olarak karşı çıkmazken, bazı beklenti ve hassasiyetlerinin de göz önünde bulundurulmasını istiyor. ABD’nİn İran ile Batı arasındaki müzakerelerin Türkiye’de gerçekleşmesini istemediği bildirildi. Amerikan CNN televizyonu, “ABD ile müttefiklerinin, İran’ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin Türkiye’de yapılmasını istemediklerini” öne sürdü. CNN, diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimî üyeleriyle Almanya’nın müzakerelerin nerede yapılacağına ilişkin olarak, Türkiye yerine başka bir mekân önereceklerini belirtti. Müzakereler için tarih olarak da 23 Kasım ya da 5 Aralık’tan birinin teklif edileceği vurgulandı. Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley ise tarih ve yer konusunda henüz bir netlik olmadığını söyledi.Crowley, bu konuyu ortaklarıyla istişare ettikten sonra resmî cevabı vereceklerini kaydetti. Öte yandan İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ülkesinin nükleer programını Batılı ülkelerle görüşmeyeceğini söyledi. İran, Batılı ülkelerle en son 1 Ekim 2009’da Cenevre’de müzakerelerde bulunmuştu.

TÜRKİYE’NİN ÜÇ TEMEL İLKESİ

Türkiye’nin sistem konusunda genel olarak 3 temel ilkesi bulunuyor. Bu ilkeleri Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Çin ziyareti sırasında soru üzerine şöyle sıralamıştı: “Birinci olarak Türkiye, NATO’nun dışında, NATO tarafından ikna edilen, tek başına bir ülke değil, NATO’nun merkezinde yer alan bir ülke... NATO, bir bütün olarak savunma konseptini belli aralıklarla gözden geçirir, güvenlik örgütü olarak da gerekli tedbirleri alır. Türkiye’nin de bu tedbirlere muhalefet etmesi diye bir şey söz konusu olmaz. Çünkü bu bir güvenlik örgütü ve gelebilecek güvenlik risklerinin planlaması yapılır, bundan daha doğal bir şey yok. Balistik füzeler de dünyada bir tehdittir, nükleer tehdit de vardır, terör tehdidi de vardır. (İkinci olarak) böyle bir güvenlik yapılanması olduğunda, NATO’nun “güvenliğin bölünmezliği ilkesi” etrafında, hiçbir ülkenin güvenliğinin göz ardı edilmemesi gerekir... Türkiye’nin belli bölgelerinin dışarıda kalmasına bağlı bir savunma anlayışı da kabul edilemez. Türkiye’nin bütünüyle içine alınması gerekir. NATO üyesi ülkelerin de bütününü kapsaması gerekir. Üçüncü olarak ise bizim açımızdan, biz çevremizde bize dönük bir tehdit algılamasına sahip değiliz. Yani komşu ülkelerin herhangi birinden... Bu İran, Rusya, Suriye ya da başkaları olabilir, kim olursa olsun... Türkiye, Soğuk Savaş’ta olduğu gibi bir cephe ya da kanat ülkesi olmayacaktır... NATO’nun tehdit tanımlaması ve planlamalarını yaparken bütününü kuşatması ve bu tehdit tanımlamasında Türkiye’yi bir grup ülkeyle coğrafi olarak karşı karşıya getirecek bir formülasyonun dışında kalması gerekir.”

NATO ÜYELERİNİN ÇOĞU TÜRKİYE İLE

Edinilen bilgiye göre Türkiye’nin FSS hakkındaki beklenti ve hassasiyetleri konusunda, özellikle de “kapsayıcılık” ilkesinde olumlu bir noktada bulunuluyor. İran’ın ismen zikredilmesine de NATO üyelerinin büyük bir bölümünün Türkiye ile birlikte karşı çıktığı belirtiliyor. Lizbon’da düzenlenecek zirvede FSS hakkında siyasi, temel bir çerçeve kararı alınacak. Nereye neyin yerleştirileceği gibi sistemin teknik boyutu ise zirve sonrasında yapılacak çalışmalarda belirlenecek. Devlet ve hükümet başkanlarının aldığı karar, bu teknik çalışmaların yürütülmesi için zemin oluşturacak. NATO zirvesinde ele alınacak önemli üçüncü gündem maddesini de Afganistan oluşturuyor. İttifak, Afganistan’da kritik bir noktaya geldi, çünkü Afganistan, 2011 yılında vilayetler düzeyinde kendi güvenlik sorumluluğunu üstlenmeye başlayacak. Bunun için de Afgan ordusu ve polis gücünün arzu edilen düzeye erişmesi önem taşıyor. Bu çerçevede Türkiye de çok önemli görevler üstleniyor. Zirvenin önemli gündem maddelerinden birini yeni Stratejik Konsept oluşturuyor. Halen geçerli olan konsept 1999 yılında kabul edilmişti. Aradan geçen 11 yılda uluslararası güvenlik ortamındaki değişiklikler göz önünde bulundurularak, yeni bir konseptin oluşturulması kararlaştırıldı.

11.11.2010


 

HÜKÜMLÜLERE, AÇIK GÖRÜŞ

Cezaevlerİndekİ tutuklu ve hükümlüler, bayram süresince açık görüş yapabilecekler. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in imzasıyla Cumhuriyet başsavcılıklarına, ceza infaz kurumları ile tutukevlerinde Kurban Bayramı dolayısıyla açık görüş yaptırılmasına ilişkin genelge gönderildi.

Kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan tüm hükümlü ve tutuklulara açık görüş yaptırılacağı belirtilen genelgeye göre, Adana E Tipi, Ankara 1 ve 2 No’lu L Tipi, Alanya L Tipi, Antalya E ve L Tipi, Aydın E Tipi, Balıkesir L Tipi, Bursa E Tipi, Çorum L Tipi, Denizli D Tipi, Diyarbakır E Tipi, Gaziantep E Tipi, İzmir-Buca Kapalı, Maltepe 1, 2 ve 3 No’lu L Tipi, Mersin E Tipi, Metris 1 ve 2 No’lu T Tipi, Ümraniye E ve T Tipi, Osmaniye T Tipi, Silivri 3, 4, 5, 6, 7 ve 8 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarında kalan hükümlü ve tutuklular, 18-22 Kasım tarihlerinde 5 gün açık görüşten yararlanabilecek. Diğer bütün ağır ceza merkezi ve müdürlük teşkilatı bulunan bağlı kapalı ceza infaz kurumlarında kalan hükümlü ve tutuklulara 18-22 Kasım tarihlerinde Cumhuriyet Başsavcılıklarının görüşü alınarak kurum tarafından belirlenen 4 gün açık görüş yaptırılacak

11.11.2010


 

YÖK BaşkanI Yusuf Zİya Özcan: Katsayı ve başörtüsü halloldu

.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, göreve geldiği dönemde en önemli sorun olarak katsayı ve başörtüsünü gördüğünü belirterek, ‘’İkisi de hallolmuş durumdadır. Mümkün olduğu kadar insanları tatmin edecek derecede halloldu’’ dedi. Anadolu Ajansı’nı ziyaret eden Özcan, görev süresinde yaptığı çalışmaları anlatarak, gündemdeki konularla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Görevinde üç yılı 10 Aralık 2010’da tamamlayacak olan Özcan, ‘’Başörtüsü sorunu bitti mi üniversitelerde?’’ sorusuna şöyle cevap verdi:’’Bize göre bitti ve biz artık o işe karışmıyoruz. Artık siyasilerin işidir, onlar yapacaklar. Biz üniversiteler tarafını hallettik gibime geliyor. Üniversite zaten istiyor bunu. Herkesin üniversitelerde başörtüsünün serbest olması konusunda konsensüsü var. Bütün partilerin var, halkımızın da var. Bence bitmiştir’’ cevabını verdi.

‘’Rektörler arasında da konsensüs var mı?’’ sorusu üzerine Özcan, ‘’Yüzde 98 var. Belki bir-iki tane üniversitemiz vardır, bu konuda farklı görüşe sahip. Bence onlar kendileri hallederler bundan sonra’’ diye cevapladı. ‘’YÖK Başkanlığına geldiğinizde en önemli sorun olarak katsayı ve başörtüsünü mü görüyordunuz?’’ sorusunu Özcan, ‘’İkisini görüyordum, ikisi de hallolmuş durumdadır. Mümkün olduğu kadar insanları tatmin edecek derecede halloldu. Yüzde yüz olmadıysa bile katsayıda küçük birşey kaldı. Başörtüsünde de itiraz eden bir tane üniversite bile olsa yüzde yüz bir konsensüsten bahsedilemez ama çok yüksek oranda bir konsensüsle kabul edildi diyebiliriz’’ diye cevapladı.

Kalan bir yıllık görev süresinde yapmayı planladığı çalışmaları da anlatan Özcan, en büyük hedeflerinden birinin Türkiye Akreditasyon Kurumu’nu kurmak olduğunu ifade etti. Özcan, bu çerçevede YÖK’ü sadece idari ve mali denetim yapar hale getirmeyi hedeflediklerini ifade etti. Üniversite sayısının son birkaç yılda arttığı anımsatılarak, artışın devam edip etmeyeceğinin sorulması üzerine Özcan, ‘’Özellikle vakıf üniversiteleri açma şartlarını biraz ağırlaştırarak devam edelim diyoruz. Mesela şimdi vakıf üniversitesi kurmak için 15 milyon TL mal varlığı istiyoruz. Bunu birazcık yükseltelim istiyoruz. İyiler, sağlamlar gelsin. Devlet üniversiteleri de artık her ilde olduğuna göre, bazı illerde ikişer tane oldu, çok gerekmedikçe açmayalım, mevcutları büyütelim diyoruz. Plan böyle’’ diye konuştu.

11.11.2010


 

Erdoğan: Gündemde bedelli askerlik yok

Başbakan Erdoğan, sözleşmeli er modeli ile ilgili hazırlıkların kendilerine geldiğini belirterek, “Bunun üzerinde bizim de bir çalışmamız var. İş, şu anda ilerliyor. Ama bedelli kesinlikle şu anda gündemde yoktur. Bunun bilinmesini isterim” dedi.

Bedelli askerlik yok Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sözleşmeli er modeli ile ilgili hazırlıkların kendilerine geldiğini belirterek, ‘’Ama bedelli kesinlikle şu anda gündemde yoktur. Bunun bilinmesini isterim’’ dedi. Güney Kore’ye hareketinden önce Esenboğa Havalimanı’nda soruları cevaplayan Başbakan Erdoğan, bedelli askerlikle, dövizli askerliğin toplumda karıştırıldığını belirterek, ‘’Dövizli askerlik başka bir konu, bedelli askerlik başka bir konu’’ dedi. Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: ‘’Dövizli askerlik yurt dışında mesaisi olan belli bir süre ki 3 yıldır, hatta gün olarak da belirlenen bir süreçtir. Ve orada bütün sigortalı bir eleman olarak çalışmış olduğunu ispat etmesi gerekiyor. Ondan sonra da belirlenen döviz miktarı neyse o döviz miktarını ödemek suretiyle gelip burada dövizli askerliği 21 gün olarak yapıyor. Olay budur. Bedelli ise yurt içine yönelik bir olay fakat şu anda gündemde kesinlikle böyle bir şey yok. Bunu bilmenizi isterim.’

11.11.2010


 

Erdoğan yeni anayasa,Çubukçu yönetmelik dedi

Başbakan Erdoğan, ilkokulda başörtü tartışmaları konusunda yeni anayasayı işaret etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, G20 zirvesine katılmak için Güney Kore’ye hareketinden önce Esenboğa Havalimanı’nda açıklamalar yaptı ve gazetecilerin sorularını cevapladı.

Başbakan Erdoğan, ilkokuldaki başörtüsü tartışmaları ile ilgili bir soru üzerine özetle şunları söyledi: "Başörtüsü konusunda milletvekili seçimi ve yeni anayasayı önemsiyorum. Halkımızla birlikte bu sorunları aşacağız” dedi. Öte yandan Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Plan ve Bütçe Komisyonunda bakanlığının bütçesi üzerindeki görüşmelerde, milletvekillerinin soru ve eleştirilerine cevap verirken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül’ün başörtüsüyle ilgili sözlerini tercüme etmeye gerek olmadığını, ilk ve orta öğretim kurumlarında, öğrenci ve öğretmenlerin kıyafetlerini belirleyen, okullara başı açık gidilmesi gerektiğine yönelik yönetmelik olduğunu hatırlattı. Çubukçu, ‘’Ben Milli Eğitim Bakanı olarak ilk ve orta öğretim okullarındaki kılık kıyafet yönetmeliğinin açık olduğunu hatırlatıyorum’’ dedi.

11.11.2010

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Son Dakika Haberleri

Bütün haberler

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.